Bir ihtida öyküsü

Gurbetin manevî değerlerden uzak yaşayan ikinci neslin çocukları, Alman-Türk karışımı bir lisan ile kendini ifade edemediği gibi arafta kalarak farklı bir kültür geliştirdiler.

Mecburî eğitim ve öğretimini tamamlayamadıkları gibi uyum yasalarının da karşısında hürriyetlerini sefahetten yana kullandılar. Kısaca ne Alman oldular ki işlerinde muvaffakıyet, ne de Türk olup kültürlerini ve maneviyatlarını yaşadılar.

Avrupalı gibi, ama sadece sefahet yönüyle, gelişen teknoloji ve medeniyet fantaziyeleriyle avunup okumadan, arka sokakların kahramanı oluverdiler.

O kavga senin bu kavga benim kafa yerine bilek gösterisi yaptılar.

İşte böyle 90’lı nesil bizim genç, vücud gösterisinde; aklı tatile çıkararak 15’inden itibaren mahkeme ve hapishane koridorlarında gençliğini heba etti.

Gene bir kavga sonrası uzak bir şehirde belâdan uzaklaşmak isterken gece yarısı genç bir kız, bize müracaatla ona elbise ve ayakkabı götürmek istemesi hayret uyandırdı.

Sonradan duyduk ki anası Alman babası Hindu olan bu kızımız Türk gençleriyle beraber büyümüş nisbeten kültürümüzü almış. Öyle ki erkeklerin kavgasında erketeye yatarak onlara lojistik destek bile sağlamış.

İlginç mi ilginç bir hikâye…

Gel zaman bizim delikanlı tekrar hapis yatar. Kızımız onu her hafta ziyarete gider ve bütün ihtiyaçlarını karşıladığı gibi bütün parasını avukatlara mahkemelere sarfeder. Bu İslâm kültüründe olan vefa duyguları bizim ona muhabbetimize vesile olurken delikanlının da onunla evlenmek iste- mesine sebep olmuştu.

Yine bir hapis arası bir Türk usûlü kız isteme dileklerimizi kız tarafına ilettik. Önce ne gerek var demelerine rağmen kurallara uygun bir isteme merasimi Almanların da hoşuna gitmişti. Zira gençler biz arkadaş olarak aynı evde yaşayacağız fikirlerine alışık olduklarından bizim onlara değer vermemizden mutlu olmuşlardı. Bir dershane bahçesinde Alman-Türk karmasıyla yemekli tatlılı nikâh, ders ve duâ merasimiyle evliliklerini mühürlemiş olduk.

Bizim genç hapishaneyi mektep yaptığından bizim bahtsız gelin daim görüşlerde ve avukatlarda geçiriyordu zamanlarını yüklü olarak.

Essaid ve İsa-Said (Glück)

Bir sene sonra İsa-Said isminde çok tatlı bir hediye-yi Rahmâni misafir olmuştu evimize. İsa Said ve gelinle beraber evimize bereket geliyordu. Bebeğin gece ağıtlarını Yasin dinleterek sakinleştiriyorduk. Öyle ki henüz bir dini netleşmemiş olan anne de Yasin açıyordu her ağladığında. Evimizin neşesi olmuştu Said, şakalar yapıyor yerinde duramıyordu. Adından mıdır bilinmez babasının da hapisten çıkmasıyla tam bir “Said” olarak mutlu yaşıyordu İsa-Said. Almanlar buna mutlu ve sevinçli manasında “Glück” diyorlar.

Evliliğin ve baba olmanın mesuliyetiyle bu çevreden uzak durmak isteyen baba Türkiye’ye yerleşmek istedi. Çoğu ailelerin istemediği gurbet (bu gün vatan gurbet oldu) hayatına bizim gelin hemen hazırlandı. Önce bir tecrübe niyeti sonradan yerleşme kararıyla gelin ve çocuk gidiş-geliş yaptılar.

Tek başına hapishanelerde yaşamaya alışmış bizim “baba” bir müddet sonra ayrılma kararı almaz mı?

Gelin iki gözü iki çeşme ailesini kurtarmak istiyordu. Bunca fedakârlığa rağmen bu yapılanı hak etmiyorum diye düşünürken belki de kaderin adaleti gerçekleşiyordu. Kader ağlarını başka şekilde örüyordu zahiren görünmese de..

Hak şerleri hayr eyler/ Zannetme ki gayr eyler

Arif anı seyr eyler/ Mevlâ görelim neyler/ Neylerse güzel eyler.

Evet bizim görmediğimiz levhalar vardı Levh-i Mahfuz’da.

Ağlayan geline teselli verirken isminin de sabır manasına geldiğini söyleyerek Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği kullarını ağır imtihanlardan geçirdiği misalleri vererek dünyaya geliş gayelerimizi anlatmaya çalıştık. Esasen Esselâmü aleyküm diyerek eve giren kızımız Müslüman kültürüyle zaten hem hal olmuştu ki İsa-Said’e namaz kıl manasında “amin yap” diyerek zaten bizden olmuştu. Arada bir tek şehadet kelimesi kalmıştı ki o da çevre baskısı korkusuyla hayata geçmemişti.

Kalp hazırdı. Bir gün bize namaz kılmak ve öğrenmek istediğini söyledi.

Haza min fadli Rabbi

Hayır Allah’ın seçtiğindedir.

Geriye kaldı lisan-ı halimizle hüsn-ü misal olabilmek. Eğer biz doğru İslâmiyeti yaşayabilsek bütün Avrupa dinimizle şereflenecektir. Ancak maalesef bir kısmımız frenkleri taklide çalıştığından ihtida haberlerinin tehirine sebep oluyoruz.

“Bir kişinin imanını kurtarmak sahra dolusu kırmızı koyunlardan efdaldir.”

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

1 Yorum

  1. Tek bir şey bilsek yahut yapsak da yetecek..

    Hâl ile Doğruca yaşamak!

    Allah razı olsun paylaştığınız için güzel insanlar.. 🙂

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*