Allah´ın Samed sıfatı

Samed kelimesi, İhlas Suresi’nin ikinci ayetinde geçmektedir. Allah’ın hiçbir kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmadığı halde her şeyin kendisine muhtaç olması manasında kullanılmaktadır.

Kelime olarak da pek yüksek, âlî ve daim, içinde hiçbir boşluk olmayan dolu, fikrine itimat edilen kavmin ulu kimsesi manalarında kullanılmaktadır.

Zerrelerden kürelere kadar, nakışlardan güneşlere kadar, bütün varlıkların üzerinden hiç ayrılmayan bir özellik var o da acizlik ve zayıflıktır. Bütün bunlar, bu varlıklar kendilerinden ayrılmayan acizlik ve zayıflık lisanları ile yaratıcının vacibü’l-vücut olduğuna şahitlik etmektedir. Mahlûkatın tamamında bu acizlik ve zayıflık vardır. Kendi kendilerine yeterli değillerdir. Bir sonsuz kudret sahibine muhtaçtırlar. Bir saniye, bir an bile o kudretin haricinde kalmaları mümkün değildir.

Bütün varlıkların böylesine bir acz ve fakirlik içinde olmasına rağmen umumi nizamı bozmaması, yüklenmiş olduğu çok önemli vazifeleri harika bir şekilde, yanılmadan, şaşırmadan yerine getirmesi yaratıcının varlığına ve birliğine delalet etmektedir. Kör birisinin İstanbul gibi bir şehirde, her yere eliyle koymuş gibi ulaşması, ulaştığı her yerin yapılması gereken her türlü işini eksiksiz ve aksatmadan yapması, ona kılavuzluk eden ve her türlü işi yapabilen bir rehberinin olduğunu göstermektedir.

Bütün varlıkların bu kadar acizlik ve zayıflık içinde oldukları halde bu kadar ağır sorumlulukları yerine getirmeleri, bir an bile işlerini aksatmamaları, mükemmel ve harika bir surette vazifelerini yapmaları;

Böylesine bir acizlik ve fakirlik içinde olmalarına rağmen şu kâinattaki kurulu nizamı aksatmamaları, bozmamaları, yanılmamaları da gösteriyor ki bunları idare eden Zat-ı Zülcelal her şeyin yaratıcısıdır. Her şeyin dizgini onun elindedir. Her şeyin anahtarı onun yanındadır. Her şey ve her varlık her an ona muhtaçtır. Onun ise hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. (Mesnevi-i Nuriye, s. 31)

Kainatın bütün zerreleri tek tek ve toplu olarak, hikmetle iş yapan bir yaratıcıya şehadet ediyorlar ve hal dili ile ona hamd ve şükrediyorlar. Biz de hamd ve şükrediyoruz. Kainatın bu tılsımını açan ve ayetlerini keşfeden Peygamber Efendimiz Muhammed’e (a.s.m.) binlerce salat ve selam ediyoruz.

Küfrün temelinde cehalet sarhoşluğu vardır. Bir Kadir-i Mutlak’a veremediği ve vermek istemediği yükleri her bir zerreye yüklemektedir. Bu durum ise sayısız muhalleri ihtiva etmektedir. Bu kadar ince sanatları bir zerrenin tek başına yapması binler muhali içinde barındırmaktadır.

Bir kâse toprağa bin çeşit bitkilerin tohumlarını eksek, onları hiç şaşırmadan yetiştirecektir. Bu, bir olan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu Allah’a havale edilmezse o bir kâse toprakta binlerce fabrikanın bulunmasını tevehhüm etmek gerekir. O bir kâse toprağın binlerce sanat inceliklerini bilip icra etmesini tevehhüm etmek gerekir. Bundan daha muhal bir düşünce olamaz.

“ Zîra, hava unsurundan, meselâ, herbir zerre, bütün nebatlar, çiçekler, semereler üstünde konup bünyelerinde vazifesini yapmak salâhiyetindedir. Eğer bu zerreler, yaptıkları vazifelerde memur olup Cenâb-ı Hakkın emir ve iradesine tâbi oldukları kâfirâne inkâr edilirse, o zerre herhangi bir bünyeye girse, o bünyenin bütün cihazatını, keyfiyetiyle teşekkülünü bilmesi lâzımdır. Bu bilginin o zerrede bulunmasını ancak o kâfir itikad edebilir.

“Maahaza, bir semere, bir şecerenin bir misal-i musağğarıdır. Ve o semeredeki çekirdek, o şecerenin defter-i a’mâlidir. O ağacın tarih-i hayatı o çekirdekte yazılıdır. Bu itibarla, bir semere şecerenin tamamına, belki o şecerenin nev’ine, belki küre-i arza nâzırdır. Öyleyse, bir semerenin san’atındaki azamet-i mâneviyesi, arzın cesameti nisbetindedir. O zerreyi, san’atça hâvi olduğu o azamet-i mâneviyeyle bina eden, arzı haml ve bina etmekten âciz olmayacaktır. Acaba o kâfir münkir, kalbinde böyle bir küfrü taşımakla, akıl ve zekâ iddiasında bulunması kadar bir ahmaklık var mıdır?” (Mesnevi-i Nuriye, s. 49)

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

Adana’nın Saimbeyli İlçesi Çeralan Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve Liseyi Konya İHL de okudu. 1976 da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu. Milli Eğitimin çeşitli okullarında öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Osmaniye’de yaşamaktadır. Osmaniye’de yerel bir gazetede haftalık yazılar yazmaktadır.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*