Benimle gelen perişan kalmaz

Üstadımız “Benimle gelen perişan kalmaz. Benimle gelen arkadaş; eğer ruz-i mahşerde perişan olursa, o benim sırtıma yük olsun. Yeter ki o, bu daireye ahdini bozmasın” derdi.

Sadakatın neticesini ifade eden bu manidar sözler, aynı zamanda Nur’un sadık bir kahramanı olan Zübeyir Ağabeyden nakledilmesi ise ayrı bir manidarlık.

Zira sadakatın zirvesinde olan Zübeyir Ağabeye “taş kafalı” ünvanını veren Üstad Hazretleri, akabinde “zübürümü kâinata değişmem” demekle aslında sadakatı kinâye ediyor.

O Zübeyir Ağabey, Üstadın vefatından sonra cemaati derleyip toparlamış, Nurcuların bir kısmının da bulunduğu AP dinsiz gösterilip siyasî arayışlar içinde MNP’nin kurulması ve Tevfik Paksu’nun partinin başına geçmesi için Erbakan’a teklif götürdüğünde, onun da, “Ben şeyhime danışmadan böyle bir şeye karar vermem” demesiyle Zübeyir Ağabey:

“Allah senden razı olsun Hacı Tevfik kardeşim! Bana Üstadıma sadakat dersi öğrettin. Bir profesör, şeyhine sormadan bir iş yapmıyor. Bu olay bana müceddid ve cihanşümul bir hüviyeti olan Üstadıma sadakatta ne kadar mesafe kat etmem gerektiğini çok güzel ders verdi” der.

Zübeyir Ağabeye baktığımızda aklımıza hemen Hz. Ebu Bekir (ra) geliyor ki, onu “Sıddık-ı Ekber” yapan neydi diye sorulduğunda; “O (asm) demişse doğrudur” itminanı, sorgusuz sualsiz teslimiyetin ifadesi ve imânın zirvesi olduğunu getiriyor akıllara.

Evet Sıddıkıyet öyle bir makamdır ki, âlâ-yı i’lliyin mertebelerinde gezdirir.

Bediüzzaman Talebelerine yazdığı mektuplarda; Aziz yüceltmesi ardından sıddıkiyeti hiç ihmâl etmez, hemen her mektubun “Aziz sıddık kardeşlerim”le başlaması, sadakatin olmazsa olmazını nazara verir.

O kadar ki; “İhlâsın ve sadakatın dahi velâyet gibi kerameti var. Belki bazan daha fevkindedir” demekle ihlâsla beraber sadakatin ne kadar kudsî bir haslet..”1 olduğunu ve..

“Böyle bir zamanda böyle ihlâslı sadakat, livechillah uhuvvet ve fîsebilillah muavenet ancak âlîhimmet sıddıkînlerde bulunur. Hâlık-ı Zülcelâl’e hadsiz hamd ve şükür olsun ki, sizin gibileri Kur’ân-ı Hakîm’e hâdim ve Risale-i Nur’a şakird eylemiş”2 beyanı bu hizmetin motor gücünün ihlâsla beraber sadakati ders verir bizlere.

İMANLA KABRE GİRMEK

Risale-i Nur’un dâvâsı imân kurtarmak, o da sadakate dayanıyor. “Cennet ucuz değil” hakikatinin bir pahası var. Elbette böyle bir neticeye bir fiyat gerekse o da sadakat.

“Birinci Şuâ’da bir-iki âyetin işaretinde,

Risale-i Nur’un sadık talebeleri iman ile kabre gireceklerini ve ehl-i Cennet olacaklarını, kudsî bir müjde ve kuvvetli bir beşaret bulunduğu gösterilmiştir.” 3. (..)

“Risale-i Nur kendi sadık ve sebatkâr şakirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymettar neticeye mukabil fiyat olarak, o şakirdlerden tam ve hâlis bir sadakat ve daimî ve sarsılmaz bir sebat ister.4. (..)

Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın kuvvetli işaretiyle, o hâlis şakirdler ehl-i saadet ve ashab-ı Cennet olacaklarına müjdesi pek kat’î ispat ederler. Elbette böyle bir kazanç, öyle bir fiyat ister.5.

ISPARTA KAHRAMANLARI

Eskişehir Hapishanesi’nde Nakşi tarikatının mühim bir şeyhini hapse koyarak Said Nursî Hazretlerine talebeleri ihanet ettirip zayıflatmak isterler.

“Allah rahmet eylesin- mühim bir şeyh ve mürşid ve cazibedar bir Nakşî evliyasından bir zât, dört ay mütemadiyen Risale-i Nur’un elli-altmış şakirdleri içinde celbkârane sohbet ettiği halde, yalnız bir tek şakirdi muvakkaten kendine çekebildi”6.

Nur’un saff-ı evvelleri denilen “Isparta kahramanları” nasıl bu ünvanı aldılar derseniz, tek kelimeyle sadakat deriz. Zira o yokluk ve talebesizlik devirlerinde Risale-i Nur’a ve Üstadlarına öyle bir bağlılık göstermişler ki, Nurlar’ın bu günlere gelmesinde en büyük aslan payı onlarındır. Çünki korku ve propagandalardan etkilenen millet, değil Üstad’a yaklaşmak ona selâm bile vermek hapis sebebiydi. Kâğıt ve mürekkep yokluğunda gece dolap içinde mübarek hanımların lamba tuttuğu beylerin el yazmasıyla çoğalttığı Risaleler, elden ele gezerek bütün vatan sathını birer mektep yapmıştır.

Üstad Hazretleri, Eskişehir hapsindeki cazibedar şeyhe atıf yaparak tarikat hevesli olabileceklere ders verirken bir hüsn-ü misal ile hedef tayin etmiştir.

“Bu hakikata binaen, bu şehre bir kutub, bir gavs-ı a’zam gelse, seni on günde velâyet derecesine çıkaracağım dese, sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.”7.

“Mehdi ve talebelerinin bir tek imtihanı olacak o da sadakat imtihanıdır, çoğu kaybeder.”

Dipnotlar:
1. Mektubat.
2. Barla Lâhikası,
3.4.5.6.7. Kastamonu Lâhikası.

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*