Barla’nın ihtişamı

Ebru gibi yansır Barla’nın ihtişamı, Eğirdir Gölünün serin sularına…
Sonra kalbimdeki beyaz sayfalara dokunur, ezan sesleriyle… Her seherde Sadıkların aşk ateşi okunur dudakların kıpırtısından, ney sesi gibi duyuldukça hidayet nurları, işve ile yayılır yamaçlara, dağlara, yalçın kayalıklara, şehirlere, köylere, kurak topraklara…

Her akşam vakti memleket ufuklarında batan kızıllıklar, derinliklerindeki enfüsi timsaller, mecazi masallar; feragat beka yolunda aşk ritmiyle çarptıkça kalpler, baki çiçekler açmış cennet bahçelerinde. Ulu Çınar haşmetinde ve Yokuşbaşı çeşmesi berraklığında coşmuş gönüller ve hep birlikte: “Acz-ı mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak, şükr-ü mutlak ey aziz!.” söylemişler.

Fetrette zaman donmuştu. Kuzey rüzgârları ufukları kızıllıklara boyamış, idrakler tutulmuş, ruhlar kararmış, müstakbel tedirgin. Avare nev-i beşer şaşkın, endişeli, ürkek ve çaresizce can damarından mahrum, sekerat hali, Anadolu’nun bereketli topraklarında ölüm sessizliği….

Ay ışığında çiçekler açmıştı Barla yamaçlarındaki Kur’ân bahçelerinde. Tefekkür ummanıyla aydınlandı gönüller, sanatı, güzellikleri, isimleri gördü her şeyin yüzünde, izinde, manasında. Kur’ân hakikatleriyle konuşuyordu zamanın sahibi.

Her zaman, her yerde güzellikleri seslendirdi, söyledi, anlattı. Kömür karası zifiri karanlıkları divit gıcırtıları yırttı. Zikr-i hakla aralandı sır perdeleri. İhlâsla, muhabbetle seher aydınlığı gibi yansıdı Asr-ı Saadet’ten nur huzmecikleri. Bin kalemli kâtiplerin göz nuru, nur postacılarının omuzunda, nur halesi gibi dağları aştı, gönüllere ulaştı.

Barla’da aşk kıvılcımından tutuşan meşale gönülleri ışık ışık aydınlatıyordu. Yarasalar üflese de Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevi bir güneş olduğu dünyaya ilan ediliyordu. Barla’nın aşk halesi yüklü zemini, muhteşem güzellikleri ve bereketli zenginlikleri memnun halinden. Zaman, tarih, şiir, tefekkür, zikir ve müjdeler beldesi olmuştu gönüllerde. Vefalı, mütevazı, kadirşinas, cömert belde, havasıyla, suyuyla çağın tefsirlerine mekânlarını açmıştı.

Barla Denizinin mavi suları, renkli çiçeklerin ve yeşilliklerin süslediği Cennet Bahçesi, Uluçınar, Çamdağı, Yokuşbaşı, Üstadın evi ve tepede asude, berzahta huzur içinde yatan, hayatını inancına feda etmiş bahtiyarların, kahramanların, serdarların hatıra yüklü, huşu dolu makberleri…

Külliyatın her bir sayfasında, satırında kâinata misal-i musağğar nevinden Barla kırlarında, dağlarında, bağlarında, bahçelerinde tezahür eden esma-i İlahinin cilveleri, nakışları, tecellileri, sanat harikaları, hayat ve hayvanat misalleri, satır satır işlenmiş, nakış nakış dokunmuş nur olmuş.

İnsanlığın idrakine yansıyan, gönül dünyasını şenlendiren Kur’ân şuaları, o mekânlarda görülen misaller aynasıyla akseden manalar, hakikatler ummanına tefekkürle yaklaştırıp ulaştırmaktadır.

Fikirlere kelepçe takıp zindana atan dessas zalimler, inkârcı gafiller, Kur’ân hakikatlerine karşı zulmetin çaresizliğini, kaleme karşı kılıcın kifayetsizliğini fark ettiklerinde çoktan iş işten geçmişti.

Şimdi dünyanın her tarafını İslam güneşi, Kur’an şuaları aydınlatmaktadır. Barla’da, Cennet Bahçesinde, Gelincik Dağında açan nur çiçekleri uzak diyarlardan temaşa edilerek akılları, kalpleri, gönülleri ferahlatmakta…

Muzaffer Karahisar

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*