Bir günahın yaptığı tahribat

Hususî hayatımızda, günahların hücumuna sık sık maruz kalmaktayız. Günah unsurları bize o kadar yakınlaşmış ki, her an günah işleyebilir hale gelmişiz.

Bu yakınlıktan dolayı günah kavramı, maalesef ki gereğinden fazla ciddiye alınmamakta. Çünkü, bir nevi alışkanlık olmuş işlenen günahlar. Hatta sık sık işlenen ve küçük görülen bir günahta kişi, yaptığı şeyin günah olduğunun bile farkına varamaz hale gelebiliyor maalesef.

Oysa, bizim küçük gördüğümüz bir günahın insan üzerindeki yıkım etkisi o kadar fazladır ki, o günah kişinin mâddî mânevî bütün âlemini zîr-ü zeber edebilir.

İnsan küçük bir âlemdir. Bu âlemin içinde bir çok lâtife bulunmaktadır. Lâtifeler, kişinin hayatında çok önemli işlevler görmektedir. Kişinin azimli olması, merhametli olması, sevinmesi, üzülmesi, öfkelenmesi ve bunun gibi birçok duygularla donatılmış olması, hayatında belirleyici rol oynamaktadır.

Bir günah, insanın o elmas değerindeki duygularını körelterek, kişinin hayata bakış açısını menfi yönlere çevirebilir. Meselâ; vicdanı köreltip, kişiyi acımasızlığa doğru itebilir. Sevinme duygusunu köreltip, kişinin şevkini kırabilir, bu gibi örnekleri günümüzde fazlaca görmekteyiz.

İşte insanın duygularla donatılmış olan bu hususî âleminin anahtarı, yine insanda bulunmaktadır. Bu âlemi nasıl kullanacağı da yine kendisine bağlıdır. Duygular, bir nevi gölge gibidir. Kişi ne yaparsa, gölge de onu takip eder.

İnsanın hususî âlemini, bir gemiye benzetirsek, gemide çalışan bir adamın küçük bir vazifeyi terk etmesi, o gemiyi batırabilecek, o gemide bulunan bütün vazifedarların yaptığı işlerin mahvına sebep olabilecektir.

Bunun gibi, işlenen bir günah da, bütün duyguların mahvına bir sebeptir.

Bu meseleye Üstad Bediüzzaman şöyle dikkat çekiyor: “Binaenaleyh cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü kalbin kasavetinden (katılığından) bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsufa tutturur. (karanlığa mahkûm eder)”1

“Hem senin mahiyetine öyle manevî cihazat ve lâtîfeler vermiş ki; bazıları dünyayı yutsa tok olmaz. Bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş, bir batman taşı kaldırdığı halde; göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtîfe, bir saç kadar bir sıkleti, yani ‘gaflet ve dalâletten gelen’ küçük bir halete dayanamıyor. Hattâ bazan söner ve ölür.”

Buradan anlaşılıyor ki, bizdeki bu lâtîfeler o kadar hassastır ki, bir anlık gaflet hali bile onları söndürmeye yeterlidir.

“Madem öyledir; hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma! Dünyayı yutan büyük letaiflerini onda batırma.”2

Yok, eğer günahlarda ısrar edersek; o günahı bilerek, farkında olarak sürekli işlemeye devam edersek..

“Mahiyetindeki bütün menziller ve lâtîfeler, karanlığa düşer ve kalbinde müdhiş bir tahribat ve vahşet oluyor.”

“Acaba bu tahribat ve vahşete mukabil hangi şeyi kazanıp ünsiyet edebilirsin? Hangi menfaati bulup o tahribat zararını onunla tamir edersin?” 3

Peki çare? Günahlardan nasıl kurtulacağız? Günah bağlarını nasıl söküp atacağız? Yine sözü Bediüzzaman’a veriyoruz: “İ’lem eyyühe’l-aziz! Kelime-i tevhidin tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirtmektir. Maahâzâ zâkir olan zatta bulunan hâsse ve lâtîfelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi onların da onlara münasip şerikleriyle olan alâkalarını kesmek içindir.”4

Bolca istiğfar, kelime-i Tevhid, salâvat getirerek kendimizi muhafaza etmeye çalışmalı ve cüz-i irademizi hayra doğru yönlendirmeye gayret etmeliyiz.

Mustafa Gönüllü

Dipnotlar:
1- Mesnevî-i Nuriye
2- 17. Lema / 14. Nota
3- Sözler
4- Mesnevî-i Nuriye

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*