Depremle depreşen duygular

Ah benim güzel Van’ım, yeşil Erciş’im, sahilinde on yılımı geçirdiğim Ünsel’im, Alpaslan’ım!

Bir deprem yediniz ensenizden, aniden! Ve harabeye mi döndünüz birden?
Ama neden?

Sorulmaz ki böyle bir sual.. Soruyorsam, densizliğimden!

Zira sual olunmaz hikmet-i Rabbanîden..

İşte bir hikmetli vecize Hâfız-ı Şirazî’den: “En büyük felâkette bile ümidini kaybetme; sert kemiğin içinden çıkar ilik, unutma!”

Hem unutma ki, sereserpe kıyısında ve çevresinde yayıldığın o Van Denizi yine masmavî, güneşiniz yine güzel, yine semavî.. Ağacınız yine yeşil, gönlünüz yine sebil.. Kaleleriniz, dağlarınız, tepeleriniz yine sağlam, yine yerli yerinde bütün heybetleriyle.. Kıyamet vaktinde İlâhî emirle savrulacakları güne kadar, kıpırdamadan!

Hem yine unutma ki, harap olmayı çoktan hakketmiş olan harap halimiz ve ahvalimiz, böyle hallerde tasaffi ediyor, tazeleniyor. Ve malımızdır ki, dört elle sarılmakla kendimize mal edebileceğimizi sanırken; böyle yer ile yeksan görünce, anlıyoruz ki, o malın sahibi dahi biz değilmişiz.. Ve onu da Malik-ül Mülk’e teslim ediyoruz, canlarımızla!..

Musîbet büyük, musîbet amansız! İnsan küçük, insan mecalsiz!

“İlik, sert kemiğin içinden çıkar” derken Hâfız-ı Şirazî; musîbetzedeleri, depremzedeleri teselli ediyor, uzaklardan, ötelerden! “İlik“ tabirine seza görülen manevî ve maddî mükâfat da, elbette ki, bu musîbeti iliklerine kadar yaşayanların olacaktır, bizim gibi hadiseyi Avusturya’dan hissedip, hissiyatını gözyaşıyla satıra dökenlerin değil her halde.. Ama İlâhî canipten bize de bir pay düşerse öpüp başımıza koyarız!
«««
Bilir misiniz ki, şu fakir dahi bir “depremzade“dir. Evet, depremzede değil, “depremzade“.. Yani depremin oğlu.. Zira rahmetli babamın, rahmetli annemle evlenmesine bir deprem sebep olmuş. Babamın genç eşi ve iki çocuğu depremde enkaz altında kalıp toprak altına intikal ettikten sonra, göz yaşları henüz kuruma aşamasında iken, annem olacak hatunla tanıştırılmış, evlenmiş (evlendirilmiş)..

Annemin sık sık anlattığı bu hikâyeyi, o zamanki kafayla bırakınız kaydetmeyi, hafızaya bile yerli yerince kazındırmamışız. Dönüp sormak istersem, kime sorayım? Bilenlerin hepsi toprağın altında.. Demek ki, toprağın altına düşmek için, illa da deprem gerekmiyor..
«««
Van depremi dolayısıyla, sağ olsunlar, sevenlerimiz, dost ve kardeşlerimiz merak ederek, her vesileyle halimizi soruyorlar, ziyaretimize gelerek, Van adına taziyetlerini ve geçmiş olsun dileklerini bize iletiyorlar. Van ahalisiyle beraber olduklarını, maddî ve manevî yardıma hazır olduklarını beyan ediyorlar.. Biz de onlara beyan ettiğimiz gibi, buradan size de beyan ediyoruz ki:

Bu depremde, geniş ailemizden ve birinci derece akrabamızdan ahirete intikal eden ve yaralanan olmamakla beraber, yıkılan ve hasar gören hanelerimiz vardır. Ama bizi düşündüren topyekûn musîbetzedelerdir. Ve böyle bir musîbete fetva verdiren cürümlerimizdir!

Avusturyalı öğretmen meslektaşımın halimizi sormasına karşılık, cevabımda geçen “şükür“ dikkatini çekti, “Depremin de şükredilecek tarafı mı olur?“ diye tekrar sormaktan kendini alamadı, ama izahımızı da tebessümle tasdik etti.. Evet, böyle elim hadiseler eğer tabiata ve tesadüfe havale edilirse; ne sığınacağımız, ne yalvaracağımız ve ne de şükredeceğimiz bir makam olur…

Hele bir düşünelim: Bu deprem, gündüz ortasında değil de, gece uykuda yakalasaydı.. Daha az şiddette bile çok yıkıma maruz kalabilecek çarpık ve çürük bir yapılanmada, bu şiddetteki bir depremden bu kadarla kurtulduğumuza şükür! Bir de, deprem öncesindeki ülkenin sürüklenmek istediği mecralar, bu depremden daha dehşet verici değil miydi? Ama bu vesileyle anlaşıldı ki, bu ülkenin ve bu milletin, ne bir karış toprağını, ne de bir tek insanını kurda kuşa yem etmeğe niyeti yoktur!..

Ah bir de böyle depremler vesilesiyle, akıllar başlara devşirilirse, ülke ve millet, maddî ve manevî depremlere dayanabilecek, maddî ve manevî sağlam temellere oturtulursa, ne âla!..

Bediüzzaman, harp musîbeti dolayısıyla der ki: “Musîbetzede mükâfat ister. Ya âmir-i hatadarın hasenatı verilecektir; o ise hiç hükmünde. Veya hazine-i gayp verecektir. Hazine-i gaybda böyle işlerdeki mükâfat ise, derece-i şehadet ve gaziliktir.“

NOT: Bu vesileyle depremde vefat edenlere rahmet ve şehadet, yaralılara acil şifalar, maddî ve manevî zarara uğrayanlara mükâfat ve zararlarını telâfi ettirecek imkânlar ihsan etmesini Cenâb-ı Hak’tan niyaz ediyoruz. Bu uğurda çalışanlardan, uzaktan yakından yardımlarını esirgemeyenlerden, milletimizden Allah razı olsun. Yaraları sarma, yapıları yenileme ve kalıcı projeleri hayata geçirme işini aralıksız devam ettirmeleri nispetinde, devlet ve hükümet erkânından da Allah razı olsun.  M. Y.

YAZDIR
Mikail Yaprak

Eğitimci – Şair – Yazar

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*