Arap baharı veya Arap hüsranı

Mutluluk bekleyen şu günlerimizde hüsranı seslendirmenin vicdanımızdaki tahrişini elbette bilemezsiniz.

Bahar olarak takdim edilen manzaraların bahar olmadığını öğrenmek, onbinleri aşan masumların kanlarıyla dalgalandırılmak istenilen “devrimlerin” mahiyetini anlamamızın ve anlatmamızın duâ hükmüne geçeceğine inanarak “hüsranı” seslendiriyoruz.

Âlem-i İslâmın yıllık muhteşem kongresinin salonlarında yankılanmasa da sesimiz, meleklerin şu duygu ve düşüncelerimizi Arafat, Müzdelife, Makam-ı İbrahim ve Ravza’da gözyaşlarıyla yıkayanların duâlarına katacağına inanıyoruz. Zaman ve mekânın sınırlarını tanımayan Ashab-ı Bedr’e, Uhud şehitlerine ve Mute kahramanlarına; gaflette olmadığımızı, “bahar ile hüsranı” tefrik ettiğimizi merasimlerin en yüce katta izlendiği şu zamanda sunmak istiyoruz.

Nar ile ruru karıştıranlar yalnızca asrımız değil. Musa (a.s.) zamanında ve Hz. Harun’un (a.s.) taht-ı tedrisindekiler de karıştırmışlardı. Firavunların sihirbazlarla ittifak kurdukları o dönemde, sihirbazları ancak Asa-yı Musa susturabilmişti. Zamanımızdaki Müslümanların peşpeşe iğfallerine şaşıranlar, belki de “global komiteler” kurmuş firavunların global medyatör sihirbazlarla ittifak kurarak insanlığa savaş açtıklarını bilmiyorlar. Ehramların bekçisi sihirbazlara bir Musa (a.s.) ve Asa yetmişti. Artık Musa (a.s.) yok… Fakat Musa’nın dudaklarından dökülen vahiy devam ediyor. Vahiy tezgâhından çıkmış Asa-yı Musa’ların zamanımızda olmaması Rabbimizin rahmet ve şefkatiyle hiç bağdaşır mı? Firavunlar artık birer fert değiller… Cemaatleşerek sarmışlar yedi kıt’ayı… Her gün bir kara parçasından yükseliyor semaya gökdelenleri veya ehramları… Ve ehramların bekçileri olan global medyatör sihirbazlar.. Ehramların gölgesinde kalmış mahzun minareler… Mabedlerimize tepeden bakan ehramların alınlarına asılmış levhalara dikkat etseniz, eski Mısırlıların öküzünü göreceksiniz. Kuvvet ve zenginliği simgeleyen bu resim yükselen dev ehramların tarihî süreçlerini, temsil ettikleri manaları ve içinde bulundukları medeniyetin kimliğini size anlatacaktır. Batı felsefesinin dinsiz okulundan çıkan bu dehşetli sihirbazların sihrine henüz yakalanmamışsanız, ancak ve ancak vahye dayalı duâ ve bakışlarla bu global belâdan kurtulabileceğinizi mutlaka öğrenirsiniz.

NEDEN HÜSRAN…

Deha ile sihrin dört bin sene sonra yeniden en zirvede buluşacaklarını bilmeyenler, hazırlıksız yakalandılar. İnsanlık yolunda yürüyen dehayı, ahirzaman dinsizleri bir baskınla yakalamışlardı. Avrupa’nın zifiri karanlığının sebep olduğu bir baskın… Sonra şimal cereyanının enstitülerinde geliştirilmiş sihrin her çeşidini teknolojinin harika cihazlarına yüklediler. Arap dünyası ile Anadolu’nun yollarını da Süfyaniyetin yamakları tuttuklarından, sihirbazların belâsından Müslümanları kurtaracak Kur’anî belge ve bilgilere Araplar ulaşamadılar. Zavallı Mağrib, musîbetzede Mısır, feryad-ü figan halindeki El Cezire sahilleri ve Şam-ı Şerifin, düne kadar uğrunda gözyaşı döktükleri Basra, Bağdat, Kabil ve Musul’a dönüyordu kaderleri… Kim bilir…

Firavun, sihirbaz ve deha… Öyle dehşetli bir işbirliği ki… Düğümlere öyle bir üfleyiş ki… Atlas ötesindeki üfürükleriyle İslâm coğrafyasındaki şehirler kana bulanıyor. Wikileaks… Facebook… Twitter vs… Bu üfürüklerle çıkan yangını umumileştirmek üzere Türkiye üzerinden bu bölgelere koşan ajanlara dikkat. Trablusgarp ve Bingazi meydanları, Tahrir, Hama, Humus, Aden ve Doha yeniden mercek altına alınabilseydi… Kılavuzu kuzgun olan “baharcıların” mahiyetlerini atlas gibi önümüze serecekti… Fakat nerede… Basra çoktan yıkıldı… Leş kargalarının başı Drakula ruhlu Rasmussen İsevî ve İslâm âleminin muallâ mekânı Şam-ı Şerif’i işaret ediyor. Hem de Firavunların sihirbazlarınca meflûç edilmiş bir kısım İslâmcı politikacı, yazar ve dinî cemaat temsilcilerinin alkışları arasında tehdit ediyor, Şah-ı Şüheda Hüseyn’i (r.a.).

Sihirbazları, kanlı şehir ve sokakları, baharda güllerle bezenmiş bahçeler mi olarak gösterdi biçare halka… “Hürriyet! Hürriyet!” seslerinin arkasına gizlenmiş Drakula’lar, Deccal, Süfyan, Yecüc ve Mecüc’ün modern fillere dayanıp karadan ve havadan Libya’ya saldırarak Ömer Muhtar’ın ve Seyyid Sünusi’nin intikamlarını almaları bir hüsran değil miydi? Tam elli bin masumun kanı sıcak çöllere aktı. Hani bir masumun hakkı yüz caniye feda edilmeyecekti… Hani suçsuz ve masum bir insanı bilâhak öldüren bütün insanlığı öldürmüş idi… Hani bütün Müslümanlar kardeştiler… Hani fitne ölümden de beterdi.. Kaddafi’nin paralarıyla siyaseti öğrenenler, onun acı akıbetinden acaba ne kadar utandılar… Şimdi de Esad’a esip gürlüyorlar… Bediüzzaman’ın yirmi sekiz senelik diktatörlerle mücadelesini göremeyecek ve duyamayacak kadar meflûç siyasetçilerimiz var bizim…

HÂLÂ BAHAR DİYENLER…

Kardeş kurşunuyla yaralı Müslümanın böğründeki kanamayı gül ile karıştıranların hipnoz olduklarını biliyoruz. Deccaliyetin emrindeki çoğu ekranlarla hayatlarına yön verenlerden hayır yok bize… Kendi ocağına düşmemiş bir ateşin yaktığı insanların acısını medya sihriyle vicdanı mefluc olanlar hiç duyamayacaklar.

Firavunmeşrep Deccaliyetin biz Müslümanların zaaflarını, kinlerini, intikamlarını, hasetlerini, safdilliklerini ve tarihî anlaşmazlıklarını aleyhimize ne denli kullandığını anlayabilmemiz için narkozlu olmamız gerekiyor. Lenin ve Troçki damarlarının Arap dünyasında öncülük yaptığı hareketlerin geçmişte olduğu gibi hürriyet ve demokrasiye götürmediğini bilebilmemiz için Deccalı ve Süfyanı iyi tanımamız gerekiyor.. Biz komünizm ve bolşevizme, mahiyetini öğrenmeden düşman olduk. Protestolarda slogan attık. Ne Troçki’yi ve ne de yoldaş Lenin’i hiç, ama hiç tanımadık. Çünkü Kemalist eğitim ve ideoloji “mahiyetlerini tanımaya” asla müsaade etmiyordu. Kemalistlerin ne kadar Troçki hayranı olduklarını ve onu İstanbul’da beslediklerini çocuklarımız öğrenemeyeceklerdi… Ve Freud’un bolşevizmi ihya eden okulları hâlâ günümüz Türkiye’sinde baş tacı edilecekti. NLP ile kitleler topluca hipnoza sevk edileceklerdi. Arap’ın en büyük NLP uzmanı Mahmut Cibril Kaddafi’ye, oğullarına ve bakanlarına “kişisel gelişim dersleri” verecekti. Libya’dan Doha’ya geçerek bütün Arap idareci ve prenslerine kişisel gelişim dersleri vereceklerdi. Tıpkı, Gürcistan’da Schwardnadze’ye NLP için takdim edilen Sakavişvili gibi… Zavallı Schwardnadze… Fakat yine de Kaddafi’den çok şanslıydı.

İşte bütün Arap ihtilâllerinin mahiyetlerinin tavazzuh ettiği bir zamanda ve sihirbazların sihirleriyle sihirlenmedikleri halde, hâlâ “Bahar!” diyenlere ne demek lâzım?

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

Şükrü Bulut

Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü / Eğitimci – Yazar

3 Yorum

  1. Herkese terakki dünyası olsunda biz müslümanlara tedenni dünyası olsun öyle mi?
    Araplar insan haklarına özgürlüklere layık değil vahşi ve bedevi insanlar değil mi?
    ABD ve Avrupa her zaman şer odaları ile iş yapar doğru iş yapmaz daima Müslümanlara kötülük yapar hatta menfaatleri de hiç bir zaman örtüşmez her daim yaptığına karşı çıkılmalıdır.
    Bu düşünceyi kimden öğrendiniz sayın Bulut, helal olsun size!

  2. Kendisine şehireminliğini yakıştıran zat, sağda solda yapılan dedikoduyu buraya taşımış.
    Sizi tebrik ediyorum ki, böyle anlamsız bir muhalefeti bile yayımlamışsınız.
    Bu arkadaşa, zata Risale-i Nur’u iyi okumasını, anlamaya çalışmasını, kendine göre anlamlandırmamasını, hiç değilse IRAK hakkında birşeyler okumasını tavsiye ediyorum.
    5. Şua’yı, Lozan Bahsini, BOP’u, Hutbe-i Şamiyeyi, Hutuvat-ı Sitteyi eğer anlayabiliyorsa -ki sanıyorum arlayacak biri-yalnız vicdanı ile başbaşa kalarak tekrar okusun, anlayamıyorsa yardım alsın.

  3. Vallahi Şükü Beyin yazılarını, dönüp dönüp okuyorum. Eleştirmeye çalışanlar kendilerine baksınlar, acaba etraflarındaki olayların farkına varabiliyorlarmı? Şükrü kardeşim fikirlerinizi destekliyorm. Saygılarımla Kardeşiniz Ali KAN

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*