Biz hangi engelli grubuna dahiliz?

Herkes düşünür, kimisi peyderpey ilerleyen ve gelişen bir zekâyla, kimisi üç yaşındaki bir çocuğun aklıyla bütün ömrü boyunca.
Herkes sever, bazısı gönülden, bazısı geçerek gönülden, yârden, kendinden…

Herkes duyar… Herkes bakar ve görür… Herkes yer ve içer… Fakat herkes bütün bu eylemleri farklı şekillerde gerçekleştirebilir. Ve bu farklı gerçekleştirmeler birer eksiklik değildir. Türkiye’deki bir ailenin sofrasındaki olmazsa olmazı pilav, Afrika’dakinin Hindistan cevizidir. Bu iki aile kendi sofralarına bakarak diğerine ‘sofralarında hiçbir şey yok, bunlar yemek yemiyor’ diyemez, dememelidir.

Kusurlu yaratılma yoktur yeryüzünde. Bütün noksanlıklardan münezzeh olan Zât, noksan olan bir şekilde yaratmaktan da münezzehtir muhakkak. Mademki Allah Bari’dir, noksansız yaratandır, o halde bir şeye noksan, eksik, kusurlu en nihayetinde engelli yaratılmış demek, Allah’ın Bari ismine itimat etmemektir. Noksan ya da eksik dolayısıyla engelli şeklinde tanımlanan durumlar aslında Hâkim isminin bir tecellisi yani hikmetli bir yaratılmadır. Yerinde ve isabetli. Belki bakan kişinin algısında (dar bir bakış açısı ile yorumlayışında) bir noksanlık vardır. Meselâ, insanın 21. kromozon çiftinde fazladan bir kromozomun bulunması halinde kişinin mutlak surette down sendromlu olması ve bu olayın hiç istisna göstermeden gerçekleşmesi mutlak surette, sürekli olarak kusursuz bir kural içerisinde yaratılmayı gösterir bize.

Engelli kelimesiyle bir alıp veremediğim yok elbette. Fakat engelli kelimesine yüklediğimiz anlamlar ve o anlamalara dayanarak sergilediğimiz tavırlar yok mu? İşte onlar… Onlarla aram hiç iyi değil son yıllarda. ‘Sen yapamazsın, sen edemezsin, sen oynayamazsın, sen o yolu yürüyemezsin’’ ve daha niceleri. Sanki ‘ol’ emrinin Sahibi’nin hükmü altında değil de el, kol, aklın tasarrufunda yapma, etme, oynama, yürüme eylemleri. Söyleyenler de sanki kendilerinde bütün uzuvlar var olduğu için yapabiliyorlar bütün bu işleri!.. Komik değil mi?

Peki ya gerçek kusurlu/engelli nedir? Bir şey neye göre eksiktir? Kusurlu saydıklarımız kime göredir? Engelli olmanın standardı nedir?

İnsan olmanın kriteri iki bacak, iki kulak olmadığı gibi engelli olmanın kriteri de bunların yokluğu değildir elbette. Burada önemli olan, birilerine engelli deyip dememek değil, o kavrama yüklediğimiz anlamdır.

Verilenlerle ölçülmez kusurlu olup olmamak, esas ölçüt verilenleri kusurlu kullanıp kullanmamak. Gerçek engel, insana verilen her bir duygu, düşünce, el, kol, akıl vs. yerinde (Allah adına) harcamamak. Bir lütuf ve ihsan ile bize dercedilen bütün maddî manevî istidatlarımızı Yaratıcı’ya yöneltmemek, O’nun yolunda, O’nun adına işletmemek ve değerlendirmemek kusurların en büyük ve kalıcı olanı…

Kâinat üzerindeki her bir oluşun Esma’sına gözünü kapayana görme engelli denilmez mi? Kulağını Kur’ân ve iman hakikatlerine kapayana ve duymayana işitme engelli diyebildik mi? Ayağını camiden kesip de harama yol alana yürüme engelli dedik mi? Kendini ev halkı/çalışanları/öğrencileri üzerinde ‘malik’ zannedip dilediği gibi terör estiren zata, ruhî bunalımları olan bir paranoyak teşhisi koydu mu doktorlar?

Peki, soruyorum bize:

Biz bu yukarıda sayılanlardan hangisiyiz? Hangi engelli grubuna dâhiliz? Hiç biri değilsek, bu engelli kardeşlerimize karşı ne kadar hassas davranıyoruz ve onların engellerini gidermek adına ne kadar çaba sarfediyoruz?

Soruyorum; size, bize, nefsime, fikrime, hislerime…

Halime Edip

YAZDIR

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*