Ahireti gerekli kılan adalet-i mahza

Kur’ân-ı Kerîm’in 4 esasından biri de adalettir.

Kur’ân-ı Kerîm’in bu zamana bakan mânevî tefsiri Risale-i Nur’da; adalet-i mahza, adalet-i izafiye, adalet-i nisbi, adalet-i hakikiye, adalet-i mutlak gibi birçok kavram sıkça tekrar edilmekte, adaletin ehemmiyetine dikkat çekilmektedir. Özellikle bu zaman da, hem şahsî, hem içtimaî hayatta birinci düstur, Adalet-i Mahza olmalı. Neden? Adalet-i Mahza; Hakikî, tam adalet demektir. Yani, bir ferdin hakkını, bütün insanlar için de olsa feda etmeyen adalet’tir.

Tam mânâsını Risale-i Nur’dan alalım: “Adalet-i mahza-i Kur’âniye; bir masumun hayatını ve kanını, hattâ umum beşer için de olsa, heder etmez. İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de birdir”. (Mektubat-Hakikat Çekirdekleri)

Kudret-i İlâhiye’nin yanında bir insanı yaratmakla, bütün insanları yaratmak arasında fark olmadığı gibi, İlâhî adaletinde de, bir insanın hukuku ile bütün insanların hukuku arasında fark yoktur.

“Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Maide-32) Âyetin mana-i işarisi ile bir masumun hakkı, bütün halk için de iptal edilmez. Bir ferd dahi umumun selâmeti için feda edilmez. Cenâb-ı Hakk’ın nazar-ı merhametin de, hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına rızasıyla olsa, o başka meseledir”. (15. Mektup)

Adalet-i Mahza’yı ifade eden; ”Hiçbir günahkâr (suçlu) başkasının günahını yüklenmez.” (Fatır-18) Âyetin sırrına göre bir mü’minde bulunan cani bir sıfat yüzünden, sair masum sıfatları mahkûm etmek, hakikat ve şeriat ve hikmet-i İslâmiyece ne derece zulüm olduğu, 22. Mektup da açıkça beyan edilmiştir.

Bir gemide dokuz cani, bir masum olsa o gemi batırılmaz. Bu Cenâb-ı Allah’ın adaletindendir ve adalet-i mahza’dır.

Risale-i Nur sahabe mesleği olduğundan, Risalelerin çok yerinde insandan, insan’ın iman ve ahlâkından ve adalet duygusundan bahsetmekle, adalet toplumu ve hukuk devleti’nin nasıl olması gerektiğine vurgu yapılır. Bu sebeple önce insan ele alınır.

Adalet, ahlâkî bir kavramdır. Ahlâk şahsî iken adalet toplumsaldır. Kişilerde güzel ahlâk, toplumda adaleti netice verecektir. Bu sebeple adalet-i mahza evvelâ vicdanlarda işlenmelidir ki topluma sirayet edebilsin. Bu da; hakkı batıldan ayırıp, hakkaniyeti muhafaza etmekle daha önemlisi nefsini, enaniyetini ve süfli hislerini terk etmekle mümkün.

Hayatın devamını sağlayan; ziya, hava, su ve toprak unsurları, Üstad Hazretleri’nin ”manevî unsurlar” dediği, hikmet, adalet, inayet ve merhametle karşılaş- tırıldığında adalet, hava unsuru ile denkleşmekte. Nasıl ki hava olmazsa hayatın devamı mümkün değil, adalet olmazsa da dünyada nizam ve düzenden söz etmek mümkün değil.

Fakat ahirette özellikle adalet-i mahza tam tecelli edecek, kim zerre miktar iyilik yapmış, kim zerre miktar kötülük yapmışsa, adalet terazisinde karşılığını alacaktır. Adalet-i mahza’nın tam tecelli etmesi için de haşre ve mahkeme-i kübra’ya lüzum vardır ki; biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün.

“Zalim izzetinde, mazlûm zilletinde bu dünyadan göçüp gidiyor. Demek bir mahkeme-i kübra’ya bırakılıyor.“ (Haşir Risalesi)

Adalet-i mahza’nın kalp ve vicdanlarda tecelli etmesi duâsıyla…

Meral Demirdöğmez

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*