Adı gibi güzel adam: Fuat Adıgüzel

“Sakın Nurcular’ın yanından ayrılma!’’
İnsanın bir ideali, bir hedefi, bir mefkûresinin olması ne kadar güzel bir şey. Hayata anlam katan, hayatı anlamlı kılan, insan hayatının bir gayesi olmasıdır şüphesiz.

Her kesim için, her fikir, eylem ve düşünce grubu için, hayatın anlam kazandığı yıllardı o yıllar.

İyi kötü, doğru yanlış, olumlu olumsuz bulabilirdiniz, ama bu ideal ve düşünce sahiplerinin bir duruşu bir tavrı vardı.

Fikir ve dâvâ sahiplerinin bir cesareti ve ideallerini hem savunma, hem dillendirmeleri vardı o yıllarda.

Yine lise sıralarında okurken, Safa Mürsel’in, ‘’Said Nursî’nin Devlet Felsefesi’’ isimli oldukça hacimli bir eseri yayınlanmıştı Yeni Asya Yayınları arasında.

Bu eser sahasında o güne kadar yayınlanmış tek eserdi. Büyük bir boşluğu doldurduğuna inanıyorum.

Kitabı okur okumaz ertesi günü koltuğumun altına alarak okulun yolunu tutmuş ve ilk felsefe dersinde Felsefe Hocasının masasına bırakmıştım.

‘’Hocam, bu eseri okumadan felsefe anlaşılmaz ve anlatılmaz’’ demiştim.

O da kitabı alarak teşekkür etmiş.

“Tamam okuyacağım’’ demişti.

Aynı yıl ve aynı dönem, Trabzon Lisesi’nde okurken bir ara, din dersimize Haydar Baş Hoca gelmişti. Şu anda bir partinin genel başkanı olan Haydar Baş, normal ders akışı içerisinde suya sabuna dokunmadan dersini anlatıp gidiyordu.

Rahmetli Yılmaz Er Ağabeye bir gün:

‘’Nasıl birisi bu hoca?” diye sormuştum. O da bana;

‘’Üstadı sevmeyen bir adamdır o” dedi.

‘’Öyleyse, benim de Üstadı sevmeyenle işim olmaz ağabey” dediğimi hatırlıyorum.

Dolayısıyla Haydar Baş’la başbaşa hiç olmadık ve olmayız da.

Haydar Hoca kısa bir süre gelmişti dersimize.

Bir müddet sonra dersin hocası değişti.

Yeni gelen hoca bir gün derste,

‘’Dünyanın öküz ve balık üzerinde durduğunu ifade eden bir Hadis-i Şerif var çocuklar’’ bu konuda ne dersiniz diye sordu.

Belki üç beş arkadaş kalktı. Farklı farklı şeyler söylediler. Hepsi de böyle bir şeyin olamayacağını ifade ettiler.

Yalan yanlış kulaktan dolma, bilimsellikten uzak tarifler yapılıyordu.

Parmak kaldırdım. Söz istedim. Düşüncelerimi hoca ve sınıfla paylaşmak istedim.

‘’Buyur’’ dedi, öğretmen.

Risale-i Nurlar’dan okuduğum ve anladığım kadarıyla izah ediyordum:

‘’Bazı hadisler müteşabihtir. Mecaz ve benzetme san’atlarıyla süslüdür. Bu hadiste bunlardan biridir. Yeryüzünde yaşayan insanlar ekseriyet itibarıyla geçimlerini ya topraktan, ya da sudan kazanırlar. Toprağı işleyen canlı öküzdür. Sudan geçimimizi temin eden canlı, balıktır. Hazreti Peygamber mecazen bunu kastetmiştir.

“Ayrıca; Peygamber Efendimiz (asm) sadece, Asr-ı Saadet’teki insanlara değil asırlar sonrasına da hitap ederek, gökyüzündeki burçlardan bahsetmiştir. Dünya dönerken, her ay farklı bir burcun üzerine gölgesi düşmektedir. Bu burçlar, yıldızların kümeleniş şekillerine göre, kimisi balığa, kimisi oğlağa, kimisi öküze, kimisi aslana benzemektedir.

“Peygamberimiz, farklı zamanlarda kendisine sorulan:

‘Yâ Resûlallah dünya neyin üzerindedir?’’ sorusuna, ‘Bazen balık, bazen öküz, bazen de öküz ve balık üzerinde durmaktadır’ demiştir. ‘Zira, sorunun sorulduğu anda dünya bu burçlara denk gelmiştir”dedim.

“Bu da bize İslâm’ın ve İslâm Peygamberi’nin (asm), ‘yalnızca o döneme değil, çağlar ötesine de hitap ettiğinin bir göstergesidir” cümlesini de ilâve ettim.

Dersin Hocası sınıfa dönerek, bu hadisin bu şekilde anlaşılması gerektiğini söyledi. Bana da:

‘’Sen dersten sonra yanıma gel.’’ dedi.

Ders bitti teneffüs zili çaldı. Hocanın yanına vardım.

“Sen kimsin? Nerelisin? Nerede kalıyorsun?” vs. gibi sorular yöneltti.

‘’Ben Nur Talebesiyim. Kahramanmaraşlıyım. Nurcularla kalıyorum. Falan adreste dersanede ikamet ediyorum’’ dedim.

Adı gibi güzel adam, adı gibi güzel hocam Fuat Adıgüzel. Yaşıyorsa sağlık sıhhat, huzur, afiyet dilerim. Ölmüşse rahmetler olsun ona.

Dedi ki:

’’Kardeşim Maraşlı. Sakın Nurculardan ayrılma. Sakın dersaneden ayrılıp başka yere gitme’’ diye defalarca ısrarla tekrar etti.

Böylesi teşvik eden, arka çıkan sahiplenen olmamıştı Nurculuk adına. Teşekkür ettim.

‘’Olur hocam’’ dedim.

Bu şahıs kimdi? Niye ısrarla Nurculardan ayrılma diyordu? Ama kendisini Nurcuların ders ortamlarında görmüyordum. Merak ettim ve yine rahmetli Yılmaz Er (Galeri Mobilya’nın sahiplerindendi) ağabeye sordum.

‘’Trabzon Lisesi’nde de böyle bir Din dersi hocası var. Bizleri çok seviyor. Sakın Nurculardan ayrılma, diyor. Kimdir bu Fuat Hoca, Ağabey’’ dedim.

Rahmetli ağabey dedi ki.

‘’Fuat Hoca çok iyi birisidir. Bizleri çok sever. Eskiden derslerimize gelirdi. Bir defasında Fuat Hoca’nın da bulunduğu bir dersi polisler bastı. Hepimizi karakola götürdüler, sorgudan geçtik. O baskından sonra, Fuat derslerimize gelmez oldu. Ama bizleri çok sever’’ dedi.

Kaderin bir tecellisi. Yaşanmaması gereken yıllar, kâbus gibi yaşanmış. Din-i İslâm’ı anlatan Nur Risaleleri’ne yasaklar uygulanmış. Okuyanlar, okutanlar karakollarda, hapishane köşelerinde unutulmaya ve unutturulmaya terk edilmiş.

Ama bu milletin ne gönlünden, ne sinesinden Bediüzzaman Said Nursî ve onun muazzam Kur’ân tefsiri, Risale-i Nurlar sökülüp atılamamış.

Haza min fadli Rabbi.

Atilla Yılmaz

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*