24 Haziran ne getirecek, ne götürecek?

Doğu veya Batı

Önce, Türkiyemizin kazasız belasız bir şekilde bir seçimi arkasında bırakmış olması, sevineceğimiz bir husus. Dünyanın kaderini etkileyen coğrafyada, küresel çatışmaların nirengi noktasını teşkil eden bir eksendeki bu suhûletli geçişte, dinin toplum üzerindeki etkisini asla azımsamamamız gerekiyor, düşüncesindeyiz.

Okuyucularımız, böyle bir tablo beklentisi içinde olduğumuzu biliyorlar. Fırtınaları tetikleyecek kadar radikal değişimlerin bize zarar vereceğini yazmıştık. Erdoğan karşıtlığının çatışmaya müsaade etmeyeceği ve AKP´nin “ alternatifsizlik !“ türküsünü çağıramayacağı bu yeni dönem, millet olarak bizden “uzlaşma !“ istiyor. 2002´den 2018´e; neocon ve neoliberal siyasetlerle bütün unsurları arasında fitne ateşleri yakılan Türkiye´de, hala kayda değer maddi bir yangının çıkmamasına şaşıranlar, Anadolu´yu yeniden laboratuvarlarına aldıklarından da haberimiz var.

Henüz AKP kurmaylarının kafalarında da oturmamış ve berraklaşmamış bir “ başkanlık “ sisteminin kendileri için kurtuluş olmadıklarını görecekler. Eski hal muhal olduğuna göre, Erdoğan´ın meclis dışından atayacakları insanlarla saraydan ülkeyi idare edemeyeceği mutlaka görülüyordur. Seçime gidilerek altıyüz insanı “ milletin vekilleri “ seçtiğimize göre ve medeni dünyaya da rejimizin “ demokrasi ! “ olduğunu deklare ettiğimize göre; Cumhurbaşkanı ancak meclis eliyle icraatlarını yapacaktır. Hem de fevkalade renkli bir meclis… Kürt ırkçılarından Türk ırkçılarına… Geleneksel sosyal demokrat Halk Partilerden Ulusalcı Kemalistlere… Siyasal İslamcılardan dinî cemaat temsilcilerine kadar… Sayın Erdoğan´ın en büyük başarısı; ustalığını bu çeşitliliğin harmonisini teşkil etmede göstermesi olacaktır. Henüz siyasetin yeni yüzünü gören ve “ gerçek demokrasi “ ile tanışamamış 140´a yakın milletvekiliyle Cumhurbaşkanı demokrasi öğretmenliği kürsüsüne geçemezse, siyasetteki sonunu hazırlayacak yeni seçimleri düşünmekten başka bir şey yapamayacaktır.

12 Eylül Felaketini, 24 Haziran süreci bitirecektir…

Siyasette sular, esas mecrasını bulmak üzere akmaya devam ediyor. Zira setler ve barajlar patladı. Kemalizmin nifak tezgahında dokuduğu yalancı kimlikler de çöpe atılmaya başlandı. Demokrasinin, Türk milletine 12 Eylül öncesindeki şahsiyetini ve asıl kimliğini kazandıracağına olan ümidimiz sürgün vermeye başladı. Bütün bu olan bitenlerin; “yeni barış süreci“ içinde oluşmaya başlaması fevkalade önemli… Artık dinsizlik cereyanlarının ve komünizmin hâmisi bir anamuhalefet partisi yok. CHP´nin bu seçim sürecinde dini ve millî köklere sahip çıkma gayreti, başlı başına bir güzelliktir, Türkiye için… Cumhurbaşkanı ve âvanesinin Siyasal İslam´ın ayrıştırıcı, incitici ve nezaketsiz üsluplarının da 24 Nisan süreci tarafından rehabilite edileceği kanaatindeyiz. Bu yeni meclisin, AKP´nin geçen dönemlerinden gelen sorumsuz, menfaat odaklı, adaletsiz ve ufuksuz icraat ve siyasetlerine son vereceğini düşünmek, normal muhakemenin sonuncusu olsa gerek.

Bedîüzzaman Hz.´leri, bir hakikatin binlerce yalanı yok edeceğini söylüyor. Zeki, uyanık ve cesur tek bir milletvekilinin bile, bu yeni meclis ile “demokrasi sürecini“ başlatabileceğine olan ümit, şu seçim sonuçlarından sonra hakikaten bize güven veriyor.

KOALİSYONLAR DÖNEMİ…

Ufuksuz ve zamanı doğru okuyamayan siyasetçiler, hep koalisyonların aleyhinde konuştular. Hürriyetler asrında ve ileri demokrasilerde koalisyonların bir çeşitlilik, bir renklilik ve millet iradesiyle birlikte ülkeyi yönetmek olduğunu, Avrupa çoktan keşfetti. insanlık yarım asır önceki haliyle koalisyonlarda zorlanıyordu. Fakat zamanımızda farklı düşüncelere ve dünya görüşlerine (temel insanî değerlerle çatışmayacak şekilde) meydan açan koalisyonlara tahammül edemeyenler, demokrasiyi başaramazlar.

Türkiye bu yeni dönem ile “magazin çukurlardan“ kurtulacaktır. Okumayan, düşünmeyen ve tahlil edemeyenlerin sürü muamelesi göreceği önümüzdeki zamanlarda, ilim ile sevgi elele vererek demokrasiyi geliştireceklerdir. İtirazların şahıslara ve guruplara değil, düşüncelere ve bazen de kimliklere yapılacağı bir döneme girdiğimizi birlikte göreceğiz. İstikrarın tek bir partinin müstebidâne icraatında olmadığını; kural ve prensiplere bağlı adaletli siyasetle çok partili hükümetlerle de yakalanabileceğini Türkiye inşaallah görecektir.

Sayın Erdoğan, MHP´nin “erken seçim “ çağrısını fırsata çevirip baskına tevessül  ettiğinde, zaten bir koalisyon yoluna girmişti. Asıl olan yalnızca MHP ve BBP ile değil, mecliste temsil edilen tüm görüşlerle ülkeyi yönetmektir. Kendisini afişlere; Usta, Cesur, Yürekli, Tecrübeli ve Kahraman olarak halka ilan ettiren sayın Erdoğan´a; milletimizin çok büyük bir fırsat sunduğunu hepimiz görüyoruz.

DEMOKRASİ OLMADAN ASLA !…

Ülkenin üzerinde münakaşa ettiği bir çok önemli olay dünde kaldı, istemeseniz de efkar-ı amme unutacaktır. Fakat demokrasi olmadan bu kadar renkli bir meclisi, yirmi yedi farklı dili konuşan Türkiye´yi ve global cereyanlarca ablukaya alınmış ülkeyi idare edemeyeceğine, başta Cumhurbaşkanı inanmalı ve bu itikad ile kürsüye geçip ilk altı ayda, tüm vekilleri ve danışmanlarıyla “ demokrasi “ dersine çalışmalı. Hem yasamada, hem ülkenin önceliklerinde, hem toplumun hassasiyetlerinde ve hem de dış politikada, tüm üyelerce anlaşılabilecek ortak bir dil acilen bulunmalıdır. Aksi takdirde, tarihteki “Babil Kulesi´nin inşaatındaki“  topluluklara – Allah göstermesin – dönüşebilir, Millet Meclisi… Bu ise, ister istemez yeni bir erken seçimi, yani Sayın Erdoğan´ın siyasî hayatının bitişini netice verebilir.

image_pdf
Şükrü Bulut

Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü / Eğitimci – Yazar

BENZER KONUDA MAKALELER:

4 Yorum

  1. Bundan daha güzel bir yorum olamaz.Gerçekten risalei nurların akıldan kalbe inişi bu.tebrik ediyorum

  2. Inaniyormusunuz üstada o kadar kötülük yapmış olan bir Parti
    Başa gelince şimdiki gibi dinimizi yaşayabileceyiz

    • BU BİR TAVZİHTİR.

      T.y. rumuzlu okuyucumuzun yorumu üzerine şu noktaları okuyucularımızın dikkatine arz etmek isterim:

      1) Yeni Asya camiası, 12 Eylül ihtilaliyle inkıtaa başlamış, bugün en karanlık dönemini yaşayan demokrasimiz için çıkış arıyor.

      2) CHP’ye, benimsediğimiz ve rey verdiğimiz bir parti olarak bakmıyoruz, AKP’ye nazaran demokrasiye daha ziyade çalıştığı için demokratik gayretlerini tebrik ve teşvik ediyoruz.

      3) Eski hale bakıp tek parti rejimi olan istibdat dönemindeki günah bohçasını her gün yeniden açıp teşhir eden AKP kurmaylarının icraatlarıyla tek parti dönemini bire bir taklit ettiği gözden kaçmıyor.

      4) CHP’ye hücum eden bir kısım AKP’liler; bu partinin dini, milli ve insani değerleriyle kısmen barışmasından fevkalade rahatsız oluyorlar.

      5) Başörtüsünün kamuda kanuni bir düzenleme yapılmadan serbest olması, Risale-i Nur’un resmi ideolojinin bandrol fitnesiyle yasaklardan son anda kurtarılması, imam hatip okullarına sahip çıkarak onları kabul etmesi, AB’ye diğer partilerden daha ziyade çalışmasıyla, bugünkü Halk partisi dünkü yanlışlarından ayrılıyorsa; millet ve demokrasi adına sevinmeyelim mi?

      6) AKP kurmayları ve onların borazanlığını yapan bir kısım medya; demokrasiye, millet menfaatine ve milli geleceğimize ait çalışmaları terk edip yalnızca Halk partisindeki karmaşa ve demokratik tartışmalara kilitlenmiş. Demokrasi adına CHP’deki tartışmaların sağlığa işareti kadar, AKP’deki teslimiyet ve suskunluğunda anti-demokrasiye ve istibdata bir yönelme olduğunu siyaset bilimcileri ispat ediyorlar.

      Yeni Asya’nın, Bediüzzamandan tevarüz ettiği hürriyet, adalet ve demokrasi mücadelesi; Risale-i nurları okuyan tek fert hayatta kaldığı müddetçe devam edecektir.

      Selam ve dualarımla…

  3. “Bedîüzzaman Hz.´leri, bir hakikatin binlerce yalanı yok edeceğini söylüyor. Zeki, uyanık ve cesur tek bir milletvekilinin bile, bu yeni meclis ile “demokrasi sürecini“ başlatabileceğine olan ümit, şu seçim sonuçlarından sonra hakikaten bize güven veriyor.” Yazınız bir dua hükmüne geçsin, Allah iki iyilikten birini versin inşallah çilekeş ülkemize.. Amin..

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*