Bugün Arefe!

Bu yıl Kurban’ın Arefesine denk gelen bu yazımız bir çeşni, sizlere takdimen bir demet çiçek ve bir bayramlaşmadır.

Bu minval üzere sohbetimizin; son dönemde düzenli yazamamamıza bir “tavzih” ve bir özür beyanı sayılması da dileğimizdir.

Önce neden “Avusturya Mektubu” yerine “Gün/demlik”?

Yazılanların ekseriyetle Avusturya ilgisinden uzak olması, zahirî sebep!..

Bir de dahilden, içten, kalpten ve gönülden gelen sebep var ki, sizden saklayamam!

Açıkçası menhus gidişatın mendebur rüzgârından kalemimi sakındırmak düşüncesi ağır basınca, şairane “gün bu gündür, dem bu dem” dedim. Hemen “gün” ile “dem” bir araya gelince “gündem” olup, yazılar da “gün/demlik” oluverdi. Araya giren çizgi de, “çay”ı çağrıştıran “demlik” hatırı için!

Bizim gündemimiz, gidişatın gündeminden uzaktır. Zira bu son gidişat düpedüz bir tuzaktır. Ruhu karartan, imana ve dine zarar veren kara perde kimine göre “ak”tır!

Dünya gündemi, ülke gündemi ve siyaset gündemi olur da; insan gündemi ve her insana ait bir gündem olamaz mı? Her insan tek başına bir âlem değil mi? Hatta dünyanın gündemini ve gidişatını değiştiren büyük insanlar, başta peygamberler tek başlarına meydana çıkıp dünyaya meydan okumadılar mı?

Mevlâna’mızın şu sözleri de bu çeşnimize uyacak gibi:

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi..
Her gün bir yere konmak ne güzel..
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş..
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait;
Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım..”

***

Günü de, gündemi de en iyi bilen Rabbimizdir. Her an ve her lâhza gündemimizin nelerle dolu olmasını Kur’ân ve Sünnet belirlemiştir. Bu ilâhî ve ulvî gündemin en küçük bir meselesiyle, bütün dünyalıklar ve dünyalılar tartıya giremez.

Bu ilâhî ve mukaddes gündeme dalan bir mü’min, başını kaldırıp, dünya ehli olan dünyaperestlerin gündemine ve bilhassa siyasetin gündemine baktığı zaman dehşete düşüyor. Kıyamete çıkarılan dâvetiyeyi apaçık görüyor. Havuz medyasından ve televizyondan uzak yaşayan bir mü’min, ara sıra ve kazara dönüp baktığı zaman bu menhus medyanın toplumu nasıl hipnoz ettiğini müşahade ediyor.

Göz göre göre yapılan dehşetli zulümlerin farkında olanlar, iman ve hidayet sırrıyla ancak dayanabilirken, hipnoz edilen güruhun kılı kıpırdamıyor.

İslâm beldelerinde, hele bu bayram arefesinde Arakan’da sergilenen ve yamyamları bile hayrete düşüren dehşet, arşı titretiyor. Dünya ve siyaset ehli ise keyif ve eğlencelerine ara vermiyor. İslâm dünyasının saltanat düşkünü gafil liderleri de, zalimlere taviz vermekten bir an geri durmuyor.

Kardeşine sahip çık; uyan Müslüman uyan!

Uyan ki, akan kana ara versin Arakan!

***

İşte bugün Arefe! Efendimiz (asm) buyurur:

“Arefe Gününe hürmet edin! Arefe, Allah’ın kıymet verdiği bir gündür.”

Arefe’nin bundan daha güzel ne tarife ne de arife ihtiyacı olur.

Arefe Günü’nde bin ihlâs-ı şerif okumayı, Üstad’larından aldıkları derse binaen umum Nur Talebeleri biribirlerine hatırlatırlar. Arefe Günü sabah namazından itibaren, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar her farzın hemen akabinde teşrik tekbirlerinin mutlaka okunması gereği de önceden hatırlatılır.

***

Son olarak müsaadenizle bir Kurban Bayramında vefat eden ağabeyimi hatırlamış olayım.

Merhum Celal Yaprak, 2003 yılı Kurban Bayramı’nın son gününün gecesinde yazdığı şiiri cebine koyduktan sonra, sabaha doğru suyunu içmiş ve ruhunu teslim etmiştir.

Cebinden çıkan şiirin son kıtası şöyledir:

“Pişmanlık, nedamet sardı ruhumu…
Nurlar’a bağladım son umudumu…
Sekerat anında bir yudum su(yu)mu,
İçerek gözümü yumdum bu gece!..”

Bu duygu ve düşüncelerle Arefe’nizi, Arafat’ınızı, Hacc’ınızı, kurbanınızı ve bayramınızı tebrikle, selâm ve duâ ile…

Mikail Yaprak
Eğitimci – Şair – Yazar
YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*