Adalet istemek fazilettir

Adalet, ancak adaleti isteyenlerin gayreti ile icra edilir

Toplum adaleti istemezse ve adalete yardımcı olmazsa adaleti icra etmek mümkün olmaz.

***

Adalet yüce Allah’ın kesin emridir. “Allah adaleti emreder; zulmü ve haddi aşmayı yasaklar.” (Nahl Sûresi, 16: 90.)

Adalet mülkün temelidir ve sadece Müslümanlara has değildir. Müslümanların Yezid ve Haccac-ı Zalim benzeri zalim idarecileri olduğu gibi müşrik ve kâfirlerin de Nuşirevan-ı Adil benzeri adil yöneticileri olmuştur.

***

“Cahiliye” döneminde Mekke’de zulüm ve haksızlık yaygın hale gelince Mekke müşriklerin ileri gelenleri Teym kabilesi şefi Abdullah b. Cud’an’ın evinde Abduşşems, Nevfel, Haşim, Muttalib, Zühre, Esed, Teym ve Adiy kabilelerinin ileri gelenleri toplanırlar. Zulme ve haksızlığa karşı adaletin tesisi için “Hulfu’l-Fudul Cemiyeti”ni kurarlar. Peygamberimiz (asm) henüz yirmi yaşlarında bu cemiyete girerek destek olmuştur.

Medine döneminde bu mesele açılınca Peygamberimiz (asm) “Abdullah b. Cud’an’ın evinde ben de vardım, orada bulunuşumu ve o anlaşmaya katılışımı bir sürü kızıl deveye değişmem ve şimdi, İslâm’da, o cemiyete dâvet edilsem memnuniyetle katılırım” buyurmuşlardır.

***

Hz. Ömer (ra) Asr-ı Saadette adaletin tesisine önem vermiş ve “Adalet mülkün temelidir” demiştir. Adaletin icrasında bütün insanlığa örnek olmuş ve “Ömer-i Âdil” unvanını hakkıyla kazanmıştır. Hz. Ömer’in (ra) adaleti, yönetimi altındaki insanlara saadet ve huzur iklimini yaşatmış, kendinden sonra gelen idarecilere numûne-i imtisâl olmuştur.

Modern hukukta yer alan kanun hâkimiyeti, hukukta eşitlik, adaletin hızlı bir şekilde tecellisi, mahkemelerin tarafsızlığı, mülkiyetin şahsın tasarrufunda olması ve korunması, yönetenin zulüm ve hataya düşmemesi için yönetilen tarafından denetlenmesi gibi birçok hak ve hürriyete, beşeriyetin nice kanlı mücadele ve acıdan sonra ulaşabilmiştir.

Evet, geciken adalet adalet değildir; adaletin olmadığı yerde huzur ve saadetten söz edilemez.

***

Hz. Ömer (ra) Mısır valisi olarak atadığı Amr b. Âs’ın gayr-i müslim bir fakirin rızasını almadan haksız yere istimlâk ederek cami yaptırmasına öfkelenerek “Ben Nuşirevan’dan daha adilim” diye mektup yazmış ve “O camiyi yık, o gayr-i müslimin evini yap!” emretmiştir.

Yine Basra Kadısı olarak atadığı Ebu Musa el-Eş’ari’nin içki içen birine had cezası uyguladıktan sonra hakaret için Basra’da teşhir edip gezdirmesine öfkelenerek “Haddini aşma! O adamdan özür dile!” diye mektup yazmış ve adaleti uygularken haddi aşmayı zulüm kabul etmiştir.

“Haddini aşma!” cümlesi bu şekilde topluma mal olmuştur.

***

Peygamberimiz (asm) “Hak daima galiptir; kimse onu mağlûp edemez” (Buhâri, Cenâiz: 79.) buyurmuşlardır.

Bediüzzaman Hazretleri bu hadisi izah ederken “Her Müslim’in her vasfı müslim olmak vacip iken, haricen her dem vâki’, sabit değildir. Öyle de, her kâfirin her vasfı kâfir olmak, küfründen neşet etmek yine lâzım değildir. Her fâsıkın her vasfı fâsık olmak, fıskından neşet etmek, öyle de, her dem sabit değildir. Demek bir kâfirin müslim olan bir vasfı, Müslim’deki lâmeşrû vasfına galip olur. Bilvâsıta, o kâfir dahi ona galiptir. Hem, dünyada hayatın hakkı şâmil ve âmmdır. O rahmet-i âmmenin bir cilve-i mânidar, onun bir sırr-ı hikmeti var; küfür mâni değildir” (Sözler, Lemaat, s. 1181.) demektedir.

***

Peygamberimiz (asm) adaletinden dolayı İran’ın adil padişahı Nuşirevan’ı ve cömetliğinden dolayı Tay kabilesi reisi Hatem-i Tâî’yi övmüş ve “Onlar İslâm ahlâkı üzerinde idiler. Keşki onlar İslâm ile şereflenmiş olsalardı!” buyurmuştur.

Hatta Tay kabilesinin esirleri içinde Hatem-i Tâî’nin kızı Saffâne’nin bulunduğunu görünce babasının hatırı için Tay Kabilesinin bütün esirlerini serbest bırakmıştır. (İbni Sa’d, Tabakât, 2:164; Üsdü’l-Gâbe, 7:143.)

***

Sonuç olarak Allah’ın emri olan adaleti isteyenlere destek olmak insanî ve İslâmî bir vazifedir. “Zulme rıza zulümdür.” Zulme ses çıkarmamak, zulme destek olmak, o zulmü bizzat işlemek gibi büyük bir günahtır.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*