Ailede yitirilmiş ‘masumiyet’

Aile ortamında kış geceleri nasıl geçer, neler konuşulur, evin neşesi kimdir, durağan kimdir, kendini yenileyen kim; okuyan, yazan, dinleyen, derinleşen, yüzeylerde gezen kimdir? Özelliği ne olursa olsun her şahıs rengârenk bir bütünün parçalarıdır.

Bediüzzaman,

‘Hanenizdeki masum evlâtlarınızla masumane sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir.’

diyor. Ailede ‘masumluk’ düzeyi nedir? Harama girmeden yaşanabilecek şahane helâl dairesi neler ihtiva eder? Bu önemli…

Bugün aile ile ilgili şikâyetlerin temelinde ‘yitirilmiş masumiyet’ vardır. Herkes kendi hanesindeki masumiyeti bozan etkenleri bilir.

Geçenlerde böyle bir masumiyet örneğini ailece yaşadık. Küçük kızım, ‘bismillah’ deyip, ‘bir Fatiha, üç İhlas’ okuyarak, Mesnevî-i Nuriye’den bir ‘tefeül’ yaptı. Yani okunacak cümleleri hayra yormak anlamında bir paragraf okudu. Bu adımı kendisinin can sıkıntısını giderdiği gibi okunan cümleler bizleri de derinden duygulandırdı.

İşte ‘tefeül’ cümlelerimiz; ‘Tazarru ve Niyaz’.

“Allah’ım! Sen benim Rabbim, Hâlık’ım ve Ma’bud’um olduktan sonra, iki dünyanın hayatını da kaybetsem ve kâinat bütünüyle bana düşmanlık da etse, ehemmiyet vermemeliyim. Çünkü, ben senin mahlûkun ve masnuunum. Sonsuz günahkârlığım ve insana değer kazandıran sair güzel hasletlerden nihayetsiz uzaklığımla beraber, Senin ile bir alâka ve intisap cihetim var. İşte Senin böyle durumdaki bir mahlûkunun lisanıyla niyaz ediyorum ey Hâlık’ım, ey Rabbim… Günahlarımı bağışla ya Gaffar, ya Settar, ya Tevvab, ya Vehhab!…

Kalbini ve kabrimi iman ve Kur’ân nuruyla canlandır ya Nur, ya Hak… Ya Erhamerrahimin! Kur’ân’daki İsm-i Azam ve şu âlem kitabındaki en büyük sır olan Hz. Muhammed (asm) hürmetine, bu güzel isimlerini bedenimdeki kalbime ve kabrimdeki ruhuma İsm-i Azam’ın nurlarını akıtan pencereler eylemeni niyaz ediyorum. Bu sayfa, kabrimin tavanı, bu isimler de hakikat güneşinin huzmelerini ruhuma akıtan pencereler olsun…

Allah’ım! Peygamber Efendimize (asm) rahmet eyle. Öyle rahmet ki, onun hürmetine bizi bütün korku ve belâlardan kurtar. Bütün ihtiyaçlarımızı o rahmetin hürmetine yerine getir. Bütün günahlarımızı o rahmetin hürmetine temizle, o rahmetin ile bütün hata ve günahlarımızı bağışla.

Ey Allah’ım, ey duâlara cevap veren Mucibe’d-Davat! Hayatım boyunca ve ben öldükten sonra, her an bu salâvatın kat kat fazlasını ver. Bir milyon salât ve selâm, bir o kadar da çarpımından çıkan netice ve bunun da kat kat fazlası Efendimiz Muhammed’e (asm), onun âl, ashab, yardımcı ve tabilerine olsun. Bu salâvatların her birini benim ömür müddetimdeki günahkâr nefeslerim sayısınca çoğalt. Bu salavatların her birisi hürmetine beni affeyle, bana merhamet et. Bunu rahmetinle yap, ya Erhamerrahimin. Amin.”

Görüyorsunuz, bir ‘bismillah’, ‘bir Fatiha, üç İhlâs’ milyonlara ulaşıyor. Onların da çarpımlarından çıkan netice Efendimize (asm) iletiliyor. Bir küçük hareket, bir küçük niyet ve bir küçük birkaç paragraflık okuma, milyonlara dönüşüyor ve onların çarpımıyla neticeler hasıl oluyor. Böyle bir sahnede ne can sıkıntısı kalıyor, ne garip hülyalar kalıyor ne de ruhen bir daralma meydana geliyor. İnsan rahatlıyor, nefes alıyor. Derinden bir ‘Ohhh’ çekiyor.

Kendimize gelmenin başkaca bir yolu yok. Kapatıp televizyonları, internetleri, telefonları ve daha başkaca meşguliyetleri; canlarımızın gözlerinin içine bakarak; bir anne, bir baba, bir abla, ağabey, bir eş olarak masumane konuşmaklar, paylaşmaklar o kadar tatlı bir içtenliğe, bir derinliğe sahip ki!

Kış akşamlarında, yuvanızda, canınız sıkıldıkça, siz de masumane çocuklarınızla ‘çekin bir tefeül’, göreceksiniz bu ders size nefes aldıracak!

Sebahattin Yaşar

YAZDIR

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*