Bugün ‘Kur’ân’ın yaşanan bir pratiği’ var mı?

‘Din ve Hayat’ dergisi, 31. Sayısını (2017) Kur’ân Eğitimi’ne ayırmış. Güzel de olmuş. Emeği geçenleri tebrik ediyoruz. Bu branşta bir derginin yayın hayatında olması, ekibin hür, etkin ve cesaretli olması şartıyla, aslında alanla ilgili pek çok ihtiyaçlara cevap verebilecek bir potansiyeldir.

Makalelerde, Kur’ân’ın yüzünden okunmasının gerekliliği paylaşılırken, aynı zamanda belki bu zamanın daha önemli gündemlerinden birisinin de Kur’ân’ın günlük hayata tatbikinin nasıl olacağı arayışları olmuş.

Kur’ân’ı sadece lâfzen okuyarak meşgul olmanın bir eksiklik olduğu nazarlara sunulurken, “Özellikle sekülerleşen günümüz dünyasında ‘hayatı Kur’ân’la yaşama’ gayreti ayrı bir anlam ve değer kazanmaktadır.” denilerek, konunun ehemmiyeti ortaya konmuş.

‘Üzerinde düşünülmeden okumada hayır yoktur’ sözüyle birlikte, ‘Kur’ân’ın nazmını okumak da ibadet, manasını anlamak da ibadet, dinlemek de ibadet, manasının bir cüz’ünü hayatına aktarmak da ibadet.’ denilmiş.

Alan uzmanlarının yazılarından bir hayat modeli olan Kur’ân ahlâkının günümüz dünyasına intibakını sağlama noktasında ciddî tavsiyeler bekleniyor.

Kur’ân’la muhatap olan bir insan, onu nasıl anlayacak ve değişik ilim dalları olan sosyal hayat tabakalarında Kur’ân âyetlerini günlük hayatında nasıl yaşayacaktır? Normal bir vatandaşı bu kadar değişik bilimler gerektiren konular içerisinde meale sevk etmek ne kadar doğrudur?

Her asrın müceddidleri sayılırken asrımızın müceddidi ile ilgili bir bilgi diyanet kayıtlarında yok mu? Kur’ân’ın tezgâhından ve Resul-i Ekrem’in (asm) taliminden geçerek manen yetkilendirilmiş ve geldiği asırdaki İslâm âlimleri tarafından da tanınmış, kabul edilmiş bir âlim tanınmıyor mu, bilinmiyor mu?

Her asırda bir müceddid-i din gönderileceği hadisi ortada iken, bu asırda bu sorunun cevapsız bırakılması olur mu? Din, boşluk kaldırmaz. İnsanlık tarihi boyunca peygamberler nasıl gönderilmişse, son din ve son peygamberden sonra da elbette kıyamete kadar müceddidlerin gönderilmesi, dinin tecdidi ve toplumların ihtiyaçlarının giderilmesi için bir gereklilik değil midir?

Yoksa aynı Kur’ân’ı okuyup, aynı âyetlerden dalâlet fırkalarına giden yollara düşenler varolduğu gibi, yine aynı âyetleri yorumlama biçiminden bugün pek çok değişik isimler altında terör örgütleri de türemekte değil midir?

Hak dini temsil eden hakikat yolcuları her zaman ve zeminde varolagelmişlerdir. Yeter ki kıskançlığa düşmeden, hiçbir hatırı Hakk’ın hatırının önüne koymadan ortaya konabilsin. Ve bununla da iftihar edilsin.

‘Din ve Hayat’ isminde yayınlanan bir ilâhiyat dergisine düşen de elbette insanların kafalarında oluşan ve cevap bekleyen bu tür sorulara ilgili uzmanlara ulaşarak sağlıklı cevap bulabilmektir.

Doğrusu alan uzmanlarına sorulan sorulardan ‘Kur’ân’ın yaşanması ve hayata tatbiki’ ile ilgili soruya verilen cevaplar tatmin edici düzeyde değildir.

Ya bu alanda kurumun yaptığı bir çalışma yok, ya da kurum dışında pek çok çalışma var, ama alan uzmanlarının ifadeden çekindikleri başka bir durum var. Ya da bir tarafı resmî olan Dergi’nin ‘ifade hürriyeti’nde bir sıkıntı var.

Vatandaşa resmî cümlelerin dışında da Kur’ân’ın yaşayan bir modeli varsa, bunu bilmek ve söylemek bir sosyal sorumluluktur.

‘Din ve Hayat’ın bu sayısının en zayıf halkası, uzmanlara sorulan soruların hatıra kırıntılarında kalması olmuş. Kimse zülfü yare dokunmak istememiş anlaşılan. Oysa hayat resmiyetten ibaret değildir.

Sebahattin Yaşar

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*