15 Temmuz kehaneti

Başbakan: “Esas kanaati kendim oluşturdum. Cumhurbaşkanımızla istişare ederek, beraber konuştuk, bunun F..Ö’cülerin asker içerisinde bir kalkışması olduğu kanaatine vardık. (…) O anda doğru da olabilirdi, yanlış da.” (Fikret Bila, Milliyet )

249 şehid, binlerce yaralı, yüzbinleri bulan tutuklu, dâvâlı ve ihraçlarla milyonları etkileyen ve memleketi kaosa ve nifaka sürükleyen, hain darbe girişiminin failleri; hukuk yerine bir tek kişinin kanaatine kalmışsa vay halimize!

Günlerce ard arda dizilen domino taşlarının bir fiske ile devrilmesi gibi, senelerin birikimi ve emekleri bir anda berheva oldu.

Osmanlı’nın yıkılmasıyla adına Cumhuriyet dediğimiz, ancak bir türlü cumhurun tam mânâsıyla temsil edilmediği bir rejim kararsızlığıyla, düşe kalka bu günlere geldik.

Ancak geliş ki ne geliş, bir ileri iki geri. Tam teneffüs edecekken bir bulut bir toz duman, bir fırtına ki elde edilen bütün kazanımlar bir anda berheva olup, giderlere bile yetmiyor. Müflis bir tüccara döndük demokrasi çarşısında.

Darbe kader oldu sanki. Avrupalılar soruyor; “Neden İslâm memleketlerinde darbe bir gelenek oldu?”

Gel de cevap ver!

İç ve dış mihraklar bize nefes aldırmıyor tamam. Peki ya bize ne oluyor ki bu mihrakların meydanı boş bulup cirit atmasına fırsat verecek fitnelere teşne oluyoruz?

BİR ZAMAN…

– M. Kemâl olmasaydı memleket Yunan’ın, İngiliz’in olacaktı…

– M. Kemâl aslında dindardı. Bertaraf edilen hocalar var ya!

– O yaşasaydı bizim partiden olurdu.

– Biz Allah Allah diye geri kaldık, topla tüfekle ileri gideceğiz…

– M. Kemâl, bizi gericilerden kurtarıp çağdaş medeniyetler seviyesine çıkardı..

İHTİLÂL PARANOYALARI…

– İrtica hortladı.

– Bizi İran’a çevirecekler.

– Başörtüsü gelirse bize de çarşaf giydirecekler.

– Siyasîler tencereyi pisletti. Onlar yüzünden bu anarşi bu terör.

– 12 Eylül olmasaydı, memleket kan gölüne dönecekti. Bu ihtilâl Niğbolu’dan, Mohaç’tan da üstün..

DÜN..

– Azizim bu cemaat var ya! Çok güzel hizmet ediyorlar, baksanıza heryerde okul, hastahane. Doktorları bile dindar-başörtülü, insanın hasta olası geliyor. Çocuğumu onların mektebine gönderdim, sen de göndersene!

– Haydi kalkın gidelim kermesleri var.

– Polisimizin, askerimizin namaz kılması ne saadet. Rabbim bu günleri de gösterdi ya! Çok şükür.

BU GÜN…

Öküz öldü ortaklık bozuldu. Dershaneler, 17-25 Aralık, MİT tırları vs. siyaset, cemaati toptan PDY ilân etti.

– Duydun mu bunlar devlette yapılanmışlar. Paralel, paralel..

Bütün mallarına el koyacaksın; hastahane, okul, gazete, tv, ne varsa ellerinden alacaksın. Ekmek bile vermeyeceksin… Ağaç kökü yesinler…

15 TEMMUZ GECESİ…

– Yok yok bunlar örgüt, darbeyi onlar yaptı. Kasap-manav, dişçi-öğretmen, bebek, hasta, yaşlı gazeteci, iş adamı içeri tıkılsın. Beter olsunlar, bunların hepsi terörist.

– Vatan haini bunlar, mezar bile vermeyeceksin, namazları da kılınmaz…

Tam bir deli sarmalı yaşıyoruz.

Hani derler ya; bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz. Kim dedi, kime dedi, ne için dedi, hangi makamda dedi, tatile çıkınca; bizim muhtar vur dedi, biz de vurduk.

Niye vuruyoruz, kimin için vuruyoruz, kimlere vuruyoruz, neremize vuruyoruz tam bir kör savaşı ki, bu fırtına, bu alabora dindikten sonra ancak anlarız enkazın ve tahribatın ne denli büyük olduğunu.

O NE DERSE EVET DİYECEK ADAMLARI VAR

Bir gün Hz. Ali’nin taraftarlarının yoğun olduğu Kûfe’den bir Arap, devesiyle Şam’a gelmiş. Şam sokaklarında dolaşırken biri ona yanaşmış:

– Ver o dişi deveyi bana! demiş. Tartışma büyümüş, Kûfe’den gelen adam, “Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir” diye itiraz etmişse de anlaşamamışlar. Konu Muaviye’ye yansımış.

Halk meydanda toplanmış… Hz. Muaviye, Kûfe’den gelenle Şam’da deveye sahip çıkan yerliyi dinledikten sonra, kararını açıklamış:

– Bu dişi deve Şamlınındır!

Sonra toplananlara dönmüş ve sormuş:

– Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?

Cemaat hep birlikte bağırmış:

– Şamlınındır!

Kûfeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Hz. Muaviye onu yanına çağırmış:

– Ey Kûfeli, dinle! Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. Kûfe’ye dönüşte Ali’ye de ki; Muaviye’nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk alsın!

Belki Muaviye’nin her şeye evet diyecek çok adamları vardır, ancak Hz. Ali’nin, zulümlere ‘Hayır’ diyecek Saidleri, Zübeyirleri var.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*