Cennet

Image
ŞUURLU bir varlık olan insan dünyaya imtihan için gönderilmiştir. Allah’ın ve onun Resûlünün (asm) çizdiği yolda gidenler için vaad olunan gerçek cennet hakikatidir.

“Örtmek, gizlemek” anlamına gelen cennet, “cenn” kökünden türemiş bir isim olup, sözlükte, “bitki ve sık ağaçlarla örtülü yer” anlamına gelmektedir.

Terim olarak ise, çeşitli nimetlerle bezenmiş olan ve mü’minlerin içinde ebedî olarak kalacakları âhiret yurdu demektir.

Kur’ân’da müfred, tesniye ve çoğul olarak 147 âyette yer alan cennet kelimesi, dünyadaki bağ, bahçe anlamındaki kullanımları istisna edilirse, tam yüz on yedi yerde âhiret cenneti mânâsında zikredilmiştir. Kur’ân’da cenneti ifade etmek üzere çeşitli isimler kullanılmıştır. Bunlar, cennet, “cennetü’n-na’îm, adn, firdevs, hüsnâ, dârü’s-selâm, dâru’l-mukâme el-makâtnu’l-emîn” şeklindedir.1

Cennetin, insanların kazandığı bir hak olmayıp Allah’ın ihsan ettiği bir nimet olduğunu Bediüzzaman şöyle ifade eder: “Bir seyyieyi bir yazar, bir haseneyi on, bâzan yetmiş, bâzan yedi yüz, bâzan yedi bin yazar. Hem, şu Nükteden anla ki, o müthiş Cehenneme girmek ceza-i ameldir, ayn-ı adldir; fakat Cennete girmek, mahz-ı fazldır.” 2

Kur’ân âyetleri incelendiğinde cennete müşerref olacaklar şu şekilde anlatılırlar:

Cennet, takva sahipleri için hazırlanmıştır. “Ve Rabbinizden bir mağfirete ve eni gökler ile yer genişliğinde olan bir cennete koşunuz ki, muttakîler 3 için hazırlanmıştır.” 4

Cennet, iman eden ve amel-i salih işleyenler içindir. “İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.” 5

Cennette mü'minler akrabalarıyla bulunurlar. “Bu sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerler (ve şöyle derler):” 6

Mü'minler, cennette boş lâf ve kötü söz işitmezler. “Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.” 7

Mü'minler, canlarını ve mallarını cennet karşılığında Allah’a satarlar. “Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda cihad ederler, öldürür ve öldürülürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alış verişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.” 8

Bediüzzaman Said Nursî, mezkûr âyetteki ticareti tefsir ederken âyetin beş kâr ve beş hasarete havî olduğunu söyler: “Birinci kâr: Fânî mal bekà bulur. Çünkü Kayyûm-u Bâkî olan Zât-ı Zülcelâl’e verilen ve O’nun yolunda sarf edilen şu ömr-ü zâil, bâkîye inkılâb eder. Bâkî meyveler verir. İkinci kâr: Cennet gibi bir fiat veriliyor. Üçüncü kâr: Her âzâ ve hasselerin kıymeti, birden bine çıkar. Dördüncü kâr: İnsan zayıftır, belâları çok; fakirdir, ihtiyacı pek ziyâde; âcizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâl’e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdânı dâim azab içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar; ya sarhoş veya canavar eder. Beşinci kâr: Bütün o âzâ ve âletlerin ibâdeti ve tesbihâtı ve o yüksek ücretleri en muhtaç olduğun bir zamanda Cennet yemişleri sûretinde sana verileceğine, ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşâhede, ittifak etmişler.”9

Cennetteki lezzet dâimî olan lezzettir, çünkü: “Zevâl-i elem lezzet olduğu gibi, zevâl-i lezzet dahi elemdir.”10 Buna binaen insan tam mânâsıyla huzuru, ebedî olmakla elde edebilir. Said Nursî ebedî saadeti şöyle izah eder: “Saadet-i ebediye, iki kısımdır. Birinci ve en birinci kısmı: Allah’ın rızasına, lütfuna, tecellisine, kurbiyetine mazhar olmaktır. İkinci kısmı ise, saadet-i cismaniyedir. Bunun esasları mesken, ekl, nikâh olmak üzere üçtür. Ve bu üç esasın derecelerine göre, saadet-i cismaniye tebeddül eder. Ve bu kısım saadeti ikmal ve itmam eden, hulud ve devamdır. Çünkü saadet devam etmezse, zıddına inkılâp eder.” 11

Said Nursî’nin yaptığı bu izahın doğrudan Kur’ân’dan olduğunu şu âyetler gösterir.

En birinci kısım olan Rıza-i İlâhi’ye mazhar olmak şöyle geçmektedir: “Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.”12

Allah’ın cemaline nazır olmak: “O gün yüzler ışıl ışıl parlar. Rablerine bakıp durur.”13

İkinci kısım olan cismânî saadet ise şöyle geçmektedir:

a) Mesken olarak: “İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!”14

“Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.”15

b) Ekl (yiyecek) olarak: “…Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, ‘Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!’ diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir…”16

“Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır. Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.”17

c) Nikâh olarak: “Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacaktır.”18

“Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.“19

“O cennetlerde hayırlı huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.”20

Netice itibariyle insan için cennette bütün nimetler vardır.

“…Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedî olarak kalacaksınız.”21

Bu âyette de olduğu gibi insan orada ebedî olarak kalacak, hakikî mutluluğu tadacaktır. Tabiî ki, dünyada Allah’ın rızasını elde ederek, bu lûtfa lâyık olmuşsa…

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*