Cihad; kılıçla değil, kalem, ilim ve fikirle yapılmalı

Cihadın çok yönlü ve kapsamlı anlamları var. Her devrin de kendine göre bir hükmü… Ne yazık ki bugün yalnızca “maddî” boyutu öne çıkarılarak ruhuna aykırı bir anlam yükleniyor.

Oysa cihad, çalışmak, çabalamak, gayret etmek anlamında Kur’ânî bir mefhum. Türkçe’ye de cehdetmek şeklinde geçmiş.

 

Bugün, cihad-ı mânevî geçerli. Kılıç yerine kalem, ilim ve fikir silâhları kullanılır. Silâhlı cihadın kararını, fert veya gruplar değil, toplumun şahs-ı manevisini temsil eden devlet veya âlimler verir.

Cihad, görünen, açık düşmana, şeytana ve nefse karşı yapılır.1 Dolayısıyla “İslâm adına yapılan her türlü çalışma, faaliyet, aktivite cihaddır. Her gün düzenli olarak namaz kılmak, bazen sıcak günlerde oruç tutmak da cihad alanına girer. Bütün bir hayatı içine alacak şekilde nefsimiz ile ruhumuz arasında verdiğimiz sürekli mücadelenin adıdır cihad.”2

Aynı kökten gelen içtihad ise, meşakkati yüklenerek olanca tâkatı göstermektir.

Keza, mücahade ise, düşmana karşı yapılan müdafaada bütün gücü harcamaktır.

Peygamberimiz (asm) bir büyük savaştan dönüşte, “Küçük cihaddan büyük cihada döndük” diyerek cihadı ikiye ayırmıştı. Ashabından birisi büyük cihadın ne olduğunu sorunca, “Kişinin nefsine, hevâ ve hevesine karşı gerçekleştirdiği savaştır ki, bu cihadın en büyüğüdür” buyurdu.3

Bu çerçevede cihad, bizi Allah’tan uzaklaştıracak her şeye karşı uyanık ve tetikte olmak; Allah’ın bizim şahıslarımızda ve İslâm toplumunda istediği uyumu gerçekleştirmek adına gayret etmektir.4

İ. Kayyim el-Cevziyye, cihadı, “Nefse, şeytana, inançsızlara ve münafıklara karşı verilen mücadele. Nefis planında cihad, dini öğrenmek, bildiğini hayata geçirmek, başkalarına anlatmak, Allah’ı ve dinini insanlara anlatırken başa gelen zorluklara sabretmek sûretiyle olur. Şeytana karşı yapılan cihad, onun itikat ve amel noktalarında kalbe verdiği vesveselerin önünü almaya çalışmak ve onun telkin ettiği bayağı arzulara karşı direnmek şeklinde kendini gösterir. İnançsızlara ve münafıklara karşı cihad ise dil, mal, can ve gerektiğinde de kuvvet ile olur.”5 diye kapsamlı bir tarif yapar.

Bediüzzaman ise, günümüzde “cihad-ı mânevî”nin esas olduğunu, onun da birinci basamağının, “Evvelâ nefsini ıslâh etmek;6 dine meylettirmek ve iltizama (taraftar olup yapışmaya) teşvik etmek ve dini vazifelerini hatırlatmaktan ibarettir”7 diyerek özlü bir tanımlama yaparken ilave eder:

Sevgi, fazilet gibi güzel hasletler, fen ve modern ilimlerle donanıp, terakkînin en müthiş düşmanı olan cehalet, fakirlik ve fikrî ihtilafa karşı verilen mücadele; i’la-i Kelimetullah’tır, Allah dinini yaymaktır.

Dipnotlar:

1- Ragıb, Müfredat, c-h-d mad.

2- Seyyid Hüseyin Nasr, İslâm, 96.

3- Feyzü’l-Kadir, 4/511; Keşfü’l-Hafâ, 1/511.

4- Nasr, İslâm, 97.

5- Zadü’l-Mead, 3/24-25

6- Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, s. 13.

7- Nursî, Barla Lâhikası, s. 87.

8- Nursî, Divân-ı Harb-i Örfî, Yeni Asya Neşriyat, 57.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

1 Yorum

  1. Bakın, cihad mekana göre değişir. Onlara Kur’an ile büyük bir cihad ver diyen ayeti uygulamamız gerektiği gibi, hoşunuza gitmese de savaş üzerinize farz kılındı diyen ayeti de kabul etmek durumundayız. Yaşadığımız ortamda savaş yoksa, tabii ki Kur’an ile cihad edeceğiz. Yalnız, cihadı buna indirgersek, Allah korusun Kur’anı çarpıtmış olabiliriz. Savaş ortamında yaşayan müslümanların haklarını gaspetmiş, onları karalamış olabiliriz. O yüzden hristiyanların sempatisini kazanmak yerine izzet ve şerefi Allah’ın yanında aramalı ve dini olduğu gibi anlatmalıyız diye düşünüyorum. Peygamber a.s hem nefsi ile hem toplum ile hem de kafirler ile cihad etti. Birini inkar edersek Allah’ı, kitabı ve peygamberi inkar etmiş oluruz. bundan da Allah’a sığınırız. Selametle kardeşler. Hakkınızı helal edin.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*