Albay Bediüzzaman

Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
 
“Kaçın… Bediüzzaman’ın ‘keçe külahlı’ talebeleri, geliyor!”

* * *

Yıl 1914…
Birinci Dünya Savaşı, bütün şiddetiyle devam ediyor, ülkeler ve şehirler alev alev yanıyordu.

Osmanlı Devleti de bu büyük savaştan kendini kurtaramamıştı. Zaten dört bir yanı düşmanlarla çevriliydi. Ne yazık ki, bütün dünyayı saran savaşın içine düşmüştü. Vatan toprakları, dört bir yandan işgale uğruyordu.  Dünyayı ceset ve kan gölüne çeviren bu korkunç savaş başlamadan önce Bediüzzaman, talebelerini uyarmıştı.
“Hazırlanın, büyük bir felaket yaklaşıyor.”
Van’da Horhor Medresesi’nde öğrenci okutan Bediüzzaman, savaş patlayınca derhal harekete geçti.
Öğrencileri ve gönüllülerden oluşan dört-beş bin kişiyle, hazırlıklara başlayan Bediüzzaman, durmadan savaş eğitimi yaptırıyordu.

Öğrencileriyle “gönüllü bir alay” kurduğu için, kendisi de Albay rütbesiyle, bu alayın başına geçmişti.
Bediüzzaman alayı ile o kadar düzenli bir eğitim yapıyordu ki, Süphan Dağı’nda yapılan savaş eğitimini izlemeye gelen Van’ın ileri gelenleri, büyük bir cesaret buluyordu.
İlimde olduğu kadar savaş usullerinde de Bediüzzaman’ın talebeleri parmak ısırtıyordu.

Talebelerin oluşturduğu Bediüzzaman alayının ünü, çevrede o kadar konuşuluyordu ki, halkın arasına korku salan Ermeni Taşnak Fedaileri, Bediüzzaman’ın askerlerini görünce kaçacak delik arıyorlardı.

Bediüzzaman’ın askerleri, keçeden yapılmış bir başlık giydikleri için “keçe külahlılar” adıyla meşhur olmuşlardı.
Bu yüzden Ermeniler ve Ruslar “Keçe külahlılar geliyor!” denince şaşkına dönüyorlardı.
Bediüzzaman dört-beş bin talebesi ve gönüllüler ile savaşın içindeydi artık.
Ermenilerin ve Rusların amansız saldırılarına, ordunun en ön safında yer alarak karşı koyuyorlardı.
Kafkaslarda, Ermenilerle birlikte Osmanlı topraklarına giren Ruslar, şehirleri bir bir ele geçirmeye başlamışlardı.

Bediüzzaman’ın askerleri, Ermenileri ve Rusları Erzurum civarında karşıladılar. Gözü pek kahraman talebeler, cesaret ve atılganlıklarıyla destanlar yazıyorlardı.

   Enver Paşa, Bediüzzaman’a şu haberi gönderdi:

– Kendinizi feda etmeyin, size ihtiyacımız var, geri çekilin. Sonra daha güçlü bir şekilde saldırıya geçersiniz!
Enver Paşa’nın bu ısrarlı talebi üzerine Bediüzzaman talebelerini geri çekti. Çünkü Ruslar bu direnç noktasını kırmak için, var güçleriyle yükleniyorlardı.

Bediüzzaman talebeleri ile önce Van’a, sonra da Van’ın Gevaş ilçesine çekildi. Buradan süratle toparlanıp daha büyük bir kuvvetle yeni bir saldırıya geçecekti.

Ruslar ise, Bediüzzaman’ın ne yapmak istediğini çok iyi bildikleri için, peşini bırakmıyorlardı. Büyük bir güçle onlar da Gevaş’a girdiler.
Artık amansız bir savaş kaçınılmazdı. Rus ve Ermenilerin acımasız katliamları karşısında Bediüzzaman da boş durmuyordu. Tarihe geçecek bir zafer planlıyordu, Rus ve Ermenileri perişan etmeye kararlıydı.
 
 
OKUMADAN GEÇMEYİN
 
CEPHEDE YAZILAN KUR’ÂN TEFSİRİ

 
Bediüzzaman, Erzurum’un Pasinler cephesinde, Ruslarla amansız bir savaşa girmişti. Elinde silahı, at sırtında askerlerinin önünde alayı yönetiyordu.

Vatan ve can derdine düştüğü böyle günlerde bile, o ilim adamlığını asla ihmal etmiyordu. Talebesi Molla Habib’e, cephede düşmanla göğüs göğüse çarpışırken, fırsat buldukça “İşaratü’l-İ’caz” isimli Kur’an tefsirini yazdırıyordu.

Bunu kendisi şöyle ifade etmektedir:

“Birinci Dünya Savaşı’nda Pasinler cephesinde, şehid Molla Habib’le beraber Ruslara hücum ediyorduk. Ruslar, bizlere durmadan top güllesi atıyordu. Bu top gülleleri tam başımızın üstünden geçiyordu.
Denemek için dedim:
– Molla Habib ne dersin? Bu gâvurun güllesinden kaçmayacağız, değil mi?
O da dedi:
– Hayır, ben de senin arkandayım. Asla çekilmeyeceğim.
Rusların attığı iki top güllesi çok yakınımıza düştü. Allah bizi korudu. Molla Habib’e dedim:
– Haydi ileri! Gâvurun top güllesi bizi öldüremez. Geri çekilmeye tenezzül etmek yok.”
İşte, Bediüzzaman’ın önemli kitaplarından birisi olan İşarâtü’l-İ’caz, böyle bir ortamda yazılmıştı.
 

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

1 Comment

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*