Canı, cananı bütün varını alsa da Halil Enercan

Halil Enercan 1902 yılında Kastamonu’nun Küre İlçesinin Saman Mahallesi’nde dünyaya gelir. Baba adı İsmail, anne adı Şerife’dir.

Daha sonra İnebolu’nun Hatipbağ Mahallesine yerleşir. 1

Rüştiye mezunudur. İbrahim ve İsmail isimli kardeşleriyle zahire ticaretiyle meşgul olur.

Tevhide Hanımla evlenir. 1943 yılında vefat edince Melahat Hanımla ikinci evliliğini yapar. İkisinden de çocuğu olmaz. Hanımı vefat eden ve hiç çocuğu olmayan Halil’i, Rabbi dost edinir. Yar ve yardımcı olacak İbnüzzaman (zamanın çocuğu) ünvanlı Bediüzzaman gibi dost verir. Halil, Üstad ile hayata tekrar bağlanır. Risaleleri yazmaya başlar. Yazısı çok güzeldir. Yaza yaza evde hayli Risale birikmiştir. O günler zor günlerdir. Bediüzzaman’ın talebesiysen ölüm fermanını kendi elinle imzalamışsın demektir. Ailesi tedirgin olur. Yaşı kırka erse de annesinin ve kardeşlerinin gözünde o hâlâ çocuktur. Başına bir şey gelir korkusuyla, Risaleleri yakarlar.

Korktukları “şey” başlarına gelir. Aslında bu Halil’in başına dünyada gelebilecek “en güzel şey”dir. Hanımı ahirete göç edeli birkaç ay olmuştur. Cenneti hatırlatan kokusu henüz evden çıkmamıştır. Halil, o kokuların buhuru içinde kandil aydınlığında Risaleler yazmaktadır. Bir sabah Cennet kokuları içre Risaleler yazılan o eve baskın yapılır. Bediüzzaman’ın talebesi olduğu gerekçesiyle tutuklanarak İnebolu Hapsine konulur. Medrese-i Yusufiye Halil’i, Habibine, Üstadına götürecek menzil olur.

HALİL’DEN HABİB’E, HALİL ENERCAN

İnebolu Nur fedakârları Ahmet Nazif Çelebi, İbrahim Fakazlı, Ziya Dilek, Büyük İbrahim, Gülcü Hüseyin, İzzet Turgut, Ahmed Köroğlu, Zühtü İşeri, Ömer Gedikoğlu, Ahmed Şaşmaz da aynı gerekçeyle içerdedir. Üç ay hapiste kalırlar. Vakti en güzel şekilde değerlendirmeye çalışırlar. Ramazan ruhaniyetine uygun şekilde ibadet ederler. Cüz taksim ederek her gün bir hatim indirirler.

Halil’in hanımı vefat etmiştir. Teselli edecek evlâdı da yoktur. Hüzünlüdür. Üstadı da aynı haldedir; eşsiz, evlâtsızdır… Üstad emsal olur, onun gibi yaşamaya çalışır. İçindeki boşluğu, kalbindeki kırgınlığı üç günde bir hatim yaparak gidermeye çalışır. Değil mi ki dost istersen Allah, yaran istersen Kur’ân yeter.

Halil hapisteyken Üstad Kastamonu’dan alınır. Ankara ve Isparta’da bir süre tutulduktan sonra Denizli Hapsine gönderilir. Kader, Halil’i Üstad’a yar ve yardımcı olmaya hazırlamaktadır. Hapiste Kur’ân’lar, duâlar, zikirler, Risalelerle arınır. Üç ayın sonunda artık hazırdır. İzzet Durgut bir gün murakabe yapar. Akabinde Denizli’ye sevk edileceklerini söyler. İzzet konuşursa tarih susar, kâinat konuşur. Dediği çıkar. Ertesi gün Denizli Hapsine gönderilirler.

BİR SEVGİLİSİ OLAN ÜZÜLÜR MÜ HİÇ?

Halil, habibine, Üstadına varır. Ay güneşe varır. Eskiden güneş Halil’e Kastamonu’dan doğardı. Şimdi Denizli’den doğmaktadır. Her sabah parmaklıklar arasından doğar Üstad. Gündüzleri gözleri güneş olur ısıtır, geceleri sözleri ay olur ışıtır. Böyle bir habibi olan üşür mü hiç! Böyle bir halili olan ‘karanlıklarda kaldım’ diye üzülür mü hiç!

Bebek rahimde dokuz ay, on gün kalır. Ne güneş vardır, ne de ay. Kapkaranlık odacıkta aylarca bekler. Annesi hem güneş, hem de ay olur. Bebek kemale erince dünyaya bırakır. Halil, Denizli Hapsine geleli dokuz ay, on gün olmuştur. Bebekler misali yeşil kundaklar içre büyümüş, kemale ermiştir. Artık dünyaya ayak uydurabilecektir.

15 Haziran 1944 tarihinde mahkeme heyeti toplanır. Olayda suç unsuru olmadığı belirtilerek başta Üstad olmak üzere bütün Nur Talebelerinin oy birliği ile beraatına karar verilir. “Kaziye-i Muhakeme Denizli Ağır Ceza Mahkemesi” başlığı altında verilen kararda Halil’in kimliği “İnebolu Hatipbağı Mahallesi’nden İsmail oğlu, 318 doğumlu, hakaretten beş gün ve silâh atmaktan bir günden ibaret infaz edilmiş mahkûmiyet sabıkası bulunan 20.9.1943’den beri mevkuf, Halil Enercan” şeklinde takdim edilir.

ANNE RAHMİNDEN HABİBULLAH’IN (ASM) KALBİNE

Halil, İnebolu’ya döner. Hizmete kaldığı yerden devam eder. Kur’ân aşığı Halil, Kur’ân’ın ilk inzal olduğu Mekke’ye gitmek, Beytullah’a başını koymak, Habibullah’a (asm) gönlünü açmak için 1954 yılında annesiyle Hacca gider. Kalbinde tüten Kâbe gözlerinin önündedir artık. Habibullah’ın (asm) ellerinin, ayaklarının, azalarının dokunduğu yerler elinin altındadır. İşte şurası Hira. Rabbinin sözü ilk kez burada inmiş Habibullah’ın (asm) kalbine. Nasıl da benziyor Denizli Hapsine. Halil’in kalbine de ilk kez Denizli Hapsinde inmişti Kur’ân müfessiri Bediüzzaman’ın sözleri. Sanki Habibullah (asm) ve Halilullah (Üstad) şu duvarın arkasındadır da “gel artık” demektedirler Halil’e.

Habibullah’ın (asm) doğduğu şehirde vefat etmek ne de güzeldir. Dünyalara değişilmez devlettir. Mekke’ye kadar gelmişsin, sevgililere ermişsin, dönülür mü şimdi İnebolu’ya, baba ocağına…

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek Kâbe’mden beni dünyada cüda…

Kim bilir neler neler geçer Halil’in kalbinden.

Son kez bakar dünyaya ve anneciğine. 52 yıl önce annesinin rahminden dünyaya gelmiştir. Bu sefer onun kucağından Habibullah’ın (asm) kalbine gitmektedir.

Selâm sana ey Habibullah (asm)!

Üstadımız anlatırdı. Medine’de bir ihtiyare kadın vardı. Bir tek oğlu vardı, o da aniden vefat etmişti. O saliha kadın çok müteessir olmuştu. Rabbine yalvarmıştı. “Yâ Rab! Senin rızan için, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın biatı ve hizmeti için hicret edip buraya geldim. Benim hayatımda istirahatimi temin edecek tek evlâtçığımı, o Resulün (asm) hürmetine bağışla.” demişti. Bu içten duâ üzerine o genç kalkmış, sahabelerle yemek yemişti.

Ya Rabbi. Bu gelen benim evlâtcığım, senin Halil’in, Bediüzzaman’ın emanetidir…

O ihtiyare kadın ve oğlu Resul (asm) için Mekke’den Medine’ye hicret etmişti. Biz de Halil’imle Resulü (asm) görmek için İnebolu’dan Mekke’ye geldik. Öyleyse sen beni o saliha kadın, Halil’imi de onun evlâtcığı say…

Kim bilir neler geçmiştir Halil’in annecağızının içinden…

Halil’i Habibullah’a (asm) emanet eder, İnebolu’ya döner.

Aradan 23 yıl geçer. Rabbi “Halil buralarda yalnız kaldı. İnebolu ve Denizli Hapsinde ranza arkadaşlığı yaptığı İbrahim Mırmır’ı çağırayım. Gelsin Halil’imin yanına yatsın” der. İbrahim ilâhî cezbeye kapılır. Dâvete icabet eder. 17 Kasım 1977’de Hacca gider. Mekke, Halil’in memleketi olmuştur artık. Kabrinde heyecandan duramaz. Kalbi kabre sığmaz. İbrahim’i görünce dile gelir: “Hoş geldin kardeşim. Buralar çok güzel. Sen de buralarda kal.”

İbrahim… İbrahim… İçindeki putları Üstadıyla kırmış İbrahim kırar mı kardeşinin kalbini. Halil… Halil ‘dost’ demektir. Kişi dostunun dini üzeredir. İbrahim dostu Halil’in kalbi ve kabri üzeredir. Bir Mekke’ye, bir de Halil’e bakar. Gözlerini dünyaya kapar. Sessizce Halil’in yanına yatar. Halil’in kalbi kabirde Denizli Hapsi’ndeki gibi sıcacıktır. Üstadı başında nöbet tutmaktadır.

Ruhlarına Fatiha.. Amin.

Mustafa Oral

Dipnot:
1- İhsan Atasoy (İnebolu Kahramanları)

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*