Bediüzzaman’ı ağlatan haller

Bediüzzaman Said NursîHazretleri ”Bazan lisan-ı hal, lisan-ı kal’den daha tesirlidir” der.

Yani, insanın tutum ve davranışlarıyla gösterdiği örnek hal ve davranışlar, çoğu defa diliyle ifade ettiği meselelerden daha önem ve tesir eder.

Yaşadığı hayat müddetince tu- tum ve davranışlarıyla insanlara örnek olan Bediüzzaman, sözleriyle de bunu tadik etmiştir. Bu hal ve bu vaziyet, insanların meseleleri daha da yakından anlaması için tesirlidir.

Bu davranış biçimi meseleleri anlamada kullanılan bir metoddur. Önemli meseleleri muhatabına kavratmada en etkili tutum buldu.

Bediüzzaman’ı ağlatan hallerin de önemli olduğu hatırlanmalıdır. Hangi hal ve hadiseler karşısında Bediüzzaman Hazretleri gözyaşı dökmüş? Bu konuyu araştırırken Bediüzzaman’ın, şahsının maruz kaldığı sıkıntılardan ziyade, İslâmî ve insanlığı alâkadar eden hadiseler karşısında gözyaşı akıttığı görülür.

Birkaç örnek hadiseyi şöyle sıralamak mümkündür:

Birinci Dünya Harbi’nde, Rus esareti sonrası Van’a gelen Bediüzzaman, Van’ın yakılıp yıkıldığını görünce gözyaşları içinde şunları ifade eder: “Herşeyden evvel, Van’da Horhor de- nilen medresemin ziyaretine gittim. Baktım ki, sair Van haneleri gibi onu da Rus istilâsında Ermeniler yakmışlardı. Van’ın meşhur kalesi ki, dağ gibi yekpare taştan ibarettir, benim medresem onun tam altında ve ona tam bitişiktir. Benim terk ettiğim yedi sekiz sene evvel, o medresemdeki hakikaten dost, kardeş, enîs talebelerimin hayalleri gözümün önüne geldi. O fedakâr arkadaşlarımın bir kısmı hakikî şehid, diğer bir kısmı da o musîbet yüzünden mânevî şehid olarak vefat etmişlerdi. Ben ağlamaktan kendimi tutamadım.”1

Bediüzzaman’ın bir başka ağlamaklı hali, Eskişehir hapsinde bulunduğu sırada okul bahçesindeki öğrencilerin hali karşısında cereyan eder. Şöyle ki: “Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde bir Cumhuriyet Bayramı’nda oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raksediyorlardı.

Birden manevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü.

Ve gördüm ki: O elli-altmış kızlardan ve talebelerden kırk-ellisi kabirde toprak oluyorlar, azab çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş-seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek bekle- diği nazarlardan nefret görüyorlar, kat’î müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım. Hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular.

Ben dedim: Şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz.”2

Bediüzzaman Hazretleri’nin mübarek gözyaşlarını akıttığı bir başka acıklı hadise de, Denizli hapsindeyken saff-ı evvel Nur Talebelerinden, Hafız Ali’nin hastalanak hastaneye kaldırılıp orada şehiden vefatı sonrası olmuştur. O elim hadiseyi de şu sözleriyle dile getirir: “Sonra gizli düşmanlar beni zehirlediler. Ve Nur’un şehid kahramanı merhum Hafız Ali benim bedelime hastahaneye gitti ve benim yerimde berzah âlemine seyahat eyledi, bizi meyusâne ağlattırdı.”3

Üstad’ın ıztırap içinde göz yaşlarını döktüğü bir başka hadise de Afyon hapsinde vuku bulur.

Şiddetli zehirlenmenin ardından talebelerinden Ahmet Nazif Çelebi gördüğünü şöyle anlatır: “Afyon hapsinde bir gün bir fırsatı bulup Üstad’ın koğuşuna gidebildim. O sıra Üstad’ı zehirlemişlerdi. Kışın en soğuk günleriydi. Yüzü simsiyah kesilmişti. Dudakları çatlamış, ateşler içinde kıvranıyordu. Ağır zehirden mütevellit çok perişandı. Beni görünce ağlamaya başladı. İkimizde bir müddet ağladık.

Dedi ki: “Kardeşim seni Allah gönderdi. Ben çok perişanım.” İhtiyaçlarını gördüm, hemen çıktım.”4

Bediüzzaman Hazretleri’nin gözyaşlarını akıttığı hadiselerden birisi de Birinci Dünya Harbi sırasında Bitlis derelerinde düşmanla çarpışırken birlikte bulunduğu yeğeni Ubeyd’in vurulma anıdır.

Bu hadiseyi de talebelerinden ve harb arkadaşlarından olan Van’lı Ali Çavuş’un oğlu Fevzi Arastan bize anlatmıştır.

Şöyle ki: “Birden Ubeyd vuruldu. Ubeyd bana ‘Ali, ben vuruldum’ dedi. Ben de Üstada; ‘Üstadım Ubeyd vuruldu’ dedim. Üstadımız ne döndü, ne de cevap verdi. O hâlâ okuyup kılıcı sallamaya devam ediyordu. Ubeyd bir kaç adım daha atarak yere düştü. ‘Ali’ dedi. ‘Benim kemerimde biraz para var, gel onları al’ dedi. Ben de şimdi onun zamanı değil deyip Üstad’a; ‘Üstadım, Ubeyd düştü ve düştüğü yere yıkılıp kaldı’ dedim. Üstad yine bana cevap vermedi. Ben Üstad’ı takip etmeye devam ettim. Gecenin karanlığından dolayı farkında olmadan yüksek bir kayanın üzerine çıkmıştık. Üstad bulunduğu yere oturarak kılıcı yere vurup iki eliyle kabzasından tuttu ve başını üstüne koyup daldı. Sonra birden başını kaldırarak iki elini yukarı kaldırıp; ‘Oh, oh Elhamdülillah, Ubeyd yerini buldu’ dedi. Ve Ubeyd’e ağlıyordu.”5

Sonuçta; Bediüzzaman Hazretlerinin ağlayan halleri karşısında göz yaşı dökmemek mümkün mü?

Dipnotlar:
1- Lem’alar, Onüçüncü Rica.
2- Şuâlar: s. 198.
3- Mufassal Tarihçe-i Hayat. c. 3, s. 1270.
4- A.g.e. s, 1285.
5- Ali Çavuş’un hatıraları (Bizde mevcut).

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*