Çıplak çikolata

Ramazan Bayramını, ailece hep beraber ve kimse ile bayramlaşma havasına girmeden, Ankara’da geçirdik.

Tabiî, geçmiş bayram hatıraları filan anlatıldı. En enteresanı ve hepimizin gülmesine sebeb olan da şuydu: Bizim rahmetli kayınpeder, hasbî ve kalender bir insandı. Geçmişte, bir bayram günü, ziyarete gittiği evden dönünce, baldızın küçük çocukları hemen atılıp, ceketinin ceplerine bakmaya başlamış. “Dede, bize çikolata getirdin mi?” diye. Halbuki, evde de var, ama çocuk işte. O da, Erzurum şivesiyle; “Ola oğul, orda cıplak çikulata tuttular, cebimde erir, diye getirmedim.” Meğer, madlen çikolata ikram etmişler hadise oymuş. Oradakilerin hepsi kahkahayı basmış ve artık bu, fıkra gibi, sülâlenin diline düşüp, zaman zaman anlatılır olmuş.

Bunları konuşurken, aklıma çikolata ve ana maddesi kakaonun yetiştiği yer Afrika geldi. Bir iki haber videosunu görmüştüm. Afrika kıt’asının Fildişi Sahili, dünyanın en büyük kakao üreticisi imiş. Fakat zavallı yerli halk, yetiştirdiği kakaonun ne işe yaradığını, bundan ne yapıldığını bilmiyormuş. O videoda görünce, içim sızladı. Birisi, bir kaç çikolata getirip, bunlara kakaonun ne işe yaradığını, bundan ne yapıldığını soruyor. Zavallılar bilmiyor. Adam, çikolatayı çıkarıp, onlara yedirince hepsi şaşırıyor ve şok oluyor.

Avrupa zalimleri, bütün müstemleke memleketleri sömürdüğü gibi, orayı da sömürüyor ve ellerinden, yok fiyata kakaoları satın alıyormuş. Düşünün, neredeyse bir tablet çikolata fiyatına bir gün çalışıyorlarmış. Bir arada yine resmini görmüştüm. Hani böyle, bazı cins köpekler, insanları ısırmasın diye, ağızlarına demirden kafes takarlar ya, aynı onun gibi, o sömürge zamanlarında, bir Afrikalının kafasına öyle takılmış bir kilitli kafes, anahtarı da zalimlerde. Meğer egzotik meyveleri (avokado, mango vs) toplarlarken, onları yemesin diye yapıyormuş zalimler. Adamın malını, adamdan yasaklayarak…

Tabiî, kendilerine bağlı sömürge olduğu zaman, karın tokluğuna çalıştırıp, satın alma diye bir şey de yoktu, o da başka. Güya, göstermelik birer, bağımsızlık verdiği bu devletlerden, yine elini hiç çekmiyor. Bu sefer de, başka bir şekilde soyuyor.

Geçen asırda, Avrupa kâfir ve Asya münâfıkları, umumiyetle de Müslüman olan bir çok milleti, devleti, boyundurukları altına almıştı. Onların tabiî kaynaklarını sömürmüşlerdi. Bu asırda da, hassaten İslâm beldelerindeki sun’î savaş ve karışıkları da çıkartıp, körükleyen onlar. Millet olarak da, dünyayı karıştıran başlıca üç millet; Yahudi, İngiliz ve Rus.

Niye, savaş ve karışıklık çıkarıyorlar? Sudan bahaneleri öne sürerek, araya soktukları fitne ile, o beldenin Müslümanlarını birbirine düşürüp, sonra da o bahaneyle, halâskârani zabîtan rolünü kendilerine biçip, o beldeleri kan ağlatıp, perişan ediyorlar.

Tabiî neticede, bâkir zenginlik kaynaklarını; petrolünden altınına, kakaosundan pamuğuna kadar hortumlayıp, kendilerine aktarıyorlar.

Allah, bu zâlimlerin hakkından gelsin.

Zavallı masum ve mazlumlara da, merhamet etsin.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*