Doğu ve Güneydoğu´nun Temel Sorunu

Kürtlerin ve Türklerin Kardeşliği

Tarihte Kürtlerle Türkler arasında bir husumet mi var? Ya da bazıları tarafından iddia edildiği gibi Kürtler ve Türkler birbirilerini sevmiyor mu? Kuşkusuz böyle sorulara verilebilecek en doğru cevap “Elbette ki, aralarında tarihsel hiçbir husumet olmamış ve Türklerle Kürtler birbirilerini seviyorlar” şeklinde olacaktır. Çünkü bu iki kavim kardeşlik bağıyla birbirilerine bağlıdırlar. İslam kardeşliği, bütün ihtilaf ve sürtüşmeleri ortadan kaldıran güçlü bir bağdır. Bu itibarla hakiki mümin ve dindar olan insanlar için söyleyecek olursak, hiçbir milli duygu İslam kardeşliğinin önüne geçemez. Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan bazı acı olaylardan sonra oralarda yaşayan Kürtlerin Türkiye’nin batısına göç etmeleri, binlerce şehit cenazelerine rağmen bugüne kadar batıdaki Kürtlerle Türkler arasında ciddi bir sürtüşmenin yaşanmaması bu tezimizi doğrulamaktadır.

Güneydoğulu biri olarak başımdan geçen bir anımı anlatmak istiyorum: 1993 yılı, Güneydoğu’da olayların yoğun yaşandığı bir dönemdi. Resmi bir görev dolayısıyla Manisa’nın bir ilçesinde bulunduğum sırada, Cuma günü İlçe müftüsü, yeni ilçe olmuş bir kasaba camisinde vaaz vermemi teklif etti; kabul ettim. Cuma sabahı müftülüğün şoförüyle yola çıktık. Fakat şoförde bir tedirginlik hissetmeye başladım; hiç konuşmuyor ve üzgün duruyordu. Meğer bir gün önce gideceğimiz kasabaya Güneydoğu’dan iki şehit cenazesi gelmiş. Müftü Bey, camide vaaz verirken Güneydoğulu olduğumu söylediğim takdirde bazı gençlerin tepki gösterebileceğinden endişe ederek durumu bana hatırlatması için şoförünü uyarmış, ancak şoför bir türlü söylemeye cesaret edememiş. Tedirginliği bundanmış.

Derken kasabaya vardık. Vaazın sonunda, burada misafir olarak bulunduğumu ve Güneydoğu’dan geldiğimi söyleyerek kürsüden indim. Namazdan sonra cemaat, değil tepki göstermek, elimi sıkmak ve beni kucaklamak için sıraya girdiler. Müftülük şoförünün yüzünde sevinç emareleri belirmişti. Önce kasabalılar bizi yemeğe aldılar. Ardından Güneydoğu’dan gelen şehit ailelerinin taziyelerini de yaptıktan sonra memnun bir şekilde kasabadan ayrıldık.

Bazı mevzii olaylar istisna edilirse, tarihte hiçbir zaman Kürtlerle Türkler arasında bir iç savaş olmamıştır. Ancak tüm Türkiye için geçerli olan bir şey söz konusu. O da şudur: Yüzyıla yakın bir zamandan beri İslamî kardeşlik zayıflatılmıştır. Cumhuriyetle birlikte din ve dini kurumlar ağır yaralar aldı. Bin yıllık ortak tarih, kültür ve din şuuruyla perçinlenen bir kardeşliği bozmayı hedefleyen tuzaklar söz konusu. Bunun karşısında, gerek Türklerde gerek Kürtlerde İslami kardeşlik bilincinin geliştirilmesi gerekir. Toplumun bünyesinde kanayan bir yara gibi duran bu sorunu çözmenin tek yolu İslam kardeşliğini güçlendirmektir. Bunun için Doğu ve Güneydoğu’da dinî ve kalbî hayat önemsenmelidir. Hem Doğu’da hem Batı’daki sivil İslami ve dini kuruluşlar üzerindeki baskıların kaldırılması gerekir. Sözgelimi, halk dinini rahatlıkla öğrenebilmeli ve bu konuda baskı görmemelidir. Bazı düşünür ve yazarlar, Güneydoğu’da dini motiflerin arttırılmasını tavsiye ederken, her nedense Batı Anadolu’yu unutuyorlar. Sanki sadece doğulu vatandaşların din öğrenmeye ihtiyaçları varmış gibi. Oysa Türklerin de en az Kürtler kadar dini öğrenmeye ihtiyaçları vardır. Eğer konuyu sadece Kürtler açısından ve tek taraflı olarak ele alırsak, inandırıcı, içtenlikli ve yapıcı olmamız mümkün değildir. Kardeşliğin yeniden canlandırılması ve perçinlenmesi için dinin özgürce öğretilmesi ve öğrenilmesi gerekir ve bu konu aslında her şeyden daha çok acildir. Aksi takdirde Türklerle Kürtlerin birlikte yaşama şansları gittikçe azalacaktır.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

2 Yorum

  1. Bugün tüm dünyada ve insanlık aleminde olduğu gibi, Türkiyede de bireysel ve toplumsal olarak, bir doğru “inanç”, “tanıma ve tanımlama” sorunu var. Temel inanç ve karakterlerinden kopartılmış ve yabancılaştırılmış insanları suni birkaç vaadlerle tatmin edip yatıştırmayı ve bu şekilde sorunların bitirileceğini düşünmek hayalcilikten başka birşey değil.
    İnsanın hayatına yön veren, huzur veren, tatmin eden, düzen veren İLAHİ İNANÇ ve ÖĞRETİLERDİR.
    İnsanlar bu istikamette yönlendirildiğinde, bu değerler aşılandığında yani vahiy kültürüyle tanıştırıldığında huzur ve ihya bulur ve bunun için çaba sarfeder. Kendisini ve tüm insanları “insanlık ailesinin” bir ferdi, dolayısıyla bir kardeşi görür ve sayar.
    Bütün sorunların temeli, İLAHİ VAHYİ devre dışı bırakma ve toplum hayatından uzak tutma çabasından kaynaklanıyor.
    Türkiyede ve Güneydoğuda da yapılan ve yapılmak istenen budur. Dolayısıyla soruna verilen bütün “adlar” da doğru tanımlamalar değildir. Teşhis yanlış konulunca, ilacın ve tedavinin yanlış olması kaçınılmazdır.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*