Ailede şefkat, merhamet, hürmet

AİLEMİZDE NELER OLUYOR?

TÜBİTAK’ın 2007 yılında yaptığı son araştırma aile ortamında her üç kadından birinin eşinden şiddet gördüğünü, her iki kadından birininse bunu gizlediğini ortaya çıkardı. (8 Kasım 2007, Milliyet)

Toplum hayatının en küçük birimi olan aileden ilginç bir kesit değil mi bu netice? Dünyadaki cennetimiz, sosyal hayatın yoğun baskısından kaçıp sığındığımız küçük dünyamız ailemiz nasıl bir değişim geçirmekte ki bu acı tablolar yaşanmakta?

Bu soruyu yıllar önce Bediüzzaman Hazretleri Hanımlar Rehberi isimli eserinde sorar kendine. Cevaplar arasında çalışmalarını kadınlar üzerine yoğunlaştırmış ifsat komitelerinin tahripkâr çalışmaları ve terbiye-i Kur’âniyenin yerine ikame edilmeye çalışılan terbiye-i medeniye kavramları da vardır. Bu kavram kargaşası insanlarda adeta “manevi buhran”lara sebep olmakta ailede hâkim olması gereken şefkat, hürmet ve merhametin yerini tahakküm almaktadır. Bediüzzaman Hazretlerine göre çözüm yine temel rehberlerimiz olan Kur’ân ve Sünnettedir.

AİLE HAYATININ HAYATI

Bir mü’min için aile hayatı geçici bir beraberlik değil, sonsuzluk âlemlerinde de devam edecek bir birlikteliktir. Hayat rehberlerimiz olan Kur’ân ve hadislerde bütün inananlara; aile bütünlüğünü bozucu, güven, sadakat, fedakârlık, hürmet, muhabbet duygularını zedeleyici her türlü davranıştan sakındırıcı bir yol tavsiye edilir… Anne – baba – çocuklar -kardeşler- akrabalar arası iletişim hep bu rota üzerine tesis edilir… Sözgelimi; eşler sadece bu dünyada değil, ahiret âlemlerinde de birbirlerinin ebedî hayat arkadaşlarıdır. Boşanma, Allah’ın hiç hoşlanmadığı bir helâl olarak sunulur tüm inananlara. Evlâtlarımız, nasıl yetiştirdiğimizden sorgulanacağımız bize verilmiş İlâhî emanetlerdir. Anne ve babamız sadece bu dünyada değil, ahirette de ebeveynimizdir. Onlara “Of!” bile dememek, yardımlarına her daim koşmak bir mü’min için önemli bir vazifedir.

EBEDÎ BERABERLİK

Bediüzzaman Hazretleri “Aile hayatının hayatı samimî, ciddî, vefadarane hürmet, hakikî şefkat, fedakârane merhamettir” der. (Şuâlar, s. 167)

Hakikî hürmet, samimî şefkat ve merhamet ise ancak ebedî beraberlik fikriyle olabilir. Ahiret inancı olmazsa aile içi iletişimde merhamet göstermelik olur, hürmet yapmacıklaşır, menfaatler de araya girince mü’minin dünyadaki cenneti olan aile hayatı âdeta cehenneme döner…

Gerçekten de ahirete iman insanın şahsî ve sosyal yaşamını bir düzen altına alır. Öncelikle kişinin iç dünyasında daimi bir huzur ve mutluluk kaynağı oluşturur. Sonra kişinin ailesine, akrabalarına, sokağına, mahallesine, şehrine bakış açısı değişir, bütünleştirici, kucaklayıcı, himaye edici bir duruş sergiler.

KUL HAKKI!

Öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceğine inanan bir insan başkalarına, hele de aile fertlerine haksızlık yapabilir mi? Aile hayatındaki saygı, sevgi, şefkat duygularını zedeleyecek hareketlerde bulunabilir mi? Mümkün değil. Farz-ı muhal mü’min bir anlık öfke ya da menfaat hislerine kapılıp hatalı davransa bile, en kısa zamanda hatasını fark edip, yapabildiğince tamir etme yoluna gider. Bilir ki, hayat yolculuğunda alınacak daha çok yol, varılacak daha çok menzil vardır. Bilir ki, Rabbi “Kul hakkı ile karşıma gelmeyin!” buyurmuştur.

ÇÖZÜM

Bu salgın hastalığa derman olarak, iç dünyamız başta olmak üzere önce kendi hayatımızı, sonra aile hayatımızı iman hakikatleriyle hayatlandırmaktan başka bir çözüm görebiliyor musunuz?

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*