Ağabeyler lâyuhti midir?

Risale-i Nur; canlar, hayatlar, ruhlar pahasına bedel ödenerek miras bırakılmıştır. En ednâ bir emeği olanı inkâr ve onları istiskâl etmek, en hafifinden nankörlüktür.

Fakat, onlara bu fedakârlık münasebetiyle minnettarlık duymak ve onları hayırla yâd etmek başka, Risale-i Nur’ları bir kenara bırakıp, sandıkta hür irademize vesayet tayin etmek başka bir şeydir.

Zira Üstad kendisi: “Ben de sizin bu ders-i Kur’âniyede bir ders arkadaşınızım (…) Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz” (…), “Mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlâd, şeyh ile mürid mabeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır.” demesine rağmen; şahıs eksenli tercihleri Nur’un olmazsa olmazı gösterip, tahkik mesleğini ve cemaat fikrini yok saymaktır.

Başta Zübeyir Ağabey olmak üzere; çoğu rahmet-i Rahmana kavuşmuş ağabeyler, vekillikten ziyade talebe olmayı hedef ittihaz etmişlerdir. Nasıl olduysa 12 Eylül’den sonra bir kısım ağabeyler cemaati oluşmuş, demokrat çizgisinden öte, günün siyasetine taraf olmayı uygun görmüşlerdir.

Ancak her değişen siyasî hadisede, Nurculuğu siyasîlerin yanında ve bir tarafa aitmiş gibi gösterme çabası, “Risale-i Nur bir tarafa tâbi ve âlet olamaz” düstüruna terstir.

EVET’E ÜSTADI ÂLET ETMEK

Son demlerde nedense birileri mübarek ve yaşlı ağabeyleri kullanarak, önce komite halinde deklerasyonlarla, onların peşpeşe vefatlarından sonra kalan bir-iki ağabeyi perde arkasından ileri sürerek, Siyasal İslâma baston ettiler. Özellikle bu referandumda sosyal medya vasıtasıyla; “Üstad ve Nurcular Evet diyor” diye siyasî propagandaya ve Yeni Asya’ya vurmaya âlet etmeleri kabul edilemez.

Bize dost olan esnaf bir komşumuz, heyecanla bizi yoldan çevirip üzgün bir halde: “Said Nursî ‘Evet’ diyecekmiş, böyle bir şey var mı? diye sorması karşısında biz de bu hakarete tepkiyle:

– Hayır kardeşim, olur mu öyle şey! Bir defa Üstad Hazretleri 57 sene evvel vefat etti. Böyle bir şeyde onun ismini kullanmak büyük bir ihanettir. Kaldı ki “Riyaset-i şahsiyenin kat’iyyen aleyhindeyim” diyerek meşrûtiyeti müdafaa ettiğini, tek adamlık sistemine karşı çıktığını eserlerinde beyan etmiş olmasına rağmen, “Üstad Hayır diyor” diye kampanya yapılsa, aynı tepkiyi verirdik” deyince komşumuz rahatladı.

Üstad Hazretleri Demokratları açıktan desteklediği halde, hiçbir siyasinin yanına gitmemiş bilâkis, siyasîler onu arayıp bulmaya çalışmışlardır.

Çok misâlleri mevcut olup, biri çok mânidardır.

Pakistan millî eğitim bakan vekili Seyyid Ali Ekber Şah, Üstadı Emirdağ’da ziyaret eder. Ziyaretten son derece memnun olmuş, devamlı olarak, bu ziyaret imkânını bahşettiği için Allah’a hamd ediyordu.

Salih Özcan Ağabey anlatıyor: “Sabahleyin Üstad’ın yanına gittim. Bana, ‘Keçeli, keçeli! Bu zatın devlet adamı olduğunu söylemedin. Görüşmemiz yeter.’ deyince ben çok üzüldüm. Adam, Üstadı tekrar ziyaret etmek istiyordu.”

Fakat birileri bu ağabeyleri siyasîlere götürüp “Nurcular bizden yana” algısına âlet edip posterlerini servis etmeleri en başta o ağabeylere ve cemaate yapılan bir gadirdir.

MUTLAK VEKiL

Ağabeyleri kusursuz ve onların yapacağı her şeyi kayıtsız-şartsız kabul etmek hikmet ve sırr-ı teklife uygun mudur? Ya da şu siyasî düşüncede veya muhalifinde olması bağlayıcı olabilir mi?

Şahıslar fikrini beyan edebilirler, ancak bir grup; “ağabeyden daha mı iyi bileceksiniz, o mutlak vekildir” deyip o adese ile mahalle baskıları oluşturmaları ve Yeni Asya’nın “Hayır” duruşuna saldırmaları akıl tutulmasından başka bir şey değildir.

Asıl olanın; hiçbir işini emirle yapmadığı ve istişareyi esas aldığı, hatta te’lifatının Kur’ân güneşinin Lema’ları, Şuâ’ları olmasına rağmen mutlak böyledir demediği halde; vekâlete giydirdiğimiz mânâ, sanki emireri gibi direktifler nev’inden anlamak ve akıl terazisinden geçirmeden kayıtsız-şartsız inkiyad etmek algısı ve empozesi kitleleri siyaseten sürüklemek, şeyh-mürid veya aşiret ilişkilerine götürmez mi?

Hâlbuki bu zamanın ilmî ve irfanî kabulleri bu anlayışla, özellikle İslâmî ritüellere yapılan itirazlara kapı açar.

Evet, nakil vardır. Ve sadece akılla gidilmeyen bir çok hakikate naklî, ancak aklı devre dışı bırakmadan gidildiği bir vakıadır. Ancak bu zamanın kabulü en evvel aklı doyurmaktır. Risale-i Nur aklî burhanlarla ispat mesleğinden gittiğinden, işlerimizi akla uygun hale getirmemiz icap etmez mi?

Velhasıl; vekâlet, aslı devre dışı bırakamaz. Asıl ise; her türlü ihtiyaca cevap veren 6 bin küsûr sayfa elimizin altında. Başka akıllara ihtiyaç yok.

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*