Ahlâkın eğitimdeki ehemmiyeti

Ahlâkın tarifi özet olarak; insanın hal ve hareketlerinin, insanlık açısından yorumlanmasıdır.

Sokrates (Sokrat),1 faziletin bilgi demek olduğunu, faziletsizliğin de cehaletten, bilgisizlikten kaynaklandığını söyler. Âlim kişiyi ilmine göre hareket eden ve kendi iç âlemi ile uyum halinde bulunan insan olarak tarif etmiştir.

Eflatun ahlâkı Sokrates gibi anlamış ve adaletin en yüksek derecede bir fazilet olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca kötü eğitimin kişilerde kötü haller doğuracağını da belirtmiştir.

Aristo’ya göre akla uygun hareket, ahlâk ve fazilete de uygun harekettir. İnsan gerçek fazilete öğrenme ve tatbikatla ulaşır. Fazilet insanı mutluluğa götürür.

Şüphesiz ki, ahlâkı kâmil mânâda en güzel tarif eden İslâmiyet’tir.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz (asm) mealen buyurduğu şu:

* ”Ben ahlâkın güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildim”; “Ahlâken üstün olanınız, imanı en üstün olanınızdır”; “Düşünmek gibi tedbir, güzel ahlâk gibi kazanç yoktur”; “İnsan, ibadeti az da olsa, ahlâkının güzelliği sayesinde ahirette şerefli yerlere ve büyük derecelere yükselir” hadisi şerifleriyle, İslâmiyet’in ahlâka verdiği değeri gösterir.

Ahlâkın çeşitli şartları vardır. Bu şartlar arasında itidal (ölçülülük, mutedillik, mülâyimlik), adalet, hikmet ve iffet (namuslu olmak) başta gelir. Bunların hepsi de faziletle ilgilidir. İslâm ahlâkında faziletin sahası çok geniştir!

“Eğitim”, “Terbiye” ve “Ahlâk” kelimeleri arasında yakın bir münasebet vardır. Kısa olarak; terbiye kelimesi, aynı zamanda tamamlatmak ve düzeltmek (ıslâh etmek), yetiştirmek ve olgunlaştırmaktır. Dilimizde “terbiye” sözü, her şeyden önce ahlâkî bir değer ifade etmektedir. Bundan dolayıdır ki, ahlâk dışı hal ve hareketlerde bulunan bir kimseye “Terbiyesiz” denmesi âdet olmuştur. Şu halde öğrenme ve yetişme kavramlarını da içine alan terbiye kavramı, temel olarak ahlâkî değerlere dayanmaktadır. Zaten, müsbet mânâda ahlâk dışı bir terbiye veya eğitim düşünülemez!

İslâmiyet’in biricik terbiye kaynağı oluşunun ve günümüze kadar bütün insanlığa ışık tutuşunun pek çok misallerinden sadece biri şudur:

“Müslümanlıktan önce gayet vahşi ve âdetlerinde, ahlâksızlığın her çeşidine rastlanan Arap kabilelerinin,2 Müslüman olduktan sonra, çok kısa bir zamanda bütün insanlığa her yönden rehberlik edecek bir hale gelmeleridir. Şu bir gerçektir ki; sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir topluluktan, büyük bir amir veya idareci, büyük bir gayretle ancak kaldırabilir. Halbuki, Hazreti Peygamberimiz (asm) çok inatçı ve adetlerinde mutaassıp büyük bir kavimden, büyük adetlerini kolaylıkla çok kısa bir zamanda kaldırmıştır. Hem sadece bu adetleri kaldırmakla yetinmemiş, bunların yerine yüksek ahlâk ve fazilet örneklerini, kanlarına ve damarlarına işlenmiş olarak yerleştirmiştir.”3 Dolayısıyla, böyle bir toplumu koyu cehalet karanlıklarından kurtarıp, dünyanın diğer toplumlarına her alanda rehberlik yapacak duruma getirmesi, İslâmiyet’in terbiye konusundaki büyük tesirini ortaya koymaktadır. Bu cümleden olarak, çok kısa denebilecek bir zamanda üç kıt’aya yayılan İslâmiyet, çok çeşitli kavimlerin katı örf ve âdetlerini değiştirip, adeta bu kavimleri bir potada eriterek, hepsine tek bir millet görüntüsü kazandırmıştır. Hususiyle, Müslümanlığın hızla yayıldığı sıralarda, İslâm terbiye sistemlerinin, milletlerin bünyesine göre, ustalıkla tatbik ettiğini görmekteyiz! Zaman zaman çeşitli sahalarda yetişen çok değerli İslâm âlimleri, bir taraftan Müslümanları maddî ve manevî yönden eğitirken, diğer taraftan da bütün insanlığın her alanda ilerlemesine ışık tutmuşlardır.

Naci Tepir

Dipnotlar:
1- Büyük mütefekkirlerden olup, Batı’da gelen peygamberlerden olduğu tahmin ediliyor.
2- Cahiliye devri (İslâmiyetten önceki zaman) Araplarının çok kötü âdet ve geleneklerinin olduğuna yalnız bir misal; kendi öz kız çocuklarını diri diri kuma gömerek öldürmeleridir.
3- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 19. Söz.

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*