Âlem-i Berzah ve Risale-i Nur

Sonsuz kudret sahibi olan Cenab-ı Hak, nihayetsiz âlemler yaratmıştır.

“Birbirine sarılı çok yapraklı bir gül goncası gibi, şu âlem binler perde perde içinde sarılı, birbiri altında saklı âlemleri bu âlem içinde gördüm”1 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Âlem-i ziya, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehrüba, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esîr, âlem-i misal, âlem-i berzah gibi âlemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu âlemler, hepsi de ihtilâlsiz, müsademesiz küçük bir yerde içtima ederler”2 hakikati ışığında Risale-i Nur yoluyla bu müşkül meseleyi en güzel bir şekilde izah etmiştir. Hatta insanın yaratılışının da bu âlemlerden müteşekkil olduğundan bahsederek; “Bu insan denilen sarayın cevherleri; bir kısmı âlem-i misalden ve lehv-i mahfuzdan ve diğer bir kısmı da hava âleminden, nur âleminden, anasır âleminden geldiğini”3 söylemektedir.

Biz bu âlemler içerisinde “âhiretin birinci menzili olan kabirden sonra başlayan Âlem-i Berzah’a”4 bir nebze dikkat çekmek istiyoruz. Bilindiği gibi, berzah âlemi dünya hayatından sonra, haşirden de önceki âlemdir. Berzahın lügat manası şöyledir: “Berzah, iki âlemin arası. Kabir. Dünya ile ahiret arası. Perde. Sıkıntılı yer. İki yer arasındaki geçit. Ölen insanların ruhları kıyamete kadar berzah âleminde bulunurlar. Berzah büyük ve manevi bir âlemdir. Dindar olup cennetlik olanlar, berzah âleminde sevdikleri kimselerle ve iyi insanlarla görüşürler ve çok zevkli yaşarlar. Kıyamet kopunca Allah bütün ruhları haşir meydanında cesetleri ile diriltip toplayacaktır.”5

Risale-i Nur, insanın yolcu olduğunu ve yol güzergâhının da nerelerden geçtiğini muhataplarına en açık bir şekilde şöylece belirtmektedir: Evet, “İnsan bir yolcudur. Yolculuk ise, âlem-i ervahtan, rahm-ı maderden, sabavetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırat’tan geçer bir uzun sefer-i imtihandır.”6 Bilhassa mü’min insan için “Yüzde doksan dokuz ahbabın mecma’ı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.”7 “saadet-i ebediyeye ve maddî ve manevî kemalâta medar olan âlem-i bekaya ve o Sâni’-i Hakîm’in dünyadan daha güzel, daha nurani olan âlem-i berzah, âlem-i misal, âlem-i ervah gibi diğer menzillerine, başka memleketlerine bir seyr ü seferdir; bir mevt ü âdem ve zeval ü firak değil, belki kemalâta kavuşmaktır.”8

Bu manalar ışığında anlaşılan o ki, âlem-i berzah mü’min için bu dünyadan daha güzel bir âlem olduğudur. Risale-i Nur, ölüm ve kabir hakikatini anlatırken mü’minleri her daim bu müjdelerle müjdelemektedir. “Hem mevt ve eceli, âlem-i berzaha giden ve âlem-i bekada olan ahbablara visal ve mülâkat mukaddemesi olarak gösterir. Ehl-i dalaletin nazarında bütün ahbabından bir firak-ı ebedî telakki ettiği ölüm yaralarını böylece tedavi eder. Ve o firak, ayn-ı lika olduğunu isbat eder. Hem kabrin âlem-i rahmete ve dâr-ı saadete ve bağistan-ı cinana ve nuristan-ı Rahman’a açılan bir kapı olduğunu isbat etmekle, beşerin en müdhiş korkusunu izale edip, en elîm ve kasavetli ve sıkıntılı olan berzah seyahatini, en leziz ve ünsiyetli ve ferahlı bir seyahat olduğunu gösterir.”9 Vefat eden mü’minler, şehitler, Kur’an ve iman hizmetkârları, “hayat-ı dünyevîlerini tarîk-ı hakta feda ettikleri için, Cenab-ı Hak kemal-i kereminden onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı Âlem-i Berzahta onlara ihsan eder.”10) “Onlar, yani o ervah-ı bâkiye, eskimiş yuvalarını toprak altında bırakıp bir kısmı yıldızlarda, bir kısmı âlem-i berzah tabakatında geziyorlar diye ihtar edildi.”11 diyen Üstad Bediüzzaman hazretleri, berzah âleminin dünyadan daha güzel ve ehl-i iman bütün sevdiklerimizin toplandığı yer olarak şöylece belirtmektedir: “Buradaki a’mal ve hizmetlerin ücretleri berzahta ve âhirettedir. Buradaki a’mal, berzahta ve âhirette meyve verir.”12 “Gafletten ve kısmen de ehl-i dalaletten gelen zulümat evhamlarıyla bize firaklı ve karanlıklı görünen berzah memleketi, ahbabların mecmaıdır. Başta şefiimiz olan Habibullah Aleyhissalâtü Vesselâm ile bütün dostlarımıza kavuşmak âlemidir.”13

Üstad Bediüzzaman hazretleri, vefat eden talebeleri için de berzah âleminin çok daha ferahlı olduğunu beyan edip onların berzahtaki cennet misal hallerini müşahede ederek, Risale-i Nur yoluyla bizlere bir nebze de olsa göstermiştir. Mesela, merhum şehid hafız Ali ağabey hakkındaki şu ifadeleri çok manidardır: “Medar-ı hayrettir ki; ben şimdi onun manevî, belki maddî hayatıyla âlem-i berzaha gitmesi cihetiyle, o âleme gitmek için bende bir iştiyak zuhur etti ve ruhuma başka bir perde açıldı. Nasıl ki buradan Isparta’daki kardeşlerimize selâm gönderip muarefe, muhabere ile sohbet ediyoruz; aynen öyle de: Hâfız Ali’nin tavattun ettiği âlem-i berzah; nazarımda Isparta, Kastamonu gibi olmuş. Hattâ bu gece, mesmuata göre buradan birisi oraya gönderilmiş. On defadan ziyade teessüf ettim. Ne için Hâfız Ali’ye onunla selâm göndermedim. Sonra ihtar edildi ki: Selâm göndermek için vasıtalara ihtiyaç yok; kuvvetli rabıtası telefon gibidir, hem o gelir alır.”14 Bir başka talebesi için de şunları söylemiştir: “Denizli’nin bir manevî kahramanı merhum Hasan Feyzi’nin (rh), Isparta kahramanı merhum Hâfız Ali’nin (rh) yanına gitmesi gerçi bizi çok müteessir ediyor, fakat onun gayet has bir talebesi ve Nur’un hâlis bir şakirdi sıddık Muharrem’in dediği gibi deriz: O, bir cihette ölmemiş; belki vazifesini acele bitirmiş, âlem-i berzaha istirahat için gitmiş, terhis edilmiş.”15 “Ehl-i keşf-el kuburun müşahedesiyle, müteaddid vakıatla, tahsil-i ulûm anında vefat eden bazı müştak ve ciddî bir talebe-i ulûm, şehidler gibi kendini hayatta ve kendi dersiyle meşgul görüyor.”16 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, iman ve Kur’an hakikatleriyle ve hizmetiyle meşguliyetin berzahta da en güzel ve ferahlı bir şekilde devam edeceğini şu manidar duasıyla ima etmektedir: “Ben merhum Hâfız Ali’yi aynen hayattaki gibi Risale-i Nur’la meşgul olarak en yüksek bir ilimde çalışan bir talebe-i ulûm vaziyetinde ve tam şehidler mertebesinde ve tarz-ı hayatlarında biliyorum ve o kanaat ile ona ve onun gibi Mehmed Zühdü’ye ve Hâfız Mehmed’e bazı dualarımda derim: Ya Rabbi! Bunları kıyamete kadar Risale-i Nur kisvesinde hakaik-i imaniye ve esrar-ı Kur’aniye ile kemal-i ferah ve sevinçle meşgul eyle. Âmîn!”17

Berzah âlemi mü’min için dünyanın zahmet ve meşakkatinin olmadığı ve bir nevi istirahat ve seyahat yeri ve adeta Cennetin bekleme salonudur. Bilhassa Nur Talebeleri için günah cihetinin olmadığı sevap cihetiyle yaşadığı ve haşre kadar sevap hanesinin dolduğu nezih, ferah, nuraniyetli bir âlemdir. Bu sebeple, hakiki imanı elde edip ve rahatla dünyadan geçip, berzahta istirahat etmek sonra saadet-i ebediyeye girmek ve Cennet’e uçmak için Risale-i Nur’un geniş daire-i dersinde ve halka-i envârında bulunmanın lazım ve elzem olduğuna inanıyoruz.

Dipnotlar:
1- Mektubat 694.,
2- Mesnevi-i Nuriye 221.,
3- Lem’alar 328.,
4- Sözler 641.,
5- Yeni Lügat 114.,
6-Sözler 55.,
7- Mektubat 381.,
8- age.485.,
9-Sözler 1034.,
10-Mektubat 16.,
11- Lem’alar 529.,
12- Mektubat 764.,
13- Lem’alar 504.,
14- Şualar 522.,
15- Emirdağ Lahikası 325.,
16- Şualar 521.,
17- age.521.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*