Bediüzzaman’ın Medresetüzzehra projesi

Medresetü’z Zehra’nın misyonu da cihanşümuldür

“Bediüzzaman’ın Medresetüzzehra projesi, Kürtlerin eğitim meselesini halletmek Kürtlerin bilinçlenmesi için ortaya koyduğu bir projedir.”

Evvelâ şu tesbiti yapalım: Bediüzzaman’ın ele aldığı, “iman, ibadet, ahlâk, ukubat, içtimaî / siyasî” ana başlık ve binlerce altbaşlıkları cihanşümûldür. Evvelâ ferdi, sonra aileyi, sonra cemiyeti, milleti, sonra İslâm âlemini, sonra insanlığı ilgilendirir. Yani, her kesime hitap eder.

Kur’ân-ı Kerîm’i tefsir ettiğine göre, Kur’ân da, “Ey iman edenler, ey insanlar!” diye hitap ettiğine göre, elbette Risale-i Nur da meselelere bu perspektiften bakar.

Şimdi gelelim, “Medresetüzzehranın cihanşümul olan temel işlevi, fonksiyonu, misyonu nedir? Bunun Risale-i Nur’daki dayanakları nedir?” suallerinin kısa cevaplarına.

Medresetüzzehra ile hedeflenenler şunlardır:

● İslâmiyete ve insaniyete hizmet

● İslâmiyeti paslandıran hikâyat ve İsrailiyat ve taassubat-ı barideden kurtarmak…

● Maarif-i cedideyi medarise (medreselere sokmak, sadece Kürdistandaki medreselere değil) sokmak için bir tarik ve ehl-i medresenin nefret etmeyeceği saf bir menba-ı fünun açmak.

● Ehl-i medrese, ehl-i mekteb, ehl-i tekkenin musalahalarını (barış, dayanışma ve kaynaşmalarını) sağlamak. En azından maksatta ittihadı sağlamak.

● Maarifi / eğitimi / ilmi “Kürdistana” medrese kapısıyla sokmak.

● Meşrûtiyet ve hürriyetin mehasinini (güzelliklerini) göstermek.

● Kürt ve Türk ulemasının istikbalini sağlamak.

● Kürdistan’da adet-i müstemirre olan talim-i infiradiyi halka ve daireye tebdil etmek.

● Türk-Kürt-Arap kardeşliğini, yani ittihad-ı İslâm’ı pekiştirmek.

Arabistan, Hindistan, İran, Kafkasya, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri menfi ırkçılık ifsat etmesin. Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile “inneme’l-müminune ihvatun” Kur’ân’ın bir kanun-u esasisinin tam inkişafına mazhar olsun.

Felsefe fünunu ile ulum-u diniye birbiriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti İslâmiyet hakaikiyle tam müsalâha etsin (çatışmasın, barış sağlasın).

Anadolu’daki ehl-i mektep ve ehl-i medrese birbiriyle yardımcı olarak ittifakını sağlamak.

İman, ilim ile mücehhez nesiller yetiştirmek.

Müslümanların en büyük problem ve düşmanı cehalet, fakr, zaruret ve ihtilâf-ı efkârı “marifet, san’at ve ittifak” silâhlarıyla mağlûp etmek.

İslâm âleminin imanî, ahlâkî, ilmî, siyasî, içtimaî/sosyal problemlerini çözmek.

İttihad-ı İslâmı (İslâm birliğini) sağlamak. (Coğrafî sınırlar olarak değil, iman, gönül birliği, temel meselelerde fikir birliği, ibadet birliği, ilim birliği vs., vs.)

Ülkeyi, İslâm âlemini ve insanlığı anarşi ve terörden kurtarmak…

Medresetüzzehra, aklın nuru ile vicdanın ziyasını birleştirmiştir

İslam aleminin geri kalmasının temel sebeplerinden birisi, “din ilimleriyle fen ilimlerinin” biribirinden ayrılması olduğunu keşfeden Bediüzzaman şöyle der:

“Vicdanın ziyası, ulûm-u dîniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.”1

Ve Medresetü’z Zehra namıyla bir maarif/eğitim projesi geliştirir.

Kur’ân-kâinat bütünlüğü ekseninde vicdanın ziyası olan dinî ilimlerle aklın nuru olan fen ilimlerini kaynaştıran bir modeldir bu.

Böylece, asırlardır devam eden ve son devirde ihtiyaçlara cevap veremez hale gelen tekke ve medrese ile, yeni gelişen modern mektepleri birleştirip, üç ayrı eğitim kanalını doğru bir zeminde buluşturmayı öngörmüştü.

Yani, tam ve hakiki bir “tevhid-i tedrisat/eğitim birliği”.

Fen ilimleri de, din ilimleri de Allah’ın tabiata, fıtrata koyduğu kanunlardır.

Buna göre, bütün fenler din ilimleridir; din ilimleri, fen ilimleridir.

Bediüzzaman, hayatını, en ince teferruatına kadar tarif Medresetü’z Zehra projesine hayatını vakfeder. Önce Van, Diyarbakır ve Bitlis’te maddi vücutları ortaya çıkarılacak, sonra vatan ve İslam alemine yaygınlaştırılacaktı.

Ne var ki, şartlar tahakkukuna elvermedi.

Fakar Bediüzzaman davasından vazgeçmedi. Medresetü’z Zehra projesini Risale-i Nur hizmetiyle sivil bir temel üzerine inşa etti. V dünyanın her yerine yaygınlaştırdı!

Binler, on binlerce Medrese-i Nuriye, Medresetü’z- Zehra’nın şubeleridir.

Kur’an hakikatlerinin eğitimini burada alırız. İmanlı, salih, müttaki Müslüman da, hizmet ehli de, öğretmen de, gazeteci de, romancı, hikayeci de, esnaf da burada yetişecektir ve yetişiyor.

Medresetü’z Zehra dünyanın en büyük eğitim projesidir

Medresetü’z Zehra, Dr. Mücahid Bilici’nin iddia ettiği gibi, yalnız Kürdistan’a has bir marifet, ilim, eğitim, öğretim projesi değildir.
Medresetü’z Zehra; ev, mahalle, şehir, bölge, ülke ve dünyayı içine alan, yayılacak bir proje olduğunu Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’daki orijinal yüzlerce cümlesinden bazılarını aktaralım: “O azîm üniversitenin temelleri ve esasatı ve mânevî bir programı ve muazzam bir tedrisatı nevinden, Risale-i Nur’un yüz elli risalesini kendime tevkil ediyorum.

Bu vatan ve milletin istikbalinin fedakâr genç üniversite talebelerine ve maarif dairesine arz edip bu meselede muvaffakiyete mazhar olan Tevfik İleri’nin bu biçare Said’e bedel Risale-i Nur’a himayetkârâne sahip çıkmasını rahmet-i İlâhîden niyaz ediyorum.”2

Risâle-i Nur’un Medresetü’z-Zehrası Anadolu çapında ve âlem-i Islâm ölçüsünde genişleyeceğini, Risâle-i Nur’daki hakîkatin yüksekliğinden ve dikkat ve tefekkürle okuyan mü’minlerin ve ehl-i ilmin arasında vücuda gelen sarsılmaz uhuvvet ve kardeşlikten anlıyoruz.

Medresetü’z-Zehranın bu muazzam faaliyeti, zemin yüzünde bahar mevsiminde olan İlâhî ve muazzam neşir gibi sessiz, gürültüsüz, şâşaasız, gösterişsiz ve mütevâzı, fakat muazzam bir şekilde cereyan etmektedir. Fıtraten acûl olan insanoğlu, âlemde hâkim olan kanun-u İlâhîyi düşünmeyerek, her meselenin istediği vakitte hal olunmasını istiyor; küçük dairelerdeki vazifelerini atlayıp, büyük dairelere sapıyor.

Tohumları atılmış ve sünbül vaktine gelmiş olan Risâle-i Nur’un yetiştirdiği hakîki îmanlı zâtlar, inşaallah yakın zamanda âlem-i İslâma birer nümûne-i imtisâl olup nûr-u hidâyeti göstereceklerdir.”3

(Ankara Üniversitesi Nur Talebeleri nâmına Abdullah)

Medresetü’z Zehra’nın dil projesi ve Kürtçe’nin caiz olması

Bediüzzaman aslında Medresetü’z-Zehra projesi ile, “Şöyle bir medrese/üniversite” kuralım dememiştir.

Bu üniversitenin geliri nereden olacak, hangi dersler, nasıl okutulacak, hangi diller öğretilecek, öğretim üyelerinin özellikleri ne olacak, mekânı ve şubeleri nerede olacak, prototip olarak ortaya konduktan sonra diğer kademelere (orta dereceli okullar) ve İslâm âlemine nasıl yaygınlaştırılacak gibi hususları detaylandırmıştır.

Bediüzzaman’ın Medresetü’z-Zehra’nın dil meselesindeki yaklaşımında da Dr. Mücahit Bilici’nin kafa karışıklığı yaşadığını müşahade ettik:

“Arapça birinci, Kürtçe ikinci sıradadır… Artık o zamanın şartlarında değiliz, bunları aşmamız lâzım…” diyor.

Bediüzzaman, 1907’de İstanbul’a gittiğinde, 2. Abdülhamid’e sunduğu Medresetü’z-Zehra projesi dilekçesinde, “Fünun-u cedideyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc; ve lisân-ı Arabî vâcip, Kürdî câiz, Türkî lâzım kılmak.” demişti.

Bu ne demektir? Bu medresede Arapça okutmak farz/vacib, yani, mutlaka okutulmalıdır. Kürtçe caiz (serbest, seçmeli ders olmalı, isteyen okumalı, istemeyen okumaz), Türkçe okutmak da lüzumludur. Neden?

● “Arapça Müslümanların ortak dilidir, mutlaka olmalı.

● Türkçe vatandaşların ortak dilidir, resmî yazışmalar bu dilden yapılmaktadır, diğer bütün etnik gruplarla da Türkçe ile iletişim kurulabilir.

“Her ülkenin bürokratik yazışmalarında ve ortak konularda birlik sağlamak için kullandığı bir resmî dili vardır. Türkiye’nin resmî dili de Türkçedir. Bu, devlet yönetiminde birliğin sağlanması için gereklidir. Ancak bu durum insanların anadillerini konuşmalarına engel olmamalıdır. Kürtçe’den ya da Arapça’dan başka dil bilmeyen insanlara, hizmet aldıkları resmî kurumlarda çeşitli kolaylıklar getirilmeli, bürokratik işlemlerde yardımcı olacak tedbirler alınmalıdır. Bu çerçevede, hizmet alanlarla iletişimin kolaylıkla sağlanabilmesi için mahalli dilleri bilen memurlar atanmalıdır.”

● Kürtçe caiz demek, etnik grubun, bölgede yaşayanların dilidir, seçmeli olsun demektir.

Çözüm, Risale-i Nur’da

Bugün ahlâkî, sosyal, siyasî problem gibi bütün problemlerin çözümü Risale-i Nur’dadır. Başta Risaleleri, Uhuvvet Risalesi, Münâzarât, Hutbe-i Şamiye, Divan-ı Harb-i Örfi, Lâhikalar…

Bediüzzaman, Risale-i Nur ile İslâm medeniyetini yeniden ihya ve inşa projesidir.

İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin çözüm tekliflerini uygularsak buna ulaşabiliriz. Zira, bir asrı aşkın önceki tekliflerine ancak yeni yeni ulaşmaya ve idrak etmeye başladık. O, insanlığın temel meseleleri hakkında Kur’ânî çözüm tekliflerinde bulunduğu gibi, bölge içinde hâlâ tazelik ve geçerliliğini koruyan teklifler de sunmuştur.

Bu çerçevede yaşadığı topraklarda görülen sorunlar hakkında da çözüm teklifleri, insanı ve bölgeyi tanıyan bir psikolog-sosyolog derinliğinden öte getirmiştir.

1907’de, İstanbul’a şunun için gider:

● Var olan Türk-Kürt kardeşliğini,

● İttihad-ı İslâm’ı pekiştirecek,

● İlim birliğini temin edecek, din ilimleriyle fen ilimlerini bir arada okutacak Medresetüz’zehra üniversitesini, Ortadoğunun Merkezi Van’da tesisi için İstanbul’a gider. II. Abdülhamid’e projesini sunar.

Ne var ki, o günkü iktidar, Padişahın da tasvibiyle, “Eğitim meselesi hükümetin gündemindedir” deyip, ona sus payı olarak ihsan-ı şahane teklif edilir. O ise bunu reddederek tımarhane ve hapishaneye girmeyi göze alır.

Evet, Bediüzzaman, aynı projeyi Sultan Mehmed Reşad’a da takdim etti, o da kabul etti. Ankara hükümeti de kabul etti. 150 bin banknot tahsis etti. Ama, kâğıt üstünde kaldı.

Ve bugün toplum ancak 100 sene sonra bu noktaya geldi: Doğu’daki bazı üniversitelerde Kürdoloji bölümleri açıldı, Kürtçe serbest bırakıldı…

Dipnotlar:

1- Münâzarât, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 126-127
2- Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası, s. 403.
3- Tarihçe-i Hayat, Sayfa 557.