Ağrı Dağının İnfilakı

Risale-i Nurdan bir anekdot:

“Eski Harb-ı Umûmiden evvel ve evâilinde, bir vâkıâ-ı sâdıkada görüyorum ki, Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım. Birden o dağ müthiş infilak etti. Dağlar gibi parçaları, dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum vâlidem yanımdadır.

Dedim: “Ana korkma; Cenâb-i Hakkın emridir. O Râhim’dir ve Hâkim’dir.”
Birden, o halette iken baktım ki, mühim bir zât bana âmirâne diyor ki: “Î’câz-ı Kur’ân’ı beyan et.”
Uyandım, anladım ki bir büyük infilak olacak. O infilak ve inkılâptan sonra, Kur’an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur’an kendi kendini müdâfaa edecek. Ve Kur’an’a hücum edilecek; î’câzı, onun çelik bir zırhı olacak.Ve şu î’câzın bir nevini şu zamanda izhârına, haddimin fevkınde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım. Hizmet Rehberi, s.23”

Mezkur ifade Risale-i Nurda geçen mühim ve sırlı bir ifadedir. Üstad Bediüzzaman’ın görmüş olduğu sadık bir rüyadan bahseder. Rüya genel itibari ile İslam Alemi ve Osmanlı devleti ile alakalıdır. Bu nedenle cümleler içindeki tabirleri bu doğrultuda anlamak ve yorumlamak gerekir. Zira tabirler üzerinden mühim hakikatler ifade edilmiştir. Mesela ifadenin başında geçen Ağrı Dağı o zamanki İslam Alemini ve Osmanlı Devletini temsil etmektedir. Ağrı Dağı Anadolu’daki en büyük dağdır, hatta Ermeniler tarafından kutsal olarak kabul edilmektedir. İnsanlar ve devletlere ait bazı büyük ve mühim sıfatları tanımlamak için bu tür benzetmeler öteden beri yapılagelmektedir. Aslan gibi kuvvetli, asırlık çınar, dağ gibi adam… İşte ifadedeki Ağrı Dağı ifadesi de Osmanlı Devletini temsil etmektedir. Bu dağın infilak etmesi Osmanlı Devletinin yıkılıp parçalanacağına işarettir. Bu infilakın müthiş olması ise Avrupa Devletlerinin ve Rus Devletinin hep birden Osmanlı üzerine hücum edeceğini ifade eder. Dağlar gibi parçalar ise Osmanlının yıkılmasından sonra, Osmanlı mülkü içinden birçok devletin ortaya çıkacağına işarettir.

“O dehşet içinde baktım ki, merhum vâlidem yanımdadır.
Dedim: “Ana korkma; Cenâb-i Hakkın emridir. O Râhim’dir ve Hâkim’dir.” cümleleri ise mühim sırları içinde saklıyor. Zira Üstad o dehşetli ve korkunç hadiseler içinde sığınılacak bir şefkat sinesi olarak validesini yanında buluyor. Validesi o dehşetli hallerden korkup dehşete düşüyor, ancak Üstad onu da teselli ediyor. “Ana korkma Allah Rahimdir, Hakimdir, seni, beni ve bizi koruyacaktır” diyor. Buradaki “Ana şefkati” ile anlatılmak istenen ise Anadoludur. Validesinin temsil ettiği Anadolu’nun korkması ve dehşete düşmesi ise Birinci Dünya Savaşı ile Anadolu’nun da dehşete ve büyük sıkıntı ve korkulara düşmesini tanımlar. O müthiş infilaktan sonra validesini yanında bulması Anadolu’nun İslam ve Müslüman millet elinde kalacağına işarettir. Bu ise ancak Allah’ın rahmeti ile olacaktır. İstiklal Harbini gözler önüne getirirsek bu harp neticesinde Anadolu’nun Müslümanlar elinde kalması doğrudan rahmet eseri olduğu açık bir şekilde görülür. İşte nasıl ki ana bir evlat için mühim bir şefkat sinesidir, rahmetli bir limandır;aynen onun gibi Anadolu da, Müslüman milletimiz için ana kucağı gibi şefkatli sığınılacak bir liman olmuş.

Üstad hazretlerine “Î’câz-ı Kur’ân’ı beyan et” diye emreden zat ise bazılarına göre Hz. Ali Efendimizdir. Bu konuda açık bir işaret yok. Ancak bu zatın Resul-u Ekrem (asm) olması daha kuvvetli bir ihtimaldir. Gerçi Hz. Ali olması da ihtimaller arasındadır. Fakat o sadık rüyada Kur’an hesabına yapılan emrin Resulullah (asm) tarafından verilmesi daha kuvvetlidir. Zira içinde Peygamberimizin (asm) görüldüğü rüya sadık rüya olarak tanımlanmıştır.

“O infilak ve inkılâptan sonra, Kur’an etrafındaki surlar kırılacak” cümlesindeki infilak, Birinci Dünya Savaşını, inkılap ise Osmanlının yıkılmasından sonraki batılılaşma hareketini temsil eder. Kuran etrafındaki surlar ise Kuran aleyhine bin yıldır birikmiş olan meseleleri tanımlar. İşte bu surların yıkılması ve Kur’an’ın mucizeliğinin ortaya çıkması infilak ve inkılap sonrasında meydana gelecek demektir. Batı medeniyeti tüm felsefesiyle, materyalist, tabiatçı, maddeci, darvinist akımlarıyla İslam ve iman esaslarına saldırıya geçtiği zaman, Kur’an kendini muhafaza edecek ve Kuranın icazı onun çelik bir zırhı olacak. Ve Üstad Bediüzzaman da Risale-i Nurlar yoluyla bu mucizeliği tüm dünyaya ilan edecek. Risale-i Nurlar da Kur’an’ın manevi bir elmas kılıcı olarak tüm bu dalalet ve küfür akımlarını yok edecektir. Tam da öyle olmuştur.

 

Benzer konuda makaleler:

2 Yorum

  1. … teşekkür ederim, bizler (nefsim adına) düz okuyup geçiyorduk, bu şekilde anlamak ve anlatmak ufkumuzun gelişmesine vesile oldu…

    Gürse Taştekin

  2. ….şimdi bu güzel yorumu, yazıyı paylaşım sitelerinde yayımlamak istesem nasıl yapacam….bir değerlendirilse iyi olur…face book, tiwitter v.b. ..hukuki sıkıntımı var…yoksa bilemediğim bir usulü mü var…aydınlatırsanız memnun olurum…

    Gürsel Taştekin

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*