Ahirzamanda siyasetin, cereyanların emrine girmesi

Sual: Üstad Hazretleri, âhirzamanın din aleyhindeki dehşetli cereyanlarının zuhur ettiği zamanda, bu cereyanlara siyaset yoluyla galebe edilemeyeceğini söylüyor. Bunu açıklar mısınız?

İSLÂMİYET AHLÂK VE HUKUK DİNİDİR

İslâmiyet ahlâk, edep, vicdan, insaf, merhamet, ilim, adalet, hak ve hukuk dinidir. Ahirzamanın din aleyhindeki dehşetli cereyanları ise yalan, dolan, hile, aldatma, cebir, istibdat, cehalet, ihtilâf, fitne, kuvvet ve zulüm prensipleri ile iş görürler. Ve bütün bu kirli işlerinde birinci derecede menfî siyaseti kullanır, yani siyaseti dinsizliğe âlet ederler.

Dolayısıyla böyle bir zamanda İslâmiyet’e doğrudan ve selâmetli bir şekilde hizmet etmek isteyenlerin, bu hizmeti siyaset yoluyla yapamayacağı aşikârdır.

Aksi halde, menfî cereyanların emrindeki ahlâksız siyasetin fitne ve dolapları karşısında Müslümanlar çok yıpranır, bundan din hizmeti zarar görür.

İman ve ahlâk zaafının hükmettiği böylesi bir zamanda, dindarlar hâlis ve selâmetli bir iman hizmeti yapmak istiyorlarsa eğer, Kur’ân’ın: “Onlar, yalana şahitlik etmezler, faydasız ve boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip giderler.”1 hükmüyle amel etme zamanıdır.

Madem menfî siyaset fitneye, yalana, ahlâksızlığa, istibdada, kumpaslara, komitelere, din aleyhindeki cereyanlara âlet edilmiş… Diğer yandan madem insanlarda İslâm terbiyesi, ahlâk ve fazilet anlayışı zaafa uğramış…

Bu durumda hâlis din hizmeti yapmak isteyen dindarların, aynı kumpaslara girerek din hizmetini menfî siyaseti kullanarak gerçekleştirmeye çalışması, elbette boşa kürek çekmesi ve boşa yıpranması anlamına gelir.

DİN HİZMETİ FARZDIR

Bu sebeple Bediüzzaman’a göre, insanlarda İslâm terbiyesi, iman, ahlâk ve fazilet anlayışı zaafa uğradığı ahir zamanda bilhassa, işe siyasetle değil, dinî terbiye ile, iman dersi ile, ahlâk ile ve faziletle başlamak gerekir ki, bu farzdır.

Siyaset, bu din ve iman hizmetinin yeterli bir doluluğa ve doygunluğa ulaşması halinde,—Bediüzzaman’ın ifadesiyle—insanlar yüzde altmış-yetmiş nispetinde “tam mütedeyyin” bir seviyeye; yani ahlâka, fazilete ve kemalâta ulaşmaları halinde2 ancak, dindarların da soyunabileceği bir hizmet sahası olabilir. Ve bu da yine—Bediüzzaman’ın ifadesiyle—“dini siyasete âlet etmemek, belki siyaseti dine âlet etmeye çalışmakla” olabilir.

Yoksa din ve iman hizmetinde pek çok eksikler varken, siyaset bir ilk adım, bir ilk hareket, bir muharrik güç olmaz ve olamaz.

Olursa yanlış olur, cinayet olur, veballi bir iş olur, ehl-i din arasında tefrikaya sebep olur, zararını ümmet çeker, tokada sebep olur.

Bu sebeple dinde ilk adım olarak siyaseti elzem görenler, eğer başa geçerlerse, bundan sadece kendilerine değil, sadece oy verenlere değil, ümmete de zarar gelir.

Onun için Bediüzzaman böyleleri için, başa geçerlerse mesul olurlar diyor.3

“O ZAMANA YETİŞTİĞİNİZDE”

Peygamber Efendimiz (asm) bu sebeple bir helâket ve felâket çağı olan âhir zamanda önceliğin siyasete değil, Kur’ân’ın elmas kılınçları ile din ve iman hizmetine verilmesini emrediyor: “O zamana yetiştiğinizde, siyaset canibiyle onlara galebe edilmez; ancak manevî kılınç hükmünde i’caz-ı Kur’ân’ın nurlarıyla mukabele edilebilir”4 buyuruyor.

Bediüzzaman hizmet metodunu bu emr-i Peygamberî’den (asm) alıyor.

Onun için din ve ahlâk zaafının zirvede olduğu bu zamanda “din adına siyaset yapma”nın yolunu asrın sahibi sıfatıyla Bediüzzaman kapamıştır.

O yola girenin, o yol ile dine hizmet edeceğini düşünenin, dine hizmet edemeyeceği gibi, insanları dinin aleyhine çevireceğini Bediüzzaman yüz senedir söylüyor. Dinin siyasete alet edilmemesi gereğini vurgularken, siyaseti dinsiz cereyanların kullanıp alet etmesine engel olmanın ve dine alet ve hizmetkâr kılmanın ölçü ve metodlarını da eserlerinde, özellikle Emirdağ-2 lâhikalarında detaylarıyla izah ediyor.

GÜNÜN DUÂSI

Ey feryat edenlerin feryadına cevap veren! Ey ağlayanların gözyaşını makbul sayan! Ey masumların istiğaselerine medet eden Allah’ım! Ülkemizi ve âlem-i İslâm’ı din aleyhindeki cereyanların fitnelerinden ve entrikalarından muhafaza eyle! Feryat edenlerin, ağlayanların ve masumların dertlerine gaybından derman gönder! Âmin.

Dipnotlar:
1- Furkan Sûresi: 72.
2- Beyânât ve Tenvirler, Yeni Asya Neşr., İstanbul, 1996, s. 231.
3- Beyanat ve Tenvirler, Yeni Asya Neşr., İstanbul, 1996, s. 118.
4- Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşr., İstanbul, 2007, s. 233.

Süleyman Kösmene
1963 Mersin Gülnar doğumlu olan Süleyman Kösmene, ilköğrenimini doğduğu köy olan Yarmasu köyünde yaptı. 1981 Mersin İmam-Hatip Lisesi; 1986 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Milli Eğitimin çeşitli kademelerinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Yeni Asya Gazetesi Fıkıh Günlüğü köşesinde günlük yazılar yazmakta olan yazarımız, İstanbul’da yayın yapan Bizim Radyo’da ve EuroNur.tv’de programlar yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.
YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*