Adalet terazisindeki garibanlar

SİYASET GÜNLÜĞÜ

alt15 Temmuz davalarından cezalar gelmeye başladı.

En azından yedi buçuk yıl veriliyor.

En basit suçlama terör üyeliği.

Bazısına ise on, on beş ve daha fazla.

Müebbete kadar yolu var.

Katlamalı cezalar da cabası.

Daha hakim karşısına çıkmayıp da bekleyen binlerce insan var.

Hapishaneler ağzına kadar dolu, yer yok.

İyi ki de yer yok.

Olsa, daha binlerce kişiyi içeri alacaklar.

Peki bu insanların suçları ne?

Çoğunun 15 Temmuzdan haberi bile yok. Sadece Fethullah Hocaya muhabbet etmişler. Onu bir İslam büyüğü olarak bilip ardından gitmişler. Kitaplarını okumuş, vaazlarını dinlemişler.

Yani Allah rızası için hizmet etmeye çalışmışlar.

Bazıları ise,

okulları, dershaneleri, yurtları, üniversiteleri bir ekmek kapısı olarak bilmişler. Kimisi öğretmen, kimisi müstahdem, kimisi işçi, kimisi hizmetli, kimisi muhasebeci…

Bir geçim kapısı olarak bakmışlar kurumlara.

Tüm bunlar da piramidin en alt tabakası.

Yani hizmet ve ibadet diye tanımlanan kesim.

Ve bir çoğu da saf Anadolu çocuğu.

Halk dili ile gariban kesim.

İşte bu gün en çok sıkıntıyı çeken, hapislerde yatan, takibata uğrayan, ailesi çoluk çocuğu perişan olan, maddi ve manevi birçok birikimini kaybeden, hak etmediği halde cezalar alan kesim de yine bu gariban kesim.

Yani anlayacağınız,

adalet tartısında tartılan garibanlar bunlar.

Reis Bey de devletin acımasız gücünü bu Anadolu çocukları üzerinde gösteriyor.

Gücü ancak bu garibanlara yetiyor.

Asıl sorumlu olanlar yok burada.

Yani,

piramidin üst tabakasında bulunanlar ise yurt dışındalar.

Fethullah Hoca ile birlikte.

Alt tabaka sıkıntı çekerken siz niye dışarıdasınız?” diye sorulduğunda garip bir “hicret” mantığı ile cevap veriyorlar.

Nasıl bir hicret mantığı ise bu?

Halbuki Peygamberimiz (asm) ilk önce Müslümanların en garip ve aciz ve fakirlerini hicrete gönderdi.

En son kendisi Mekke’den ayrıldı.

Peki bu gariban kesime verilen cezalar ile adalet tesis ediliyor mu?

Bize göre hayır.

Çünkü adaletin tam olarak tesisi için üç unsurun gerçekleşmesi lazım.

Birincisi hakimin vicdanı rahat olacak.

Yani cezaya hükmeden hakim diyecek ki:

Evet deliller yeterli, bu kişi suçu işlemiş, cezayı hak etti, ben de bu cezayı verdim. Vicdanım son derce rahat.

İkincisi mahkumun, yani suçlunun vicdanı rahat olacak.

Yani mahkum diyecek ki:

Evet bu suçu işledim, cezayı hak ettim ve cezamı çekmeliyim

Üçüncüsü ise kamuoyu vicdanı rahat olacak.

Yani kamuoyu diyecek ki:

Evet bu kişi suçu işlemiştir. Hakim de doğru bir hüküm vermiştir. Mahkum da cezasını çeksin

Şimdi durum ne?

Hakim büyük bir baskı altında, mahkum daha ne suç işlediğini bilmiyor, kamu vicdanı ise çok büyük rahatsızlık duyuyor olan bitenden.

Bu durumda adaleti nasıl sağlarsınız?

Kamu vicdanını nasıl tatmin edersiniz?

Ne yazık ki bu son olaylar adalet kavramını büyük ölçüde zedelemiştir.

Büyük bir güven kaybı meydana gelmiştir, yargıya.

Adalet mülkün temeli demişlerdir.

Adaletsizlik ise mülkü sarsar, titretir.

Hakikaten zulmün titrettiği mülkten ve zeminden de çekinmek lazım.

Ne diyelim;

Allah sonumuzu hayretesin.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*