Avrupa Birliğine olan ihtiyaç

Bazıları “Aslına bakarsanız bizim AB üyeliğine ihtiyacımız da kalmamıştır” diyorlar…

Acaba öyle mi?

Avrupa Birliği “hukukun üstünlüğünü” esas alan ve kanun hakimiyetine değer veren, insan hakları, özellikle “din ve vicdan hürriyeti” ile ferdî hürriyetleri önceleyen bir yönetimi, yani “demokrasi”yi esas almaktadır.

Hürriyet ve insan haklarının güvenceye alınması da ekonomik olarak refahı ve zenginliği meydana getirmektedir.

Avrupa Birliğine girmek için asgari şart “demokratik değerleri” benimsemiş olmak ve bu konuda da samimi olmaktır.

**

Henüz Türkiye’nin “demokrasiyi” samimi bir şekilde benimsediğini söylemek gerçekten zor görünmektedir. Zira Türkiye’deki sosyalistlerin, milliyetçilerin, kemalistlerin ve İslamcıların “demokrasi” ile problemi vardır.

Saydığımız kesimlerin birbirleri ile pek çok problemi olmakla beraber “Hürriyet ve demokrasi” karşıtlığı ile devleti, halkı ve vatandaşları üzerinde baskıcı bir güç olarak kullanma konusunda müşterekliği sözkonusudur.

Bu anlayış ve yapı Avrupa Birliği normlarına tamamen aykırı bir durum oluşturmaktadır.

Avrupa Birliği bizim “Devletçi ve baskıcı” olmamamızı, “hürriyetçi ve demokrat” olmamızı istemekte ve bu konuda samimiyetimizi test etmektedir. Avrupa Birliğine girmenin şartı olarak bunu ileri sürmektedir. Avrupa’nın ayak sürümesinin sebebi budur.

**

Demokrasi ile problemi olan, halkının hür ve demokrat olmasını istemeyen, devleti halkın üzerinde baskıcı bir güç olarak kullanmak isteyenler ekomomi, din farkı ve kültür farkı gibi hususları bahane ederek Avrupa’nın bizi kendilerine yakın görmediğini ve almamakta ısrar ettiğini iddia etmekte ve bunun propogandasını yaparak halkı aldatmaktadırlar.

Biz AB’ye girmezsek milliyetçilik adı altında ırkçıların, dindarlık adı altında dini baskı unsuru olarak kullanan siyasal İslamcıların, cumhuriyet ve hürriyeti baskı unsuru olarak kullanan solcuların baskılarından ve zulümlerinden kurtulmamız kesinlikle mümkün olmaz.

Ezilen hep Türk vatandaşı olur. Zarar gören de bu güne kadar olduğu gibi yine Müslümanlar olmaya devam eder.

**

Asr-ı Saadet’te Peygamberimizin (asm) ve Hulefa-i Raşidinin siyasi olarak uyguladığı “Hürriyet, Adalet, Meşveret, Halka Hizmet, Görev dağılımında liyakat ve şahıs değil kanun hakimiyeti” gibi prensipleri ne yazık ki Müslümanlar değil, Avrupa Birliği hayata geçirmiş gözüküyor.

Şahısların değil, dinimizin emrine uygun yaşamak istiyorsak Avrupa Birliğine ihtiyacımız vardır. Siyasi boğuşmaları bırakıp işimize odaklaşarak zengin olmak istiyorsak yine Avrupa Birliği’ne ihtiyacımız vardır.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*