Barış ve muhabbetin sembolü: S. Nursi

alt

Neden böylesine gaddar ve hilekâr bir dünya ile baş başa kaldık? Neden öğrenciler birbirini vurup öldürüyor. Neden okula giden çocuklar kayboluyor da bir daha evine dönemiyor?

Neden gasb, hırsızlık ve kapkaç olayları bitmek, tükenmek bilmiyor? Neden nikâhlar dikiş tutmuyor? Neden ar ve haya duygularıyla bezenemiyoruz? Müstehcenlik, teşhircilik, çıplaklık hayasızlık, edepsizlik başını almış gidiyor neden? Neden anarşi ve terör can almaya, can yakmaya devam ediyor? Neden bu kaos ortamına çare bulunamıyor?

Cevap veriyorum: Dünya aklını kaybetti.

Üstad Bediüzzaman diyor ki: “Hz.Muhammed’in (s.a.v) nuru kâinatın ruhu, Kur’an da dünyanın aklıdır. Eğer Hz. Peygamberin nuru kâinattan çıksa kâinat vefat edecek, Kur’an dünyadan çıksa dünya aklını kaybedecek, akılsız kalan başını bir gezegene çarpacak, kıyameti koparacak.”

Ben de bu cümleden yola çıkarak diyorum ki, Kur’an Osmanlı’nın aklıydı. Osmanlı da dünyanın aklıydı. Kur’an Osmanlı’nın başından çıkınca Osmanlı’nın dengesi bozuldu. Osmanlı’nın dengesi bozulunca sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın dengesi bozuldu.

İçteki düşmanları bırakın, dıştaki düşmanlar dahi Osmanlı’yı yıkmada rol almamalıydılar. Çünkü Osmanlı’nın yaşamasında bütün dünyanın menfaati vardı. Gerek ülkemizde ve gerekse dünyada bugünkü keşmekeşliklerin sebebi dünyanın başından Osmanlı’nın gitmesi, Osmanlı’nın başından da Kur’an’ın gitmesidir. İhtilallerin, işgallerin, intiharların sebebi budur. Büyük devletlerin zalim, küçük devletlerin mazlum olmasının sebebi budur. Helal yoldan iş, aş, eş bulamamaktan kaynaklanan aldatmaların, hiyanetlerin, cinayetlerin, hırsızlık ve kapkaç olaylarının, ar ve haya duygularından, güzel ahlaktan mahrum kalışımızın sebebi budur. Müstehcenliğin, teşhirciliğin sebebi budur. Kadınların dövülmesinin, sövülmesinin, ırz ve namuslarına tecavüz edilmesinin, tacize uğramalarının sebebi budur. Irkçı ve bölücü akımların gemi azıya almasının, okullarda kız uğruna kavgaların ve cinayetlerin içki ve uyuşturucu müptelalığının sebebi budur. Aklımızı kaybettik. Aklımız Kur’andı, ruhumuz Hz.Muhammed’di. (s.a.v) Adil hükümdarımız Devlet-i Aliyey-i Osmaniye idi. Bu gün içine düştüğümüz kaosun, şehirlerimizdeki, güney doğudaki anarşi ve terörün sebebi bunların yokluğudur.

ANARŞİ VE TERÖRLE MÜCADELEDE BEDİÜZZAMAN FAKTÖRÜ

Anarşi ve terör zehirini etkisiz hale getirmek ve bu ateşi söndürmek için çok yollar denendi. Ama hiç bir yol, hiç bir çare fayda etmedi. Çünkü teşhisde isabet kaydedilemediği için, tedavide de isabet kaydedilemiyordu. Bediüzzaman gelinceye ve eserlerini neşredinceye kadar ülke kan kaybetmeye, ocaklar sönmeye, bağırlar yanmaya devam etti durdu. Hâlâ da devam ediyor. Yüce Allah, ecdadımızın bin yıl İslamiyet’e hizmetkârlığına mükâfat olarak Bediüzzaman’ı ve Bediüzzaman gibi alim ve velileri bu ülkeye ihsan ve ikram eyledi. Bunlar ve bunların ekolleri ve okulları etkili oldukları yerlerde anarşi ve terör zehirinin panzehiri oldu. Dünyamız kan kaybından öleceği bir sırada Bediüzzaman ve eserleri, taze bir kan gibi yetişti. Bizi öldürmek üzere tepemize çökmüş olan anarşi ve terörün elinden Allah’ın lutfuyla kurtardı. Çünkü Nur Risaleleri okunduğu yerde hiddet ve şiddete fırsat tanımıyor, okuyanlarının yanlış düşünmesine, anarşi ve teröre zaman ayırmalarına imkân vermiyor. Bu eserleri okuyanlar Allah aşk ve sevdasına tutuluyor. Bu meşguliyet o­nların abesle iştigallerine izin vermiyor.

Bediüzzaman’nın ağzından hayatı boyunca imandan, marifetten, muhabbetten, kardeşlikten başka bir şey çıkmamış, Uhuvvet (kardeşlik) Risalesini yazmış, mümin kardeşine düşmanlık edeceğine içindeki düşmanlık duygusuna düşmanlık et, demiş, ihlas ve samimiyeti hedef göstermiş, İhlas Risalesini yazmış, Allah senden razı olduktan sonra bütün dünya küsse kıymeti yok, Allah senden razı olmadıktan sonra bütün dünya seni alkışlasa o­nun da kıymeti yok, demiş. Müsbet hareketi (olumlu, ılımlı, sabırlı ve hoşgörülü davranmayı) vazgeçilmez prensip olarak sunmuş, öğrencilerini hiddetten, şiddetten uzak tutmuş. Acz, fakr, şefkat, tefekkür, ikna, irşat, kavl-i leyyin (yumuşak söz) o­nun usülünün ve üslubunun esasları olmuş.

“Kesinlikle bil ki yaratılışın en yüksek gayesi ve en yüce neticesi Allah’a imandır. İnsanlığın en yüce mertebesi ve en büyük makamı Allah’a imanın içindeki marifetullah yani Allah’ı tanımadır. Cin ve insanların en parlak mutluluğu ve en tatlı nimeti marifetullah içindeki muhabbetullah yani Allah’ı sevmektir.

Bu sözüyle Bediüzzaman demek istiyor ki, önce, alemin ve kendinizin bir yaratıcısı olduğuna yani Allah’a inanacaksınız, inandığınız Allah’ı tanıyacaksınız, tanıdığınız Allah’ı seveceksiniz. Allah’ı sevdiğinizi de o­nun emirlerini tutarak, yasaklarından kaçarak göstereceksiniz.

-Allah’a inanır ve o­nu tanırsak ne olur?

-Allah’a inanır ve o­nu iyi tanırsanız kendinizi Allah’ı sevmeye mecbur eder ve o­nun tarafından sevilmenin gayreti içinde olursunuz. Hiçbir sevgilinin vermediğini Allah’ın size verdiğini görürsünüz. Allah’ı seven muhabbet fedaisi olur, muhabbet fedaisi olanın husumete, anarşi ve teröre vakti kalmaz.

Şimdi soruyorum:

Uhuvvetin ve muhabbetin, ihlas ve samimiyetin, olumlu ve ılımlı davranışın aşk ve şefkatin, ikna ve tefekkürün tatlı ve yumuşak sözlülüğün hakim olduğu bir zeminde anarşi ve terör barınabilir mi? Allah’a inanan, o­nu tanıyan ve seven, o­nun rızasını kazanmayı düşünen, o­nun merhametiyle merhametlenen, o­nun aşkıyla yanan, o­nun sanat eserlerini tefekkür edip inceleyen, üstün gelmeyi despotlukta değil de iknada, tatlı ve yumuşak sözlülükte arayan insanlardan anarşist ve terörist çıkar mı?

Bediüzzaman, Bediüzzaman’ın misyon ve vizyonu, duruşu, 6000 sayfalık külliyatı ve hizmeti, Allah’la barışık, kendisiyle barışık, toplumla barışık bir kitle oluşturdu. İki ayaklı aç canavarların ve vahşi devlerin dünyayı parça parça edip yutmak istediği günümüzde, Türkiye bir Irak, bir Filistin, bir Afganistan, bir Çeçenistan bir Bosna-Hersek olmuyor ve Allah’ın lutfuyla olmayacaksa, bunu biraz da Bediüzzaman ve ekolüne borçludur. Ama eğer bindiğimiz dalı kesmezsek… Eğer bindiğimiz dalı kesmeye kalkarsak yani Bediüzzaman’ı ve eserlerini, ekolünü ve okullarını, okuyanlarını rahatsız edersek anarşi ve teröre, bölücülük akımlarına kuvvet vermiş oluruz ki Allah korusun bunun akıbetini düşünmek bile istemiyorum. İstemiyorum çünkü bunun akıbetinde Filistin olma, Afganistan olma, Irak olma, bölünüp parçalanma var; ırz ve namusların çiğnenmesi ihtimali var.

KEŞKE HER ÜLKEDE BİR BEDİÜZZAMAN OLSAYDI

Keşke İslam aleminin her kentinde bir Bediüzzaman olsaydı, keşke Bediüzzaman’ı İslam aleminin her kentine, dünyanın her kıtasına taşıma kudretimiz olsaydı, keşke bütün Müslümanlar o­nun mücadele yöntemini tebliğ metodu haline getirebilseydi ne Asya münafıkları ne de Arupa kâfirleri İslam’ı ve Hz.Muhammed’i (s.a.v) terörün kaynağı gösterme imkânı bulamayacaklardı.

Bediüzzaman, yaygın ve örgün bir şekilde okunur ve okutulursa Allah’ın izniyle bunların hiç biri olmayacaktır. Bendeniz Bediüzzaman’ı, Türkiye’nin, Bediüzzaman’lı Türkiye’nin de dünyanın dengeli çarpan bir kalbi gibi görüyorum. Bu dengeye kuvvet vermemiz gerekiyor. Bu dengeyi bozacak davranışlardan uzak durulması gerekiyor.

Bediüzzaman ve ekolü, anarşi ve terörün önünde bir seddir, bir surdur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bir gün Hz.Ömer (r.a) hakkında şöyle buyurdu: “Ömer İbn-i Hattab(r.a) hayatta olduğu müddetce ümmetime fitnenin kapısı hep kapalı kalacaktır, (anarşi ve terör baş kaldıramayacaktır.) Ömer helak olunca fitneler birbirini takip edecektir.” Gerçekten öyle oldu. Bu hadisten yola çıkarak ben de aynı şeyi Üstad Bediüzzaman için söylüyorum: Said Nursi ve eserleri okunduğu ve okutulduğu müddetce fitne, anarşi ve terör çok fazla etkili olamayacak, bu vatanı ve bu milleti bölmek isteyen iç ve dıştaki anarşist ve teröristler muratlarına nail olamayacaklardır.

Gerçek bu iken “Hayatı Türkü, Kürt’ü ve Arap’ıyla bütün Müslümanları İslam kardeşliğinde birleştirmek, hatta bu hedef için ömrü, Medresetüzzehra gibi üniversite açma gayretiyle geçmiş bu büyük insan sırf “Kürt” kökenli oluşu nazara verilerek “Kürtçü” ve “ırkçı” olarak gösterilmeye çalışılmış,” İsmi başka Saitlerle kasden karıştırılarak temiz haysiyeti kirletilmek istenmiştir.

Bediüzzaman gibi etkin bir şahsiyetin Güney Doğu illerimizden biri olan Bitlis’den çıkması, Anadolu’nun sınırlarını da aşıp, dünyaya yayılması imansızlığın, ahlaksızlığın ve ırkçılığın karşısına dikilmesi, Türk’ü ve Kürt’ü, Arap’ı v acemiyle milyonlarca insanı etkilemesi, aynı potada eritmesi, kaynaştırıp kardeş etmesi Allah’ın bir lutfudur. Anarşı ve terörü gerçekten yenmek, hem de kansız ve kavgasız, hem de çok az bir masrafla bitirmek isteyenler Allah’ın bu ülkeye bahş eylediği bu lütuftan istifade etmelidirler. Bediüzzaman’a ve o­nun ekolüne imkân ve fırsat tanımalıdırlar, Nur Külliyatını bütün okullarda ve televizyonlarda ders olarak okutmalıdırlar.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*