Biz ittihat etmeye mecburuz

Ey Türkler ve Kürtler! Sizler ve bizler bin yıldır İslâm’a hizmet eden bir milleti sahil-i selâmete çıkaracak bir fabrikanın çarklarıyız.

 “Fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip (öne geçmeye çalışarak) tahakküm (zorbalıkla, mânevî baskı ile bir nevi diktatörlük) etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkit edip, sa’ye (gayrete, çalışmaya) şevkini kırıp atâlete (tembelliğe) uğratmaz.

 Belki bütün istidatlarıyla birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler; hakikî bir tesanüd (dayanışma), bir ittifakla gaye-i hilkatlerine (yaratılış gayesine) yürürler. Eğer zerre miktar bir taarruz, bir tahakküm karışsa, o fabrikayı karıştıracak, neticesiz, akîm bırakacak” (21. Lem’a)
Son günlerde hepimizin, bilhassa da annelerin yüreği yanıyor. 20-21 yaşında evlâdını şehit veren anneleri gördükçe sabretmenin ne kadar zor olduğunu hepimiz hissediyoruz.
Şehit cenazelerini, son zamanda ortalığı karıştırmaya çalışan şer güçlerin oyunlarını, ülkemizdeki huzur ortamının nasıl ateşe atıldığını, Türk-Kürt kavgasının neden çıkarılmaya çalışıldığını görüyoruz ve ona göre itidalli davranmamız lâzım.
Kur’ân’da bir çok yerde “Hiç düşünmezler mi? Akıl etmez misiniz?” (Hud, Kasas 60), “Akıl edenler için dersler vardır.” (Nahl: 12) gibi düşünmeye teşvik eden âyetler var. Düşünen insanın aklı gözüne inmemiştir, olayların gerçek yüzünü görür, muhakeme yapar, yanlış adım atmaz. Hissiyatla hareket eden ise aklı gözüne inmiştir, görmediğine inanmaz, işin iç yüzünü çözemez, mecazı anlamaz, hayali hakikat zanneder, her şeyi yanlış anlar, yanlış mana verir, yanlış hareket eder. Hem kendine, hem de çevresindekilere zarar verir. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi de hissiyatla değil, akılla, mantıkla hareket edilecek zamandır.
Her yeni güne şehit haberi ile uyanmak illâ ki hissiyatımızı tahrik ediyor. Bir çoğumuzun zihninden çok farklı düşünceler geçiyor belki. Fakat, bize düşen itidalimizi korumak, müsbet harekete devam etmektir. Zira bizlerin arasında çıkacak huzursuzluklar hep başkalarının işine yarayacaktır.
Yine bu asırdaki bütün sorulara Kur’ân-ı Hakîm’in hazinesinden cevap veren Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Malûmdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir.” Zira etrafımızda ülkemizi bölmek için, bizleri parçalamak için, İslâm’a darbe vurmak için pusuda bekleyen bir çok aç canavar var. Bizim birbirimize girmemiz, kavga etmemiz, aklı bırakıp hissiyatla hareket etmemiz en çok bizi bölmek isteyenlerin işine yarayacaktır. Bizim kardeşliğimizi pekiştirmemiz ise onların planlarını akim bırakacaktır.
Bu menfur olaylar; zamanında yapılan hataların, ekilen şer tohumlarının neticesi. Halbuki milletimizin içindeki kardeşlik duygusu Muhammedî (asm) bir kardeşliğin tecellîsidir. “Mü’minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin” âyetinin tecessüm etmiş hallerini toplumumuzun içinde bir çok örnekle görmek mümkündür. Özellikle yıllarca beraber yaşadığımız, aynı sofraya oturup ekmeğimizi paylaştığımız, kız alıp verdiğimiz, hısım akraba olduğumuz, birbirimizden ayrılacak hiçbir unsurun bulunmadığı bir çok milletle olduğu gibi Kürt kardeşlerimizle bu Muhammedî (asm) kardeşliği yaşadık ve de yaşamaya devam edeceğiz inşaallah.
Ve birbirimize duâmız hep şöyle oldu: “Musa dedi ki: ‘Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.’” (A’raf: 151) Bu duâya hep birlikte âmin dedik.
Halbuki bizim birlikte, beraber iman gücü ile neler yaptığımızı, dünyanın en büyük devletlerine karşı nasıl kafa tuttuğumuzu ve onları nasıl yurdumuzdan kovup dize getirdiğimizi bütün dünyaya ispatlamış bir milletiz. Tarihin sayfaları bizim kardeşlikle, birliktelikle, tek vücut olmamızla yazdığımız şanlı destanlarla dolu.
Çanakkale’de beraber savaşmadık mı? Urfa’yı, Anteb’i, Maraş’ı birlikte kurtarmadık mı? Kurtuluş Savaşında Türk’üyle, Kürd’üyle, Arab’ıyla, Çerkez’iyle, Laz’ıyla hep birlikte olmadık mı?
Bizim mayamızda birlik var, beraberlik var. Kardeşlik var, dostluk var.
Bizde olmayan bir şey varsa, o da kindir, düşmanlıktır, kardeşin kardeşi bir hiç uğruna öldürmesidir. Biz birlikte olduğumuzda, ittihat etmiş üç elif gibi yüz on bir kıymet almadık mı? Dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğumuzu herkese göstermedik mi? Ve birbirimizin gözüyle de bakmadık mı? Kulağıyla da işitmedik mi? Herbirimiz yirmi gözle bakmadı mı? On akılla düşünmedik mi? Yirmi kulakla işitmedik mi, yirmi elle çalışmadık mı? (21. Lem’a’dan) Bizim ileri gitmemiz İ’lâ-yı Kelimetullah için olacak. Bizim ileri gitmemiz dünyada hoşgörüyü yayacak; savaşlar ortadan kalkacak. Bizim ileri gitmemiz Asr-ı Saadet’in bir numunesini bu asırda dahi yaşatacak inşaallah.
O halde içimizdeki kin ve nefret tohumlarının yerine dostluk ve kardeşlik tohumlarını ekmeli ve hangi milletten olursa olsun ‘Yaradandan ötürü yaradılanı sevmeli’. “Hepimizin Hâlıkımız bir, Mâlikimiz bir, Mâbudumuz bir, Râzıkımız bir—bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberimiz (asm) bir, dinimiz bir, kıblemiz bir—bir, bir, yüze kadar bir, bir. Sonra köyümüz bir, devletimiz bir, memleketimiz bir—ona kadar bir, bir.” (22. Mektub) diyerek birlikteliğimize gölge düşmesine engel olmalıyız. Zira dostluğun, hoşgörünün ve kardeşliğin Peygamberi olan Efendimiz’in (asm) ümmetine bu yakışır.
YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*