AB yolculuğuna yeniden Bismillah

Doğu veya Batı

altHadiselerin; geçmiş, hal ve gelecek boyutlarını gözden kaçıranlar, içine düştükleri labirentlerde kendilerine sunulan aktüalite ile meşgul olurlar.

Düşürülenlerin ihatasızlığı ile düşürenlerin kuşatma stratejileri burada önemli iki husustur.

Türkiye ve Türkiye’yi idare eden siyasetçilerin ihtiyari-gayr-ı ihtiyarî düştükleri labirentleri kuşatan insaniyet ve demokrasi karşıtı global cereyanların tahripkâr yeni stratejilerinin tazyikiyle, ülkemiz tekrar AB kulvarına taşınmış görünüyor. Hem Türkiye’nin AB sürecinin ve hem de AB’nin bizzat kendisinin birer netice olduklarının farkına varamayanlar; bazen AB’nin yapısını, çoğu kez de üyeliğimizi tartışıyorlar. Halbuki değişmeyen neticeleri tartışsanız da kimseye faydası olmaz. 20. yüzyıldan itibaren dünyayı hegemonyasına almaya kalkışan semavî din ve demokrasi karşıtı cereyanların; milletleri, inançları, medeniyet ve kitleleri tehdit ettiği bir sürecin sonunda AB ortaya çıkmıştır. Küresel tahripçilere karşı medeni milletlerin kendilerini savunma ve korumaya almalarıdır AB. Diğer taraftan da, yine o materyalist ve hürriyet düşmanı global hareketin sebep olduğu dünya harplerinin oluşturduğu düşmanlıkları bitirme projesidir.

AKP’nin de; şu on beş yıllık kazasız belasız iktidarını (on beş Temmuz hariç tutulursa) AB’ye borçlu olduğunu bir tarafa not edelim. 2004’te AB’ye tam adaylık sürecine giren ve ortaklık fasıllarını açmaya başlayan AKP’nin havaî fişeklerle yaptığı kutlamalar, AB siyasetçilerine kökeni “siyasal İslâm” olan bu iktidara karşı inşa ettikleri bütün bariyerleri kaldırtmıştı. Belki burada, ABD ve AB’deki neocon ve neoliberal ittifakın da bu yeni telâkkide tesirli olduğunu söyleyebiliriz.

Bu yolculuğun 2007’den sonraki süreci önemlidir. 2010’daki referandumlara geldiğimizde AB’nin demokrat yöneticileri şaşkınlıklarını, beyanatlarıyla kamuoyuna duyurdular…

AKP’nin mahiyetini anlayabilmek için, bu yakın geçmişe 2010-2011 aralığından bakmamız vacip gibi görünüyor… Seymur Hersh ve diğer bazı cesur gazetecilerin, neoliberal-neocon ittifakın hadiselerin üzerine gerdiği siyah örtüyü kaldırıp, hakikati gösteren resimler, arşivlerdeki tazeliğini koruyor. Bu felâkete palyatif bir merhem olarak iktidara getirilen Hüseyin Barack Obama, zamanımızın deccaliyet kuvvetlerini teşkil eden ittifakın tahripkâr hücumlarını kısmen durdurdu. Ne Kiev ihtilâli ve ne Yunanistan, İspanya ve İtalya’yı AB’den koparma senaryoları ve ne de Euro’yu tedavülden kaldırma tezgahları netice vermeyince, neoconlar IŞİD heyulasıyla hem II. Avrupa’yı ve hem de Amerika’yı dünyaya rezil ü rüsvay ettiler. İnsanlık bir kez daha vahşiler gayyasına battı. Zayıf AB’nin ancak seyirci olduğu Irak-Suriye’deki felâketler medeni Batı’nın yüzünü kızartacak bir utanç belgesi olarak tarihin raflarına kaldırıldı.

AKP’NİN EN BÜYÜK EKSİĞİ: DEMOKRASİ

Demokrasi yolunda samimî olmak… AKP’nin yönetici kadrosunun bize yansıttığı resimler böyle değildi:

Kopenhag kriterleri yerine Ankara kriterleri… AB yerine Şanghay ittifakı. Dolar ve Euro yerine TL’nin global ticarette kullanımı. Kemalizmin yeniden hortlatılması. F. Gülen bahane edilerek dinî cemaatlere ve sivil topluma dizayn. Suriye’de Astana sürecine neoconlar lehine zaman zaman ihanet. Kuzey Irak’taki eşkıyaya devlet muamelesi…

Daha bunlara mümasil onlarca husus AKP’nin demokrasideki samimiyetsizliğini ortaya koydu.

Halbuki AB’nin kendisi bir demokrasi projesiydi. Devletler, ölüm vartalarından ancak hürriyet ve demokrasiyle kurtulabilirlerdi. AKP’nin bunca gecikmeli anlamışa benziyor.

Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve milli bağımsızlığı, ne Çin’in Yuanı ve ne Rusya’nın askerî desteğiyle ve ne de- şimdilik tekrar hücuma geçen- neocon neoliberallerle ittifakla sağlanamazdı.

Neoliberallerin fitilini ateşledikleri 15 Temmuz ile Türkiye ölümcül bir darbe almıştır. Cemaat bahane edilerek ülkenin yarım asırlık mahsulatı yağmalanmış ve Yargı, Emniyet, teknokratlar, üniversite, sağlık ve sanayide yarım asırlık emeğini ülke kaybetmiştir. Bu ihtilâl ve kalkışmalar sebep gösterilerek devlet kevgire döndürülmüştür. Hamasi beyanlar ve palyatif tedbirlerle bu derin yarayı halktan ve milletten gizlemek nereye kadar?

Devletin; ciddî, vatanperver ve durumun vehametini bilen kadroları, AB’nin Türkiye için korunaklı bir liman olduğunu nihayet anlamışlar diye ümit ediyoruz. Bu gayet önemli ve geniş konuyu müşahhas örneklerle, zaman zaman siz sevgili okuyucularımızla paylaşmaya gayret edeceğiz inşaallah.

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

Şükrü Bulut

Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü / Eğitimci – Yazar

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*