“Çok şükür”

Tik tak, tik tak, tik tak… saniyelerin attığı her adımda kalbi de atıyordu. “Çok şükür” zikrini dilinden düşürmüyordu. Hatice Teyze, her an haline şükrediyordu. Ama neden sürekli bu zikri çekiyordu?

Ondan hikâyesini anlatmasını istediğimde yüzüme baktı ve konuşmadı. Anlatmak istemediğini düşündüm, özelini paylaşmak istemiyordu diye sandım. Elini öptüm ve yanından kalktım. İyice uzaklaşıyordum ki; “Neye mi şükrediyorum? Allah’ı bulduğuma” dedi. Arkama döndüğümde ağlıyordu. Bu huzurevleri aslında üzüntü evleriydi. Göz yaşlarının bile yalnız kaldığı bir yerdi.

Elini uzattı ve gel dedi. Yanına gittim, elimi tuttu. Gözlerimin içine baktı ve anlatmaya başladı.

“Ben sevdiğim sandığım bir adama kaçtım. Evimi, ailemi arkamda bırakarak. Ardından hayalini kurduğum herşey yalan çıktı. Çok ayrıntılı anlatamıyorum, çünkü dayanamıyorum. Kucağımda bir çocukla sokaklarda kalınca bir camiye sığındım. Oranın imamı beni görünce Allah razı olsun bir iş ve ev buldu. Her şey yolunda derken çocuğum hastalandı ve öldü. Tek dayanağım da elimden kayıp gidince ben de kaydım ve düştüm. O zamanlar Allah’ı tanımıyordum kızım, Allah affetsin hep bir ceza olarak görüyordum bu yaşadıklarımı.

İşten ayrıldım ve yıllar önce terk ettiğim ailemin yanına gittim. Hepsi dağılmış, annem ölmüş, babam yatalak olmuş. Babama bakmayı istesem de o beni istemedi. Çok çabaladım, ama olmadı ve ben de yollara düştüm. İzmir’e geldim. Bir iş buldum, ev tuttum. Hayatım böyle devam ediyordu…

Bir gün kapım çaldı. Başı örtülü bir hanım bana “hoş geldin” diye gelmiş. Lâf lâfı açtı, bir baktım bütün hikâyemi ona anlatmışım. Kadın halime gerçekten çok üzüldü. Sonra her gün geldi bana Allah’ı anlatmaya başladı. Bir baktım bir ay sonra namaza başlamışım. Hayatımda yeni bir sayfa açılmışken komşum da aniden öldü ve yine yapayalnız kaldım.

Depresyona girdim ve intihara kalkıştım. Hastahanede gözlerimi açınca yine hiçbir şeyi yapamadığım gibi ölmeyi de beceremedim diye kendime kızdım. Doktor beni bir psikiyatriste yönlendirdi. O da sizin gibi inançlı bir çocuktu. Annesi ile tanıştırdı. İki yıl öncesine kadar onlarla yaşıyordum, ama annesi ölünce ve manevî oğlum olan doktorum da evlenince beni hiç bırakmak istemeseler de buraya geldim. Her gün gelirler buraya ben de yanlarına giderim ve kalırım.

İşte böyle kızım. Halime her an şükrediyorum. Ölmedim ve Allah’ı buldum. Ailem bana haklarını helâl etti mi? Bilmiyorum, ama babam en son “Seni affettik, ama gözümüze görünme” dedi. Zor, çok zor. Aileni anlamamak zor. Onlar da evlât acısı yaşadı ben de, ama anladım ki; “Allah var gam yok!”

Şimdi izliyorum da ailelerini bırakarak kaçan çocukları aklıma eski günlerim geliyor. Yalnız kalmak ve ölmek için çabalamak. Çok Şükür, ben Allah’ı bulanlardan oldum ve Allah bana manevî iki evlât verdi bir de torun. Demek ki Allah beni sınamış ve şimdi de mükâfatlandırmış.”

İşte böyle, huzurevlerinde ne hikâyeler var, hüzünle başlayıp, huzurla biten.

Merve İriyarı

 

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*