Cemaatle namaza önem veriyorlar

Katar’da insanlar cemaatle namaza ehemmiyet gösteriyorlar. Namaz vakitlerinde camiler dolup dolup boşalıyor. Camilerin temizliği için ayrı görevliler var.

Abdürreşid İbrahim’in seyahat anılarıyla düştü yüreğimize yollar ve farklı diyarlar… Yeni Asya Yayınlarının iz bırakan eseri “20. Asrın Başlarında İslâm Dünyası: Çin, Japonya ve Hindistan’da İslâmiyet” adlı kitap bizde İslâm dünyasını ve farklı kültürleri tanıma adına çok büyük bir etki bırakmıştı. Mehmet Âkif’in “Uzun zamandır bu kadar tesirli bir kitap okumadım” diye tarif ettiği bu kitabı kardeşlerimle içercesine okumuştuk. Seyahat notlarını detaylarıyla yazmak geleneği bize Evliya Çelebi’den gelir. Abdürreşid İbrahim de öyledir. Bu yazı da öyle olacak diye hissediyorum bu giriş satırlarını karalarken…

Kıbrıs’ta doğduğumu saymazsak yurt dışına çıkma tecrübem hiç olmamıştı. İş sebebi ile Katar’a gideceğimi öğrenince içimdeki seyyah canlanıverdi. Farklı kültürleri öğrenmeyi, farklı diyarları tanımayı meziyet sayan biri için Katar çok uygun bir ülke. Nüfusunun iki katı kadar göçmen yaşayan Katar, dünyanın küçük bir numunesi hükmünde. Mısır, Tunus, Romanya, Hindistan, Pakistan, Nepal, Fas, Bangladeş, Gana, Filipin, Sri Lanka gibi birçok farklı ülkeden insanların gelmesiyle Katar çok kültürlü bir coğrafya haline gelmiş. Bu durum gazetelere de yansıdığı için gazeteler Arapça, İngilizce ve Hintçe olarak çıkıyor.

Yazları sıcak, kışları ise ılık ve az yağışlı bir iklime sahip Katar. Yaz sıcaklıklarının epey bunaltıcı olduğunu ifade ediyor görüştüğümüz kimseler. Katar’a gidilecek en güzel aylarda gitmek nasip oldu. Aralık ve Şubat ayları arasında Katar, bizdeki bahar havalarını yaşıyor. Türkiye’de karla alâkalı haberleri okurken ılıman mevsimin faydalarını gördük. Katar’da hava sıcaklıkları genelde yüksek olduğu için 10-20 derecedeki hava sıcaklıklarını “çok soğuk” olarak niteleyenler var!

Katar’a İstanbul’dan veya Ankara’dan uçuşlar var. İstanbul’dan dört buçuk saatlik bir uçuş ile başşehirt Doha’ya ulaşabiliyorsunuz.

***

Katar, Arap Yarımadası’nın doğusunda yer alan küçük bir Basra Körfezi ülkesi. Katar, yüzölçümü itibariyle Isparta’dan büyük ve Denizli’den küçük bir ülke. Tek kara sınır komşusu Suudi Arabistan. Farklı aşiretlerin egemenlikleri altında kalan Katar, 1871 yılında Osmanlı hâkimiyetine geçer. 1916 senesinde İngiliz işgaline uğrar ve 1971 yılında bağımsızlığına kavuşur. Katar’ın 1971 yılına kadar İngiliz hâkimiyetinde kalması, etkisini hâlâ farklı şekillerde göstermektedir. Ülkede yollarda yer alan levhaların hepsi Arapça ve İngilizce olarak hazırlanmış, bilgilendirme levhaları ve market fişleri gibi birçok alanda Arapça ve İngilizce beraber kullanılıyor.

Katar idarî yapı olarak 7 ayrı şehre-belediyeye bölünmüştür. Çöl ikliminin hâkim olduğu alanlarda yerleşim imkânı olmadığı için nüfusun % 90’ı şehirlerde toplanmıştır. Nüfusun % 45’i başşehir Doha’da ve % 36’sı ise El Rayyan şehrinde yaşamaktadır.

Ekonomi Bakanlığı’nın sitesinde yer alan bilgilere göre, Katar ekonomisi petrol ve doğalgaza dayalıdır. Dünyanın en büyük 3. doğalgaz rezervine sahip bulunan Katar’ın rezervleri, dünya doğalgaz rezervlerinin % 15’ine tekabül etmektedir. Katar’ın doğalgaz üretimini 300 yıl boyunca sürdürebileceği tahmin edilmektedir.

Tarihinde, halkının balıkçılık ve inci avcılığı ile maişetini temin ettiği Katar, petrol ve doğalgaz ile farklı bir gelişim ve dönüşüm geçirir ve dünyanın en zengin ülkelerinden biri haline gelir.

Katar’ın hızlı gelişimi devam ediyor. Ülkenin güvenli olması yatırımcılar için cazip bir ortam teşkil ediyor. Katar’da yaşarken Türklere karşı ayrı bir sevginin olduğunu fark ettik. Bizim Katar’da olduğumuz 2016 Aralık aylarında Katar Emiri Türkiye’ye gelmişti. Katar ile olan samimî münasebetler giriş-çıkışlara da yansıyor. Türklere karşı ayrı bir sempati ve hoşgörü var. Hatta resmî belgelerde ücretsiz vize 1 ay olarak belirtilmesine rağmen bana 3 ay süre verdiler. Biz Katar’da iken Ertuğrul dizisinin Katar’da yayınlanacağına dair ilânların Katar caddelerinde yer aldığını medyadan okuduk.

Şunu belirtmek gerekiyor ki, Türklere olan saygı ve sevgi sadece Katarlılara mahsus değil. Mısır’lıların da Türklere karşı çok hürmetleri var. Ortak bir tarih ve din aramızdaki samimiyeti kuvvetlendiren en önemli etmenler diye düşünüyorum. Ayrıca atalarımızın (Allah onlardan razı olsun) dünyaya serptikleri hoşgörü meyvelerini zamanın oğulları olan bizler şimdi yiyoruz.

Katar güvenli ve ferah bir ülke. Kaldığım 40 gün zarfında hiçbir husûmet, bağrışma ve kavga görmedim diyebilirim. İnsanlarında genellikle tevekkül ve teslimiyet hâkim.

Cami ve Namaz

İnsanlar cemaatle namaza ehemmiyet gösteriyorlar. Namaz vakitlerinde camiler dolup dolup boşalıyor. Camilerin temizliği için ayrı görevliler var. Bu görevliler de camiyi ve müştemilatını düzenli olarak temizliyorlar. Böylece hangi vakit uğrasanız pırıl pırıl bir ortamda ibadet etme imkânınız oluyor. Camilerde genelde Mısırlı imamların vazife yaptıklarını öğrendim. Namazları daha yavaş kılıyorlar. İmamların kıraati, insanı Kur’ân’ın lahuti iklimine alıp götürüyor… Dikkatimi çeken bir husus da Fatiha’dan sonra cemaatin koro halinde ve yüksek sesle “Aminn” demeleri oldu. Ayrıca selâm verilirken bizdeki gibi imamla beraber selâm verilmiyor, imam sağa sola selâm verdikten sonra cemaat sağa ve sola selâm veriyor.

Sünnetleri kılmak bizdeki kadar yaygın değil, ama namazlarda bizden daha uzun okuyorlar Kur’ân’ı. Rükû ve sücud için hissedilir seviyede bekliyorlar. Namazdan sonra “Allahümmeentesselâmü…” cümlesi sesli söylenmiyor. Tesbihatlar da toplu yapılmıyor. Farzdan sonra herkes kendi halinde ibadetine devam ediyor. Ayrıca camilerde tespih yok. Camilerde bol miktarda Kur’ân-ı Kerîm yer alıyor ve namazlardan önce ve sonra cemaat Kur’ân okuyor.

Camilerin yakınlarında camilere özel park alanları var. “Namaz vakitleri dışında park etmeyiniz.” şeklinde bir de uyarı levhası var. Bu alanlar namazın sosyal hayattaki yerini göstermesi bakımından oldukça güzel. Bir de işin hikmet yönü var; aşırı sıcak bir iklim olduğu için yaz aylarında dışarıya çıkmak oldukça zor. Klimalı arabayla gelinecek ve klimalı camide namaz eda edilecek, böylece sıcağın tesiri hissedilmeden işler yürüyecek. Ayrıca sıcak iklimin namazı ve abdesti de kolaylaştırdığını söylemeden geçmeyelim. İnsan ülkemizdeki gibi “üşür müyüm, abdest aldıktan sonra kurur mu?” gibi endişelere kapılmadan abdestini alabiliyor.

Ezanlar da çok güzel bir edayla okunuyor. Bizdeki gibi uzun uzadıya sürmüyor. Katar’da okunan ezanlara şahit olunca, bizde okunan ezanların uzatıldığını fark ettim. Ezan okunduktan sonra hemen namaza durulmuyor, belli bir süre geçiyor, kamet getiriliyor ve ondan sonra namaz başlıyor. Kamet de ezan gibi minareden veriliyor. Namaz vakitlerinde semayı güzel sesli imamların sadâları kaplıyor. Ezandan sonra beklenmesini çok güzel ve fıtrî buldum. Hani bizde derler ya ezan okununca: “İmam çağırıyor.” Eee dâvet eden birazcık bekler elbette, değil mi?

Katar’da Risale-i Nur’un bize kazandırdığı “İslâmî terimlerin” faydasını çok harika bir surette gördük. 9. Söz’den öğrendiğimiz ve namaz vakitlerini ifade için kullanılan kelimeler (fecr, zuhr, asr, işa, mağrip) Müslümanlarla namaz noktasındaki iletişimimizi kolaylaştırdı ve bu noktada hiç zorluk çekmedim. Zira “Mağrip’i kıldın mı? Zuhr namazını kılacağım.” vb şeklinde Müslümanlar arasında yaygın olarak kullanılıyor. Risale-i Nur’un diline ilişmek isteyip derunundaki incelikleri anlamayan nadanların kulakları çınlasın! Böylelikle “Risale-i Nur’un dili, Kur’ânî dildir ve Müslümanlar için ortak olan terimleri öğretir” hükmünü bir kez daha yaşayarak görmüş olduk.

Cuma günleri Katar’da resmî tatil. İşe yetiştim, yetişmedim endişesi olmadan Cumayı eda edebilmek çok güzel. Cuma namazı her camide kılınmıyor. Mahallemizdeki camiye gidip kapalı olduğunu görünce şaşırmıştım. Cuma günleri imam vaaz veriyor ve sünnet kılınmadığı için vaazdan sonra imam direkt hutbeye geçiyor ve ardından namaza duruluyor. Hutbeler muhterem ve mualla Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri’nin de vurguladığı gibi Arapça. Hutbede âyet ve hadislerden bolca alıntı yapıldığına şahit oluyoruz. Lisan-ı Nahvi olan Arapça ile verilen hutbe, konusu belli olmayan Türkçe hutbelerin lâf kalabalığını aklımıza getiriyor. Oysa Arapça olmasına rağmen buradaki hutbelerden alınan feyiz çok farklı…

Namaz anılarında beni en çok şaşırtan durum şu oldu; camide tek başına namaza durmuşsanız birisi arkanızdan gelip omzunuza “çift tıklayabilir” ve sizi imamınız olması yönünde ikaz edebilir. İlk defa şahit olduğumda meseleyi hemen kavradım ve imamlık makamına geçtim. Daha önceden fıkhî bilgilerden hatırlıyorum, ama hiç başıma gelmemişti. Müftü pederimden de böyle bir hüküm olduğunu teyid edince rahatladım. Bu durum ile sık karşılaşmanız mümkün. İki defa farz namazlarımda başıma geldi ve imamlık vazifesine geçtim. Bir defasında ise sünnet kılıyordum ve omzuma gelen “tek tıklamaya” aldırmadım ve sünnetime devam ettim. Bu husus siz tek başına iken imam olmanız isteği şeklinde olabildiği gibi, imamın tek kişilik cemaati olduğunuzda da başınıza gelebiliyor. Bu durumda siz imamın hemen sağına durduğunuz için arkanızdaki kişi omzunuza dokunarak arkaya doğru gelmenizi ve saf tutmanızı istiyor. Bu hükümden küçükken haberim olmuştu, ama hiç şahit olmamıştım!

“No fakir, no hakir, All muslims are brother”

Bu başlık altında kültür olarak bizden farklı bir hususu belirtmeden geçemeyeceğim. Bazı camilerde abdest alma yerine yalın ayak giriliyor ve sadece tuvalete terlikle giriliyor. Bazı camilerde ise abdest mekânına terlikle giriliyor, ama meselâ birisi çorabını cami kapısının orada çıkarıp abdesthaneye kadar yalın ayak gidebiliyor. Abdest alıp gelen birisi de tuvalete girilen terlikleri alıp abdesthaneden camiye kadar getirebiliyor. Bu konuda uygulama birliği yok. Bize garip geldi elbette! Yine bizi hayrette bırakan bir husus ise şudur, bizim ayakkabı ile bastığımız zeminlere temiz deyip seccade, örtü vb. bir şey sermeden namaz kılabiliyorlar. Bunu da gayet ciddî olarak ifade ediyorlar. Bir kere böyle bir durumda kalınca imamlık makamına geçtim ve seccadeye kavuştum. “No fakir, no hakir, All muslims are brother” diyen Hindistanlı Nawab kardeşe de bu konuda bizdeki kültürün farklı olduğunu ifade ettim.

Namazın, sosyal hayatın içerisinde olması benim en çok hoşuma giden bir husus oldu. İş yerinde koridorda bir yere halı sermiş namazını eda eden insanları görmek çok sevindirici. Sahilde dolaşırken akşam namazı vakti girmişti. Namazı nerede eda ederim endişesinde iken Hasırlarla kaplı küçük mescidi görünce çok şaşırdım ve mutlu oldum.

Katar’da farklı milletlerden birçok Müslümanın olması farklı kardeşlerimizle de tanışmamıza vesile oldu. “Ey İnsanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da birbirinizi tanıyıp kaynaşasınız ve aranızdaki münasebetleri bilesiniz diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık.” (Hucurât: 13) diyen Rabbani emre itaat ettik ve farklı milletlerden kardeşlerimizin kültürlerini, hayat şartlarını, düşüncelerini öğrendik. Hindistanlı kardeşlerimizin 20 rupisini aldık hatıra olarak. Maşallah sahavetli imişler çıkarıp verdiler.

Hindistanlı kardeşler Urduca biliyorlar ve Urducadaki birçok kelimenin Türkçe ile aynı olduğunu farkında olmadan öğrenince şaşırdık. “Mühendis, ilâç” vs. Hindistanlı Nawab, Uvais, Selman ve Faiyaz kardeşlerle epey uzun sohbetler ettik.

Zübeyir Ergenekon

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*