Bediüzzaman’la Barla özdeşleşmiştir

Bediüzzaman’la Barla birbiriyle özdeşleşmiştir adeta. Birini birisiz düşünmek mümkün değil. Ülkemizde Barla gibi daha nice güzel köyler, beldeler var. Ama Nur Talebelerinin gözünde Barla bir mehtaptır. Risale-i Nurlar’ın yazılmaya başlanmasının etkisiyle Barla, Kur’ân’dan akseden Nur’u yeryüzüne yansıttığı için dünyanın her tarafında ehlince bilinen ve gezilip görülmek istenen mehtabî bir cazibe kazanmıştır.

Barla, ehl-i îmanın manevî imdadına gönderilen Risale-i Nur Külliyatı’nın telif edilmeye başlandığı ilk merkezdir.

Barla, millet-i İslâmiyenin, husûsan Anadolu halkının başına gelen dehşetli bir dalâlet ve dinsizlik cereyanına karşı, Kur’ân’dan gelen bir hidayet nûrunun, bir saadet güneşinin tulû ettiği beldedir.

Barla, rahmet-i İlâhiyenin ve ihsan-ı Rabbanînin ve lûtf u Yezdanînin bu mübarek Anadolu hakkında, bu kahraman İslâm milletinin evlâtları ve âlem-i İslâm hakkında, hayat ve mematlarının, ebedî saadetlerinin medarı olan eserlerin lemean ettiği bahtiyar yerdir.” (Tarihçe-i Hayat, s. 240)

Bugün nurun bayramından söz edebiliyorsak, Barla’yı iyi okumak ve iyi tanımaktan geçiyor. Nur sevdalıları, hakkı ve hakikati öğrenmek için Barla’ya koşuyorlar.

Bediüzzaman için Barla, Barla için Bediüzzaman…

Bediüzzaman’la Barla birbiriyle özdeşleşmiştir adeta. Birini birisiz düşünmek mümkün değil. Ülkemizde Barla gibi daha nice güzel köyler, beldeler var. Ama Nur Talebelerinin gözünde Barla bir mehtaptır. Said Nursî, sürgün şartlarında orada bir süre kalmasaydı, belki oradaki insanlar bile bir sebep olmadıkça oradan pek söz etmeyeceklerdi. Fakat Risale-i Nurlar’ın yazılmaya başlanmasının etkisiyle Barla, Kur’ân’dan akseden Nur’u yeryüzüne yansıttığı için dünyanın her tarafında ehlince bilinen ve gezilip görülmek istenen mehtabî bir cazibe kazanmıştır.

İlk Medrese-i Nuriye

Bediüzzaman Said Nursî’nin yıllarını geçirdiği ilk Nur dershanesi iki odalı ahşap küçük bir mekândı. Bugün restore edilen dershanenin sadece arka odasının dolapları ve bir kapı orijinalliğini korumaktadır.

Dershanenin önünde büyük bir çınar ağacı üç büyük dalıyla duâ eder gibi göklere yükselmektedir. Köylülerin şehadetiyle Üstad bu ağacın dalları arasında yer alan kulübecikte geceleri sabahlara kadar sürekli zikir yapmıştır. Üstadın tefekkür ettiği, evrad ve ezkârını okuduğu bu ağaç da öksüz bırakılmıştı, onun ölümünden kısa bir süre sonra. Dalları arasındaki kulübecik tahrip edilmiş, bazı dalları kesilmişti.

Medrese-i Nuriye’nin altında gürül gürül akan bir çeşme bulunuyor. Bediüzzaman’ın kaldığı o mekân Nur hizmetlerinin kalbi gibi görev yapmıştı, yıllarca. Şimdi ise bir başka manada hizmetlerini sürdürmektedir.

Evler birer matbaa gibi çalıştı

1928 yılında harf değişikliği yapılarak basın-yayın hayatına yasaklar getirilmişti. Baskılar, aramalar, akla ve hayale gelmeyen işkencelere rağmen Risaleler Kur’ân yazısıyla yazılmaya ve okunmaya devam etti. Barla merkezli Nur hizmetine kısa sürede İslamköy, Sav, Atabey, Eğirdir, Kuleönü, Bedre, İlama gibi köyler de katıldı. Buralarda sabahlara kadar kilerlerin ve yüklüklerin içinde gaz lambası ışığında Risaleler yazıldı. Yazılan Risaleler kalemle çoğaltılmağa başlandı, “ilim tekniğe meydan okudu” ve devam eden yıllarda 600.000 nüsha Risale elle yazılmak suretiyle çoğaltıldı. Nur hizmetine katılanlara “Nur postacıları”, “Nur iskele memuru”, “santral”, “Nur ve gül fabrikaları” unvanları verildi.

Barla herkese kucağını açıyor

Bu güzel beldeye gelip nerede kalacağım diye düşünmeye gerek yok. Artık Barla’ya gelip kalmak isteyenlere uygun mekânlar da yapılmış. Eğirdir Gölü’ne arkanızı verip Barla yokuşunu tırmanırken az yukarıda yeni bir cami ile karşılaşırsınız. Caminin yanından bir yol sağa döner. Yolun köşesinde “Yeni Asya Sosyal Tesislerine Gider” levhasını okursunuz. Karşı yolun köşesinde de “Bediüzzaman Said Nursî’nin Evine Gider” levhasını görürsünüz. Zannediyorum, Barla’da insan ve araba trafiğinin en yoğun olduğu yer buralardır. Nur cemaatlerinin ev ve tesislerinin çoğu bu iki yol üzerinde dağılmıştır. Uzun süre kalacaklar dünyevî ağırlıklarını buralara bırakıp uhrevî ve manevî şarj olmak için “Cennet Bahçesi”ne, Üstadın kaldığı evlerine, kabristana ve Çamdağı’na yönelirler; Risale-i Nurlar’ın yazıldığı mekânlara koşarlar. Ellerinde Risaleler hayalen yazıldığı zamanlara giderler. Isparta kahramanlarını, Barla sıddıklarını vazife başında görürler. Üstadın söyleyip onların yazdıkları manzarayı seyrederler. Sonra “Nur Postacıları”nın peşine takılırlar, “Santral Sabri”yi ziyaret ederler. Yazılan Risalelerin kayıklarla karşıya geçişlerini yaşlı gözlerle takip ederler. Yüzbaşı Hulusi Beyi Eğirdir’de bölük komutanı olarak görürler. Sav’a geçip “Bin kalemli” Nurculara selâm vermek isterler. “Gül Fabrikası”nın etrafa yaydığı güzel kokuları teneffüs ederler. Şimdi bize hayal gibi gelen şeyler yıllar önce hakikatti. Onlara hayal gelen şeyler şimdi hakikat oldu.

Nur’un ilk kahramanlarının “Bunları biz yazıyoruz, kim okuyacak?” diye hayal kokan sözlerine karşılık Nur Üstadın “Nurlar, zaman gelecek dünyanın kanun-ı esasisi olacak” veya “Bütün dünya okuyacak” sözleri hiç de hayal olmadığını anlatmaktadır. Aslında Bediüzzaman yıllar öncesinden istikbali okuyor veya istikbale ait müjdeler veriyordu.

Bediüzzaman’ın evi “İlk Medrese-i Nuriye” ile “Cennet Bahçesi” arasında günün hemen her saatinde değişik insan grupları ile karşılaşırsınız. Kimisi gider, kimisi gelir; kimisi iner, kimisi çıkar. Bir bayram havası eser oralarda. Nurlu yüzlerle karşılaşırsınız her adımda. Bazıları oraları belgelendirmeye çalışırlar; ellerindeki kameralarla, fotoğraf makineleri veya cep telefonları ile.

Yolunuz Çamdağı’na düşerse kendinizi açık bir sarayda hissedersiniz. Yukarıda yıldızları, aşağıda dağları ve üzerinde yemyeşil çam, katran ağaçlarını, çimenleri ve çeşit çeşit hayvanları görürsünüz. Adeta Üstadın tabiriyle “Yıldız Sarayı”na değişmediği bir yerdir orası. İçinizden değil, belki bütün gücünüzle, “Dinle de yıldızları, şu hutbe-i şirinine, Nâme-i nurunu hikmet bak ne takrir eylemiş” diye başlayan “Yıldızname”yi okumak istersiniz.

BARLA’NIN TARİHÇESİ

Barla, Eğirdir Gölünün batı yamacında kurulmuş, dağlar arasında küçük bir beldedir. Bahar aylarında dolup taşan dereleri, kardan sarıklı yüce dağları vardır. Dağlarda eriyen karların ve pınarların meydana getirdiği Barla Deresi, şırıl şırıl akıp gider ve göle kavuşur. Etrafta yüksek dağlar, her mevsim karlı tepeler, güzel pınar başları ve mesire yerleri vardır. Her mahalli ayrı bir güzellik taşır.

Barla’daki eski yapılara baktığımızda ise, Rumlar’dan kalma Aya Georgios Kilisesi, Osmanlılar’dan kalma Çasnigir Paşa Camii ve 2 hamamdan başka 2 köprü, 4 tane ulu çınar ve tarihî çeşmeler vardır. Yine Barla’da Karaca Ahmet, Seyit, Peyk ve Çırak Gaziler ile Bedre çiftliğinde Süt Dedesi’nin yatır mezarları bulunmaktadır. Barla’nın batısında bölgenin en önemli dağlarından olan Çam Dağı yer alır. Dağın en yüksek tepeleri 2.734 m. ile Gelincikana ve 2860 m. yükseklikte Ayıyatağıbaşı’dır. Kuzeydoğu ve doğu yamaçlarında karaçam ve köknar ormanları ve fundalıklar vardır. Dağın bir kısmı da çayır ve otlaktır.

Nurlar’ın yazılmasına, müellifinin ibadet ve münacatlarına menzil olmuş ve Üstadın deyişiyle “Ben burayı Yıldız Sarayı’na değişmem” dediği Çam Dağı tepesinde yer alan yüksek ağacın başında yapılmış “üstü açık odacık” Nur köşkü vb. pek şirin menziller ve yerleri vardır.

BARLA VE KUTLU MİSAFİR

Barla, ilk defa 1927–1934 yılları arasında Bediüzzaman Said Nursî’yi misafir etmekle bilinmeye başlamıştır. Bediüzzaman ve Risale-i Nurlar tanındıkça Barla da geniş kitlelerce tanınmıştır. Barla, Bediüzzaman’la ve Risale-i Nurla özdeşleşmiştir. Bediüzzaman, Barla’da ikamet etmek mecburiyetinde kaldığı karakolda, askerler, geceleri uyumayıp ibadet eden bu zatı burada daha fazla tutamayacaklarını anlarlar. Sabahleyin nahiye müdürü Bahri Baba, Barla’nın eşrafından olan Muhacir Hafız Ahmed’e Hocaefendiye bir yer buluncaya kadar evinde misafir etmesini teklif eder. O da bu teklifi tereddütsüz kabul ederek, Bediüzzaman’ı alıp evine götürür. Küçük olan evinin bir odasını ona tahsis eder. Üstad, Muhacir Ahmed Efendi’nin evinde yirmi gün (veya bir hafta) kalır.

Tefekkür penceresi

Barlalı Mustafa Çavuş, çınar ağacının dalları arasında Bediüzzaman’a bahar ve yaz mevsimlerinde oturabileceği bir menzil (kulübecik) yapar. Burada ibadet ve tefekkür eden Bediüzzaman yüzlerce kuşun cıvıltıları arasında eserlerini yazmaya başlar. Manzara itibariyle gerçekten çok güzeldir. Ön tarafında Barla’nın bağ ve bahçeleri, ilerisinde şirin, masmavi “Eğirdir Gölü” yer alır. Barla’da Nurlar’ın yazılmasına menzil olmuş, Cennet gibi mevkileri vardır. Karadut, Karakavak, kabristandaki ardıç ağaçları, Karaca Ahmed Sultan, Bey Deresi ve Cennet Bahçesi…

Biraz uzakta Kocapınar, Taşlıpınar, Deliklipınar…

Hele üç-dört saat uzaklıktaki Çam Dağı, Tomus Kayası…

Nurlar’ın yazılmasına, müellifinin ibadet ve münacatlarına menzil olmuş ve Üstadın deyişiyle “Ben burayı Yıldız Sarayı’na değişmem” dediği Çam Dağı tepesinde yer alan yüksek ağacın başında yapılmış “üstü açık odacık” Nur köşkü vb. pek şirin menziller ve yerleri vardır.

Bediüzzaman önce Sözler adı altında yazmaya başladığı eserlerine daha sonra kalbinden gelen bir ilhamla “Risale-i Nur” adını verir.

NERELERİ GEZELİM?

BEDİÜZZAMAN’IN 1927-1934 YILLARI ARASINDA KALDIĞI EV VE “ŞECERE-İ MÜBAREK” ÇINAR AĞACI

Bediüzzaman, evinin önünde bulunan çınar ağacının dalları arasına yazlık bir köşk yaptırmış, odasının balkonundan oraya çıkmak için de bir merdiven kurdurmuştu. Özellikle yaz mevsimi gecelerinde orada kalır, evrad ve ezkârını okurdu. Gündüzleri de çoğunlukla tefekkür vazifelerini ve tashihat işlerini orada yapardı.

1954’TEN SONRA ARA SIRA KALDIĞI EV

Bediüzzaman 1950 yılından sonra mahkemeler ve sürgünler hızını kesmişti. Gerçi 1952 yılında beraatle sonuçlanacak “Gençlik Rehberi” dâvâsı İstanbul’da görülecekti. İşte o yıllarda Barla karayolu yeni açılmıştı. Köy meydanından aşağıya “İlk Medrese-i Nuriye”ye dar sokaklardan inilirken yine Eğirdir Gölü’ne nazır ahşap bir bina görürsünüz. Ev o günkü şartlarda belki Barla’nın en güzel evidir. Odalar ve sofa ahşap işlemeciliğin güzel örnekleriyle doludur. Önünde başta dut olmak üzere çeşitli ağaçlar yer almaktadır. Bu ev Enver Bey’in evidir. Enver Bey’in evi 1954’ten sonra Bediüzzaman’a bir menzil olacaktır. Zaman zaman gelip burada kalacak, tefekkür ve tefeyyüz edecektir. Günümüzde restore edilmiştir.

MUS VE YOKUŞBAŞI MESCİDLERİ

Mus Mescidi, Bediüzzaman’ın Barla’da bulunduğu yıllarda tamir ettirip imamlık yaptığı küçük bir mesciddir. Zaman zaman Şem’i Efendi bu mescidde müezzinlik yapmıştır. Yokuşbaşı Mescidi ise, ilk medrese-i Nuriyenin yanında bulunan mesciddir. Bu mescidler bugün açık olup namaz kılınmaktadır.

CENNET BAHÇESİ

Sıddık Süleyman’a ait dere kenarındaki bahçede Cennet Risalesi yazıldığından burası Cennet Bahçesi adını almıştır. Bugün geniş bir alana yayılmış olup büyük ölçüde orijinalliği kaybolmuştur.

RİSALE-İ NUR TALEBELERİNİN DEFNEDİLDİKLERİ BARLA KABRİSTANI

Barla Kabristanı’nda mezarları bulunan Nur Talebeleri pek çoktur. Bunlardan tesbit edebildiğimiz isimler şunlardır: Bayram Yüksel, Ali Uçar, Sıddık Süleyman, Abdullah Çavuş, Muhacir Hafız Ahmet, Bahri Çağlar, Berber Mehmet Keskin, Şem’î Güneş, Şamlı Hafız Tevfik ve hanımı Zehra Hanım, Marangoz Mustafa Çavuş, Ahmet Güvenç, Mehmed Güvenç, Hüseyin Bülbül.

Karakavak (Paşa Kayası): Barla’nın kuzeyinde, kabristanın üst taraflarında yer alır ve bahçelerin bulunduğu bir yerdir. Bazı Risaleler burada yazılmış ve tashih edilmiştir. Henüz düzgün bir yolu olmadığından yürüyerek gidilebilir. Barla’nın sulama ve içme suyu buradan sağlanmaktadır.

Beyderesi: Barla Kabristanı’nın doğusunda yer alır. Karakavak’la Eğirdir Gölü arasında uzanır. Beldenin bağ ve bahçeleri bulunur. Şimdi kısmen yerleşime açılmıştır.

Karaca Ahmed Sultan: Barla’ya 3 km. mesafede İlama/Bağören Köyü yolu üzerinde olup Barla’nın güneyindedir.

Çamdağı: Çam ve Katran ağaçlarının bulunduğu tepe Çam Dağı’nın ortasında yer alır. Çam Ağacı’nın tepesine çıkarsanız Eğirdir Gölü’nü ve etrafını doya doya seyredebilirsiniz. O tarihlerde tepeden inmek kolay, çıkmak zordu. Eskiden genç olanlar çıkabiliyormuş. Tepenin altında suyu az akan bir çeşme bulunuyor. Ondan biraz daha aşağıda bir başka çeşme daha vardır. 2000 yılına kadar çam ve katran ağaçları duruyordu. Çam Dağı’na çıkanların seyir yeri idi. Bu ağaçlar ne olduysa bazılarını çok rahatsız etmişti. Şimdiye kadar kime ne zarar verdi? Karlı bir kış gününde gidip haince o masum ağaçları kestiler. Bu olayı duyunca çok üzüldüm. O olayı anlatmak için kelime bulamıyorum. Elbette Allah’ın da bir hesabı vardır. Köylülerin anlattığına göre o ağaçları kesenler daha sonra fena şekilde ölmüşler.

Tepelice Çama çıktım

Gelincik Dağı’na baktım

Mümkün olsa kalacaktım,

Bir ömür boyu Barla´da.

 

Seherde açan güllerin,

Çeşmindeki bülbüllerin,

Cennet yurdumda göllerin,

En güzel suyu Barla´da.

 

Kara Dut, Cennet Bahçesi,

Kara Kavak’ın meşesi,

Ulu çınar’ın gölgesi,

Gölgeler koyu Barla´da.

 

Çamdağından esen yeller,

Zikir arkadaşı dallar,

Üstad´a muntazır yollar,

Gelecek deyü Barla´da.

Hilmi Doğan

 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*