Anasayfa Dosyalar DOSYALAR Rahmet-i Rahmana kavuşan bir asil Demokrat
Rahmet-i Rahmana kavuşan bir asil Demokrat Yazdır e-Posta
Cevher İlhan tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 13 Ekim 2008 01:00
Gıyasettin EmreDemokrasi şehidi Adnan Menderes ve arkadaşlarının “demokrasinin Kerbelâsı” Yassıada’da idam edilişleri cinâyetinin sene-i devriyesinde Aydın Menderes’i Ankara’daki evinde ziyaret etmiştik.

Aydın Menderes, 10-15 yaşlarında bizzat şâhid olduğu olayları anlatırken zaman zaman Demokrat Parti milletvekillerinden Giyasettin Emre’nin hâtıralarına atıfta bulunuyordu.
 
Sohbet, özellikle Ezân-ı Muhammedînin aslına çevrilmesiyle başlayan, imam hatip okulları, Kur’ân kursları ve yüksek İslâm enstitülerinin hizmete açılmasıyla devam eden, din derslerinin okullara konulmasıyla desteklenen Menderes ve Demokratların dine hizmetleri, din eğitimi ve öğretimine önem vermeleri üzerinde odaklandığında, yakın tarihin demokrasi mücadelesinin destanı olan kahramanca, hâdiseler, Emre’nin hâtıralarıyla te’yid ediliyordu.

Menderes’in Yavuz Sultan Selim gibi Topkapı Sarayındaki Peygamberimize ait Mukaddes Emânetleri abdest alarak büyük bir tâzim ve ihtiramla bizzat sırtlayıp taşıması ve karşısında elpençe divan durup duâ etmesi; o mekânda günün 24 saatinde Kur’ân okutması ve yine tıpkı Yavuz gibi hâfızlar eşliğinde Eyüb Sultan’a taşıması düşüncesi sohbetin konusu olduğunda, hep Gıyasettin Emre’nin hâtıraları sözkonusu olmuştu.

Gıyasettin Emre’nin hayatını demokrasiye, milletin inanç ve mânevî değerlerinin pâyidar olmasına adayan Başvekili merhum Menderes misâli, ömrünü demokratik mücadeleye, inanç ve değerlere hizmette geçiren, hâdiseleri bu nazarla değerlendirip ilerlemiş yaşına rağmen heyecanından ve cehdinden bir şey kaybetmeyen bir Demokrat oluşu, Bedüzzaman’ın Menderes’e ve Demokratlara duâsının açık bir tezâhürü idi…

BEDİÜZZAMAN’LA MENDERES ARASINDAKİ İRTİBAT HATTI…

Aydın Menderes’le vefat yıl dönümünde anma amacıyla yapılan sohbette teberrüken okuduğumuz ve “Fâtihası”nı Bedüzzaman’dan Menderes’e ulaşan mânevî irtibat hattında bütün Nur talebelerine ve Demokratlara ithafta bulunduğumuz “Sayın Adnan Menderes!” hitabıyla başlayan “Demokrat Nur talebeleri” imzalı lâhika mektubu, merhum Menderes’ten Emre’ye uzanan doğru yolda âdeta bir “beraat” belgesi olmuştu.

Mektuptaki, “Bütün gâyesi vatan ve milletin selâmeti uğruna çalışan ve ders veren Üstadımız Bediüzzaman gibi mübârek ve muhterem bir zâtın Demokrat Partiye yaptığı yardımı kıskanan Halk Partisi ve Millet Partisi elemanları, çeşit çeşit bahane ve eziyet yaparak Üstadımız Bediüzzaman’ı Demokrat Partiden soğutmak için var kuvvetleriyle çalıştıklarına kat’î kanaatimiz gelmiş” cümlesi, dünden bugüne Nur talebelerinin siyasî tesbit ve istikametlerinin hâdiseler nezdindeki ispatının özlü ifâdesiydi.

Merhum Menderes’e, “Sizin gibi, ‘Dinin icâplarını yerine getireceğiz, din bu memleket için hiçbir tehlike teşkil etmez’ diyen bir başvekili ve Demokrat Partisiyi Kur’ân ve İslâmiyet ve vatan hesabına bütün kuvvetiyle ve talebeleriyle, dersleriyle desteklediği”ni bildiren paragrafı, bütün şaşırtmalara rağmen şaşırmayan ve siyasî müşevveşiyete meydan vermeyen Nur talebelerinin haklılığının açık ikrarıydı. (Emirdağ Lâhikası-II,422-423)

Bediüzzaman’ın altı bin sahifeyi aşkın Kur’ân tefsiri Risâle-i Nur Külliyatının te’lifi ve neşriyle, iman ve Kur’ân hizmetiyle vazife-i hakîkiye”yi yaparken, “vatan, millet ve din nâmına mükellef olduğum büyük vazife” dediği ve “bilmemenin bir özür teşkil etmediği” ictimaî ve siyasî tesbit ve hizmetlerinin açık bir nişânesiydi… (Tarihçe-i Hayat, 490)

Ve Menderes’e “İslâm kahramanı”; dâvâ arkadaşı Demokratlara “İslâmiyete ciddî taraftar mühim zâtlar” övgüsünün işâretiydi. (Emirdağ Lâhikası-II, 449)

MÜLÂKAT, “TÂZİYE” YAZISINA DÖNÜŞTÜ

Gıyasettin Emre ile daha önce defalarca arkadaşımız Mehmet Kara ile yaptığımız “Başkent Sohbetleri”nden iktibas edilen hâtıralarla tahkim edilen sohbetin 17 Ramazan’a denk gelen 17 Eylül’de “Aktüalite”de özetlenip yayınlanması üzerine, Anadolu’nun muhtelif yerlerinden birçok okuyucumuz aramış, çoktandır rahatsızlığı sebebiyle ara vermek durumunda kaldığımız Gıyasettin Emre’yle röportajların devamını istemişti.

Doğrusu, aktüel siyasî ve sosyal olayları Menderes’ten, Demokrat Parti’den Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi’ne ulaşan çizgide yakın tarihin ibretli hâdiseleriyle yorumlayan Gıyasettin Emre’nin dünyevî gelişmeleri mânevî mâverayla mezcedip tesbit ve tasdik ettiren sohbetini biz de özlemiştik.

Bundandır ki en son Keçiören’de bir özel hastanede ziyaret ettiğimiz Emre’yi bayram sonrası yeniden ziyaret edip hem okuyucularımız adına geçmiş olsun dileklerimizi iletmek, hem de günümüzde gündem karartmasına tutulan siyasî keşmekeşi aydınlatacak demokrasi mücadelesi ve kararlılık dersleriyle dolu hâtıralarından bir demet derlemeyi plânlamıştık.

Ardından Bediüzzaman’ın Hicrî vefat yıl dönümü olan Ramazan’ın 25. gecesinde Şanlıurfa’daydık. Ramazan’ın mânevî bereketiyle bollaşan ulvî atmosfer içinde peşinden gelen Kadir Gecesi, Arefe ve Bayram günlerinde Anadolu’nun bir çok bölgesi gibi uzun zamandır kuraklıkla kavrulan Urfa’da rahmet üstüne rahmet yağdı. Bediüzzaman’ın târifiyle “taşı ve toprağıyla mübârek olan Urfa ve havalisi”, camilerinden yükselen ezân ve Kur’ân sesleriyle mânevî rahmete de mazhar olmuştu.

“Urfa Mevlidi”nde Dergâh’ın avlusunda münâcât ve duâlarla başlayan, dershanelerde “Leyle-i Kadirde kalbe gelen hakikat”la ve Hutbe-i Şâmiye’deki “İstikbâl yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak ve hâkim, hakaik-ı Kur’âniye ve imâniye olacak” müjdesiyle okunan derslerle devam eden “Âlem-i İslâmın büyük bayramı”nın “Rahmet-i İlâhiyeden kuvvetle beklentisi” ve ümidi, bir diğer “rahmet” haberiyle buluştu; Gıyasettin Emre’nin Rahmet-i Rahmana kavuştuğu haberi ulaştı…

Ne çâre ki artık “Gıyasettin Ağabey”le yapacağımız mülâkat bir “tâziye” yazısına dönüşecekti. Bayram sonrasına te’hir edilen görüşme ve “son röportaj!” Bayramın son gününde sanki bir başka âleme ertelenmişti. Biz de Demokratlara, dostlarına, yakınlarına “son röportaj!” yerine tâziyetlerimizi sunmak kalmıştı...

BÜTÜN ENDİŞESİ, DEMOKRASİ VE MİLLET DÂVÂSI İDİ…

Hâdiselere tıpkı Menderes’le arasında irtibat kurduğu Üstadı Bediüzzaman gibi “vatan, millet ve İslâmiyet nâmına” bakan Gıyasettin Emre, yaşlı ve hasta haliyle dahi Türkiye’nin gündemini, demokrasi ve mânevî hizmetlere dair gelişmeleri büyük bir ciddiyet ve kararlılıkla tâkip ederdi. Arkasından yakın tarihteki birçok olaya ışık tutan demokrasi mücadelesinin panoraması yüzlerce yazı, dizi dizi röportaj, yakın siyasî tarihin şeref levhası ve ibret vesikası hâtıralar bıraktı.

Zira o millet irâdesini demokratik dirençle söz sahibi yaparak “Yeter artık söz milletindir” diyen, demokrasi mücadelesini inanç ve mânevî değerlere hizmetle tâçlandıran, kendi tâbiriyle, “rey’in ‘nâmus’ olduğu, şimdiki gibi ‘para’ olmadığı” asil bir nesle mensuptu. Dâvâsı uğruna her türlü ezâ ve cefâyı göze alan fedakâr “Demokratlar”dandı. Zulme uğrayan Demokratlarla beraber ikibuçuk yıl Yassıada’da altı ay Kayseri Cezaevinde yattı…

Bir asra yaklaşan hayatı boyunca o hep, Türkiye’nin önünün demokrasi katili darbelerle kesilmemesini, Demokrat Parti ve Adalet Partisi döneminde yapılan barajlar ve fabrikaların aynı hızla devam etmesi, maddî ve mânevî kalkınmanın önünün kesilmemesi halinde Türkiye’nin çok daha ileri bir seviyede olacağını söylerdi.

Tek kaygısı, demokrasi ve mânevî hizmetlerin önünün kesilmesiydi. 27 Mayıs ihtilâlini, 12 Mart muhtırasını, 12 Eylül darbesini ve 28 Şubat “postmodern darbesi”ni yaşamıştı. Darbelere ve demokrasi dışı dayatmalara karşı bir ömür boyunca hep tavır almış, mücadele etmişti…

Sanki Bediüzzaman’ın vefâtından önce, “Kalbe ihtar edilen ictimaî hayatımıza âit bir hakikat”taki, “dindar ve dine hürmetkâr Demokratlar” mânâsı onda tecelli etmişti. Demokratlara, “maddî ve mânevî câzibedar nokta-i istinad (dayanak noktası) olan hakaik-i İslâmiyeyi nokta-i istinad yapmaya mecbursunuz. Yoksa (…) Halkçılar ırkçılığı elde edip, sizi mağlûp etmeye bir ihtimâl-i kavî (kuvvetli bir ihtimalle) hissettim ve İslâmiyet nâmına telâş ediyorum” ikazındaki “telâş” âdeta ona yansımıştı.

Bütün endişesi, Bediüzzaman’ın “ihtimal- i kavî” ile haber verdiği demokrasi dışılığın yeniden dayatılması idi. Telâşı, dâvâsı buydu. Meselesi, millet irâdesinin üstünlüğü, demokrasi, hak ve hürriyetler içinde mânevî hizmetlerin yapılması idi…

“SAİD’İME KARIŞMA! İLERDE İSLÂMA BÜYÜK HİZMET EDECEK”

Aslında Gıyasettin Emre’nin Bediüzzaman’la kadim dostluğu dedesinden tevârüs eder. Dedesinin Bediüzzaman’a ihtimamı ve babasının tavsiyesiyle başlar. O günden beri Bediüzzaman’la “dede dostu” ve “baba muhibbi”dir…

Derin bir hürmet içinde dostluk şöyle başlar: Genç Said, 1889’da henüz çok genç yaşlarda medresesine gittiği Gıyasettin Emre’nin dedesi Molla Fethullah’ın sorduğu bütün kitapları “bitirdim” cevabını verince, hayretine karşı şunları söyler: “İnsan başkasına karşı kendini büyük göstermek için hakikati gizleyebilir. Fakat babadan daha muhterem olan hocasına karşı ancak gerçeği söyler. İsterseniz söylediğim kitaplardan beni imtihan ediniz.”

Hangi kitaptan sorsa cevabını alan Molla Fethullah, “Pekâla, zekâda hârikasınız, fakat hıfzınız nasıldır? Makam-ı Harîrî’den birkaç satırı iki defa okuyarak ezberleyebilir misiniz?” diye kitabı uzatır. Genç Said’in kitabın bir yaprağını bir defa okumakla hıfzedip ezbere okuduğunu gören Molla Fethullah, “Zekâ ile hıfzın bu şekilde aşırı derecede bir kimsede toplanması nâdirdir” diye takdirini belirtir.

Ardından İbnü’s-Sübkî’nin dört mezhebin fıkıh usûlünü beyân eden Cem’ül Cevâmî kitabını da günde bir iki saat çalışmakla bir haftada ezberlemesi üzerine, Genç Said’in hâfıza ve zekâsına hayran olan Molla Fethullah, bu dahî genci Hicretin üçyüz senesinde yaşayan Bediüzzaman-ı Hemedanî isimli zâta benzetir; ilk olarak kendisine “Bediüzzaman” diye hitap eder.

Bediüzzaman, bu hâdiseyi yarım asır sonra isimdaşı Bediüzzaman-ı Hemedanî’nin “hârika zekâveti ve kuvve-i hâfızâsı”na işâretle, “Elli beş sene evvel üstadlarımdan Siirtli Molla Fethullah, Eski Said’i ona benzeterek, onun ismini bana vermiş” diye belirtir. (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, Necmeddin Şahiner, 62-66)

Onbeş - onaltı yaşlarında bulunan Bediüzzaman, bedenen pek çevik ve metîn olduğu gibi, “Saidü’l-meşhur” lâkabıyla yâd edilir. Kendisiyle güreşte yarışmak ve ilmî münâzâra etmek isteyen bütün arkadaşlarına karşı hazır olduğunu ve sorulacak bütün suallere cevap vereceğini, kimseye sual sormayacağını ta o zamandan ilân eder.

Bediüzzaman’ın şöhretinin Siirt ve muhitte şuyû bulması üzerine Molla Fethullah ulemaya, “Bizim medreseye gàyet genç bir talebe geldi, her ne sual ettimse bilâtevakkuf cevap verir. Bu yaşta zekâsına ve ilmine ve fazlına hayran kaldım” diyerek, pekçok metheder. Bunun üzerine, ulema bir yerde toplanarak, Bediüzzaman’ı dâvet ederler. Bediüzzaman, intihab ettikleri bütün suallerine bilâtereddüt cevap verirken, Molla Fethullah’ın yüzüne bakar. Sanki kitaba bakıyor gibi okuyarak cevap verir. Bunu gören ulema, Bediüzzaman’ın hârikulade bir genç olduğuna hükmedip, fazîletini takdir ve sena etmek durumunda kalır. Bu hal etrafta işitilir; ahali, kendisine veliyyûllah derecesinde ihtiram eder ve o nazarla bakar. (Tarihçe-i Hayat, Sayfa 34)

“ÜSTADIMIN TORUNU GELECEK, BENİ ZİYARET EDECEK…”

Bunun içindir ki Molla Fethullah’ın medresesinde ders veren büyük âlimlerden Hoca Abdülkerim’in bir gün Hocaya hitaben, “Kurban, nedir bunu bu kadar çok şımartıyorsunuz, her kitaptan bir ders verip geçiriyorsunuz? Çok zeki ama böyle olunca şımaracak” itirazı üzerine Molla Fethullah Efendi, “Sen benim Said’ime karışma! O ilerde din-i İslâma büyük hizmetler edecek” diye cevap verir. (Son Şahitler, Necmettin Şahiner, C.II, 49-60)

Ve yine bunun içindir ki Gıyasettin Emre, ilk olarak milletvekili seçildikten sonra Ankara’ya gitmek üzere pederiyle vedalaşırken, “Gittiğin zaman mutlaka benim yerime Bediüzzaman’ı ziyaret et ve benim yerime elini öp, hürmetlerimi bildir” tavsiyesini alır.

Demokrat Parti milletvekillerinden Said Köker ve Ekrem Ocaklı’yla birlikte Emirdağı’nda on beş günden beri rahatsız olan ve kimseyi kabul etmeyen Bediüzzaman’ı ziyaret etmeye gittiklerinde, kapıya varır varmaz genç bir Nur talebesi, “Bediüzzaman Hazretleri misafirlerini bekliyor” der. Gıyasettin Emre ve arkadaşları hemen huzura kabul edilirler.

“Ben çoktan beri rahatsızdım. Fakat sabahtan beri, bir ferahlık duymuştum, ama nerden bileyim ki, benim üstadımın torunu gelip beni ziyâret edecek” diyen Bediüzzaman, “Gıyas! Gıyas!” diye kendisini kucaklar. Öğle namazını beraberce kılarlar, ikindi namazından sonra ayrılırlar. Ancak arabalarının tekerleri peşpeşe patlar, bir türlü Emirdağ’dan çıkamazlar. Çünkü Üstad, “Sabah namazından sonra Gıyasettin bana gelsin!” demiştir…

EMRE’NİN ANLAMLI BİR HÂTIRASI…

Bediüzzaman, birçok lâhika mektubunda belirttiği gibi, Ezân-ı Muhammedînin ilânının Demokrat Parti’ye büyük bir mânevî kuvvet hükmüne geçtiğini açıkça belirtir.

“Evet, Nur talebelerinin siyasetle alâkaları olmaz. Yalnız îman hakîkatlarıyla bütün hayatları bağlıdır. Şimdiye kadar gizli komiteden, siyaseti dinsizliğe ve zındıkaya âlet edenler, istibdâd-ı mutlakla mâsum ve mazlûm Nurcuları ezdiler” tesbitini yapan Bediüzzaman, “İnşaallah bir sebep çıkar o istibdâdı kıracak” niyâzından sonra, “Demokrat çıktı, bir derece kırdı” notunu düşer.

Kur’ân tefsiri Risâle-i Nur’un mütecâviz dinsizlere karşı haklı tarafa “yardımcı” olduğunu, “dost olduğunu” ve “ihtiyat kuvveti” hükmünde bir “nokta-i istinad” olduğunu yazar.

Gıyasettin Emre’nin anlattığı Yüksek İslâm Enstitüleri Kanununun çıkarılması hâtırası, bu açıdan Demokrat Parti’nin dine ve din tedrisatına verdiği hizmetin açık göstergelerinden biri. Emre bu meseleyi şöyle anlatır:

“1958’de Yüksek İslâm Enstitüsünün kurulması ile ilgili milletvekillerinden bir yasa tasarısı geldi. Tasarı Meclis’e hazırlanıyor, hangi bakanlığı ilgilendiriyorsa o bakanlığa gidiyordu. O bakanlık o tasarı üzerinde çalışmalar yapıyor, gerekirse bazı düzeltmelerde bulunuyordu.

“Milletvekili olduğum dönemde hep Maarif Encümeni’nde (Millî Eğitim Komisyonu) görev yaptım. Bu teklif yapıldığında Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı Millî Eğitim Bakanı idi. Bu teklif Bakanlığa gidip döndüğünde bazı değişikliklerin yapıldığını gördük. Teklif ‘Yüksek İlâhiyat Enstitüsü’ olarak Komisyona geldi.

“Meclis Maarif Encümeni Başkanı Rize Milletvekili Ahmet Morgül’dü. Morgül’e, ‘Biz Yüksek İslâm Enstitüsü olarak teklif etmiştik. Eğer İlâhiyat Enstitüsü ise zaten İlâhiyat Fakültesi var. Meselâ, burada iki tane Alman karı-koca öğretim üyesi var. Biz bu şekilde teklif ettik ki, burada Müslümanlar ders versin. Burada İslâm öğretilsin’ dedim.

“Komisyonda görüşmeler yapılırken Demokrat Parti’nin komisyon üyeleri CHP’li milletvekilleri ile birleştiler. Ahmet Morgül’e, ‘Bunu te’hir ettir’ dediler. Morgül, ‘Ben nasıl te’hir edeyim? Komisyon üyeleri söz alsınlar, konuşsunlar, vakit geçsin, te’hir edeyim’ diye bir taktik uyguladı.

“Ben komisyon salonundan ayrılıp iki profesör milletvekili ile karşılaşıp komisyonda konuşmalarını istedim. Bu milletvekilleri Rize Milletvekili Osman Turan ile Hamdi Ragıp Atademir’di. Bu iki milletvekili konuşmaya başladılar, konuşmalar uzayınca komisyon toplantısı da ertelendi…

“MENDERES YÜKSEK İSLÂM ENSTİTÜLERİNE SAHİP ÇIKTI…”

Daha sonra Demokrat Parti’den meseleyi tâkip eden 12 milletvekiliyle Menderes’i ziyarete gittiklerini ve bu işe büyük ehemmiyet verdiği için arkadaşlarının kendisini sözcü seçtiklerini belirten Emre, anlatırken bile hâlâ heyecan duyduğu Menderes’le görüşmelerini şu cümlelerle özetler:

“Menderes’e, ‘Biz size bu teklifi getirmiştik. Siz de okudunuz ve bazı ilâveler yapmıştınız. Ama Millî Eğitim Bakanlığında değiştirildi. Komisyonda DP’li milletvekilleri CHP ile ortak hareket ediyorlar’ dedim. Menderes, ‘Bu komisyona hükûmetin mümessili olarak kim gelmişti?’ diye sordu. Biz de, Bakanlık Müsteşarı Kemal Bey geldi’ dedik.

“Menderes hemen Millî Eğitim Bakanı Celâl Yardımcı’yı aradı. Hiddetle, ‘Celâl, sen Kör Kemal’in mason olduğunu bilmiyor musun? Böyle mühim bir mevzuda neden komisyona kendiniz gitmiyorsunuz da Kör Kemal’i gönderiyorsunuz? Bu defaki oturumda sen gideceksin. Eski metne muhalefet eden Demokrat Partilileri tesbit edip derhal bana bildireceksin’ dedi.

“Menderes ayrıca tasarıya, ‘öğretim üyesi yetişinceye kadar medrese hocaları da Yüksek İslâm Enstitüleri’nde ders verebilirler’ maddesini kendi el yazısıyla ekledi.

“Bakan komisyona gelip, Menderes’in bu konudaki düşüncesi milletvekilleri arasında yayılınca Demokrat Parti’li milletvekilleri bu sefer muhalefetle birlikte hareket edemediler. Bizim teklifimiz aynen çıktı. Yüksek İslâm Enstitüsü olarak kabul edildi.

“Daha sonra ‘teşekkür’ için aynı arkadaşlarla beraber Menderes’e ziyarete gittik...”

Din eğitimi ve öğretimi için verilen mücadelenin bir örneği olan bu hâtıra, Bediüzzaman’ın merhum Adnan Menderes’e yazdığı mektuptaki, “Demokrat Parti’yi Kur’ân, vatan ve İslâmiyet nâmına muhâfazaya çalışıyorum” cümlesindeki mânânın değerini ortaya çıkarır. “Ezân-ı Muhammedî’nin ilânı”nın Demokratlara “mânevî kuvvet hükmüne geçtiği”ni belirten Bediüzzaman’ın ifâdesiyle, “Anadolu’daki Müslümanları ve Nurun bütün talebelerini ona bir mânevî kuvvet ve duâcı yapması”nın anlamını açıklar.

“GIYASETTİN, BEDİÜZZAMAN’A SELÂM VE TÂZİMATLARIMI İLET”

Bediüzzaman’ın Adnan Menderes’e müteaddit defa “İslâm kahramanı” diye buyurduğuna şâhid olduğunu anlatan Gıyasettin Emre, Üstad’ın, “Menderes bir din kahramanıdır. Dine büyük hizmetleri olmuştur ve olacaktır. Fakat Adnan Bey arzu ettiği hizmetinin semeresini göremeyecektir. Benim de dine hizmetim olmuştur; ketmetmeyeyim. Ama ben de hizmetimin semeresini Adnan Bey gibi göremeyeceğim. Her ikimizin de hizmetlerimizin semeresi, ileride görülecektir” dediğini nakleder. (a.g.e)

Bediüzzaman’ın Ankara’ya gelmesine karşı Meclis’te bir konuşma yaparak Başvekil Menderes’i “irticaı hortlatmak ve Bediüzzaman’ı gezdirmek”le itham eden İsmet Paşa’ya karşı Menderes’in Meclis kürsüsünde verdiği cevabı defalarca Gıyasettin Emre’den dinlemişizdir.

Zira merhum Menderes’in İsmet Paşa’ya Meclis kürsüsünden söylediği, “Paşanın İslâma olan kan husûmetini anlayabilmiş değilim. Allah aşkına Paşa neden bu kadar dinden, dindarlardan rahatsız oluyor; bir gün öleceğini bilmiyor mu? Bütün hayatını dine vakfetmiş bir pir-i fâniden ne istiyor? Şimdiye kadar kendisine ne zararları dokunmuş? Niçin eziyetinden hoşlanıyor, niye bu kadar dine ve dindarlara karşıdır, anlayamıyorum?” sözleri anlamlı ve ilginçtir; demokrasinin katledildiği her darbe ve ara rejim döneminde tekrarlanmıştır.

Bediüzzaman’ın Ankara’dan sonra Konya ve Anadolu’yu ziyaret isteğinden telâşa kapılan Halk Partililerin ortalığı ayağa kaldırması üzerine, Menderes, milletvekillerinden Gıyasettin Emre’yi Bediüzzaman’a gönderir. “Selâm ve tâzimatlarımı kendilerine arz et; bunlar hâdise çıkarmak peşindeler, bu hengâme bitsin, ortalık sükûnet bulsun, bizzat seyahatlerine devam etmesini ben sağlayacağım” ricâsını Emre aracılığıyla iletir.

Bu vazife ile Demokrat Parti milletvekili Dr. Tahsin Tola’nın Bahçelievler’deki evine giden Gıyasettin Emre’yi Bediüzzaman, “Gıyas!.. Gıyas!..” diye kucaklayarak karşılar. Önce, “Bak Gıyasettin sana söylüyorum. Halk Partililer beni kızdırmasınlar, yoksa Türkiye’yi başlarına yıkarım” diye haykırır. Gıyasettin Emre bu heybet ve celâdet karşısında bir şey diyemez. Bir süre sessiz kalan Bediüzzaman, ardından mülâyemetle, “O İslâm kahramanı için bu sefer gideceğim” diye konuşur. Emre artık rahatlamıştır. Hızla Başbakanlığa döner.

Makamında kendisini bekleyen Başvekil Menderes, bir saat sonra gelen Emre’ye heyecanla sorar; “Ne cevap verdiler?” diye. Emre, Bediüzzaman’ın selâmıyla birlikte cevabını aktarır. Menderes oldukça mahzun ve memnundur; “Gıyas!” der; “Bunları söylerken sanki kara, deniz ve hava kuvvetleri emrinde bir ordu kumandanının heybet ve azâmetiyle söylüyordu değil mi?” diye sorar. Emre’den “Evet Beyefendi” cevabını alınca, “İşte Gıyas, bu imânın kuvvetindedir” diye mânâ verir…

BİR YASSIADA MAZNUNU GIYASETTİN EMRE…

Bir Yassıada maznunu olan Gıyasettin Emre, her görüşmemizde Yassıada hâtıralarından da anlatırdı. Ancak Mahkeme Başkanı Salim Başol’un Menderes’i hesâba çekerek hakaret etme ve küçük düşürme plânını boşa çıkaran bu hâdise, tek başına Menderes’in ve Demokratların cesâret, dirâyet ve kahramanlığının bir başka destanıdır:

“Yassıada’da bizi birlikte mahkemeye götürüyorlardı. Menderes tek hücredeydi. Bizimle hiç konuşturmuyorlardı. Mahkeme salonunda ise kim yargılanıyorsa onu mikrofona çağırıyorlardı.

“Başol, Menderes’i muhatap almıyor, ismiyle çağırmıyor; ‘Menderes gelmeli!’ diye görevlilere tâlimat veriyordu. Dinleyici locasında 250 kişilik bindirilmiş kıt’anın yanı sıra, yerli ve yabancı gazeteciler ve ajansların muhabirleri vardı.

“Tuzak kurulmuş, dam serilmişti. Başol, ordu ile ilgili soruları soracak, Menderes’i kızdırıp galeyana getirecek; çoğu subaylardan oluşan ve her birine günlük 150 lira para verilen “paralı dinleyiciler” kendisini yuhalayacak; “Türk ordusu Menderes’i yuhaladı” uydurması şâyiası yaydırılacaktı…

“Bu maksatla Başol Menderes’i çağırdı; ‘Siz 10 senede 97 milyarlık yatırım yaptınız. Köylüsü, çiftçisi, esnafı, bakkalı, her kim elini cebine atsa binlik demetler çıkarıyordu. Oysa omuzlarında şeref yıldızı taşıyan bu şerefli subaylar ise ya bodrum katlarında ya da çatı altlarında barınmak zorunda kalmışlar. Eğer sizin ‘millet-millet’ dediğiniz o gürûha yapmış olduğunuz hizmetlerin yüzde birini bu şerefli insanlara yapmış olsaydınız, bugün bu akıbete uğramazdınız! Onlar gelsin şimdi sizi kurtarsınlar, bakalım nasıl kurtaracaklar?’ diye sordu.

“Makama hitap eden Menderes, iç ve dış basın mensuplarının ve rütbeli subayların önünde bu soru karşısında şu anlamlı cevabı verdi: ‘Muhterem Başkan, omuzlarında şeref yıldızı taşıyan bu şerefli insanların, kendi milletinin refah ve saadetini kıskanacaklarını tahmin etmemiştim. Hâlen de aynı kanaati muhâfaza etmekteyim. Şerefli Türk askeri kendi milletini kıskanmaz…’

“Bu cevap karşısında ‘yuhalama’ tâlimatını alan dinleyiciler yuhalayamadılar. Ortalığı bir sessizlik kapladı…”

YARIN MAHŞER GÜNÜNDE ELBETTE BANA ŞEFAATÇI OLACAKTIR…

“Menderesi subaylara yuhalatamayan Başol oldukça rahatsız oldu. Kızgınlıkla bu kez, ‘Yalnız bunlar değil, Atatürk’ün ülke dışına attığı uyduruk Arap çöl kanunlarını memlekete tekrar getirip ihya etmek için 10 milyar para sarf ettiniz. Onlar gelsin seni kurtarsın, bakalım nasıl kurtaracaklar!’ diye yüklenmeye başladı.

“Başol, Menderes ve Demokrat Parti hükûmetlerinin dine ve mânevî değerlere yaptığı hizmetleri, Diyanet’i güçlendirmesini, imam hatip okulları, Yüksek İslâm Enstitüleri ve Kur’ân kurslarını açmasını kastediyordu.

“Mahkemede hep sükûnetle cevap veren Menderes, Başol’un Peygamberimizden ve Kur’ân’dan kasıtla sorduğu bu soru üzerine fevkalâde hiddetlendi, büyük bir kızgınlıkla ve yüksek sesle cevap verdi. Artık sanki kendisi hâkim, karşısındakiler mahkûmdu: ‘İnanmıyor musun Reis! İnşaallah söylediğiniz gibidir. Ancak ben din-i mübine, din-i mübinin kanunlarına ve Kur’ân’a hizmet etmiş isem, gelsin beni sizin zulmünüzden kurtarsın diye değil…

“Sonra şöyle devam etti: ‘Ama inanıyorum ki yarın ruz-û mahşerde (mahşer gününde) beni ve sizi dehşette bırakacak o büyük hesap gününde, o ‘çöl kanunu’ dediğiniz Kur’ân-ı Azimüşşân ve Resûl-ü Zişân elbette ki beni yalnız bırakmayacak, bana şefaatçi olacaktır...”

“Bunun üzerine salon âdeta şoka girdi; herkes lâl kesildi. Başol kurduğu tuzağa düşmüştü, Aslında hasta ve bitkin olan, odasının üzerinde sürekli beton delici aleti çalıştırılarak uykusuz bırakılıp işkence edilen Menderes’in verdiği cesurca cevaba karşı, Başol söyleyecek söz bulamamıştı…”

“ÜSTAD, ‘ARTIK GEL!’ DİYE BENİ ÇAĞIRDI VE KUCAKLADI…”

önce Ankara’daki bir hastane odasında görüp, duygu dolu hasret gözyaşları içinde bize özel olarak anlattığı bir rüyâsını nakletmenin zamanı gelmiştir her halde:

“Tenteneli beyaz bir perde arkasında milyonlarca insan mahşer gibi kalabalık uğultu halinde konuşuyordu. Gittikçe çoğalan ve yeryüzünü dolduran nuranî cemaat Nur talebeleriydi. Birden bildiğimiz haliyle Bediüzzaman’ın sesi yükseldi. Yüksek bir yerden hitabede bulunuyor, Risâle-i Nur’dan ders okuyordu. Bu vaziyette Üstad’la bir an göz göze geldik. Tıpkı hayattaki buluşmalarımız gibi bana şefkatle baktı; “Gıyas, artık gel!” anlamında bir çağrıda bulundu ve kucakladı…

“Heyecanla uyandım; ama fevkalâde huzurlu ve sevinçli idim. Sanki hastalığımdan bir eser kalmamış, üzerimdeki ağırlıklar gitmiş, bir mâsum çocuk gibi hafiflemiştim...

“Oysa bu rüyâya kadar ölümden oldukça korkuyordum; bu rüyâyla artık ölümden korkmuyorum. Çünkü Üstad’ın bana şefkatli bakışından ve dâvetinden himmet edeceğini ve öbür dünyada elimden tutup bana sahip çıkacağına inanıyorum...

“Onun için o günden bu yana ölüm gelse de korkarak değil, artık memnuniyetle karşılayacağım. Zira inanıyorum ki Üstad, orada da bağrına basacak, Cenâb-ı Hakk’ın izniyle Resûlullah’ın şefaatçi olması için nezdinde arzda bulunacaktır…”

Gıyasettin Emre, büyük bir hürmet ve muhabbet gösterdiği Üstadı Bediüzzaman’ın yanına gitti. “Aziz Başvekili” merhum Menderes’le dâvâ ve hapis arkadaşı Demokratların gittiği diyara göç eyledi. Hakkın rahmetine kavuştu…

Ruhlarına binler fâtihalar…

Bu makale 4103 defa okundu.
 

Copyright © www.SaidNursi.de - Kaynak ve link vererek iktibas edebilirsiniz.

Yazarın tüm yazılarını görmek için tıklayın...

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.
Mesajınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.

Güvenlik kodu
Yenile

 

Anket

İhlas ve Uhuvvet risalelerini hangi sıklıkta okuyorsunuz?
 
Kitapta, değişim sancıları içerisindeki, başta Türkiye ve âlem-i İslâm özelinde tüm dünya için büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin örnek hizmet anlayışı özetleniyor.
Bugün3846
Dün4066
Bu Hafta14970
Bu Ay56243
Toplam5370228

Sitede şuan 63 ziyaretçi var.


Geçmişten bugüne hiçbir zaman ülke ve toplum gerçekleriyle örtüşmeyen, dolayısıyla meselelere esaslı bir çözüm öneremeyen, buna rağmen günümüzde bile “değişmez maddeler” adı altında sürdürülmek istenen(!) resmî ideolojinin tabularıyla ilgili bir çalışma. “Yeni Asya” gazetesinin başyazarı Kâzım Güleçyüz’ün kaleminden çıkan kitapta, 1930’lardan bu tarafa Türkiye’ye sorun üretmekten başka bir özelliği olmayan resmî ideolojinin nasıl iflâs ettiği anlatılıyor.

Günün Karikatürü

Her güne bir karikatür - Her yüze bir tebessüm
Basit, kısa ve keskin yol

Basit, kısa ve keskin yol

Risâle-i Nurları anlamak amacıyla okumak için, hedeflerimiz kadar tarz ve şekiller, yollar da önem arz etmektedir. Hedef parça parça, bölüm bölüm anlamak ve kavramaksa Risâle-i Nurların bütünlüğü ve küllî manaları arasında bunu gerçekleştirmek lâzımdır. var addthis_product = 'jlp-1.2'; var addthis_config...

Anadolu’da ekilen Nur tohumları farklı zeminlerde çiçek açıyor

Anadolu’da ekilen Nur tohumları farklı zeminlerde çiçek açıyor

Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada intişar eden ağaca benzetmiştir. “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir” var addthis_product = 'jlp-1.2'; var...

Şükür nedir ve nasıl yapılır?

Şükür nedir ve nasıl yapılır?

Verilen bir nimete karşı, nimeti verene saygı ve minnet duygusu ile yapılan teşekküre şükür denir. Şükür cümlesi ’’ş-k-r” kökünden gelmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de bu kökten gelen yetmişe yakın kelime bulunmaktadır. Hamd kelimesi “medih ve övme” anlamında olup şükürden daha kapsamlıdır. Şu hadis-i şerif de bunu ifade etmektedir: ’’Allah’a hamd...

Kars’ta Bediüzzaman rüzgârı

Kars’ta Bediüzzaman rüzgârı

Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans düzenlenecek. Kars tarihinde ilk defa gerçekleştirilecek olan konferans münasebetiyle şehrin her tarafı afiş ve bilboardlarla donatıldı. KARS’TA İLK BEDİÜZZAMAN SAİD NURSî PROGRAMIÜstad Bediüzzaman Hazretlerinin...

Mukaddes dert

Mukaddes dert

-Zemin yüzünde çiçek açan genç Saidlerin mektubudur- Aziz, sıddık, sarsılmaz, çekilmez, yorulmaz kardeşlerimiz,Nurun fütuhatı bizleri sürura sevk etmeye devam ederken, Nurları tanımadan geçen günlerimizi kayıp ve karanlıklı yıllar olarak nitelendirmekteyiz. Biz gayet aciz, fakir ve miskin olduğumuz halde, tam ihtiyacımızın ziyadeleştiği vakitte Cenâb-ı Mevlâ bizleri...

Bediüzzaman'ın sosyal ilişkilerdeki nezih tavrı günümüze ölçüdür

Bediüzzaman'ın sosyal ilişkilerdeki nezih tavrı günümüze ölçüdür

Efendimizin (asm) mübârek ve pak hâl ve etvarından tereşşuh eden olumlu tutum ve davranışların yansımalarına mazhar olan Hazreti Üstad’ın sosyal ilişkilerdeki tavrı daima nezih olmuştur. Sünnet ekseninde bir hayat tarzının hakim olduğu yaşantısında öne çıkan hususiyetlerin Bediüzzaman’da sosyal ilişkilerdeki tavrı günümüze ölçü olarak pekâla...

İsviçre’de Risâle-i Nur okumaları

İsviçre’de Risâle-i Nur okumaları

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen insan, imân derslerine hava gibi, su gibi ihtiyaç duyuyor ve dünya hayatının gerilimli, bunaltıcı koşuşturmalarından sıyrılmak için bir vesile temenni ediyor. Kuş cıvıltıları ve baharın rengârenk Cemâl âyineleri...

Suriye’de dehşetli dezenformasyona dikkat!

Suriye’de dehşetli dezenformasyona dikkat!

Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi bugün doluyor. Ancak çarpıtmalarla ve yanıltmalarla süreç bir başka boyuta vardırılıyor.İşaretler, Suriye’de de dezenformasyonlarla ve uydurma haberlerle karşılıklı bir tahrikin sürdüğünü;...

Kürtlük dâvâsı pek mânâsız bir iddiadır

Kürtlük dâvâsı pek mânâsız bir iddiadır

Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi   “KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR” Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 sayılı Sebilürreşâd’da yazdığı “Kürdler ve İslâmiyet” başlıklı makalede, Kürt Şerif Paşa ile Ermeni Boğos Nubar Paşa'nın Paris’te “Kürdistan” ve “Ermenistan” devletlerinin kurulmasına...

Balkan Coğrafyası da Bediüzzaman’ı Bekliyor

Balkan Coğrafyası da Bediüzzaman’ı Bekliyor

Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği üniversitenin temelini atmasının yüzüncü yılında Saraybosna'da düzenlediği kongre ile gönüllerin fethinin ve manevî cihadın öne çıktığı bu zamanda bu mânâlara önemli bir katkıda bulundu.Balkan Coğrafyası Da Bediüzzaman’ı...

  • RÖPORTAJ
  • NUR HABERLERİ
  • BASINDAN SEÇMELER
  • DÜNYA DÖNÜYOR
  • AVRUPA´DAN HABERLER
Hollanda′dan her yıl Türkiye′ye 1 milyon 200 bin turist tatil için geliyor. Türkiye-Hollanda ilişkilerinde sadece turizm değil, ticaret ve yatırım ...
BEDİÜZZAMAN, ortaya koyduğu fikirleriyle Türkiye ve dünya için büyük bir değer. Bediüzzaman, fikirleriyle bugünün insanlarına büyük hizmetlerde ...

Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin

2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...

Kenan Evren'in sanık sıfatıyla mahkemeye çağrılmasını önemli bulan yazar Etyen Mahçupyan 12 Eylül mahkûm edildikten sonra yeni bir anayasanın ...
Hedefimiz öncelikle gençleri ve çocukları sanal bağımlılıktan korumaktır

SANAL BAĞIMLILIK TOPLUMUMUZ İÇİN YENİ BİR TEHLİKE

Teknoloji, çağımızda en ...

Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada ...

Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...

Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...

Risâle-i Nur Enstitüsü’nün Trabzon Temsilciliğince düzenlenen “Bediüzzaman Said Nursî’ye göre İnsanlığın Kurtuluş Reçetesi Kur’ân Medeniyeti” paneli ...

Risâle-i Nurları okumak, anlayarak, mânâlarında zevk ve lezzet huzmelerinin içinde dolaşarak okumak... Bizim için Risâle-i Nurları okumak, okumanın ...

“İnsan bir yolcudur; ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden ve sırattan geçen bir yolculuğu ...

İkinci zuhur çağının iki ana tecdit çizgisi ve akımı var. Bunlardan birisi Arap alemine has olup İhvan-ı Müslimin hareketidir.

Diğeri de Türkiye ...

Tam da ‘başörtüsü yasağı bitti, bitiyor’ derken İzmir’den yeni yasak haberi geldi. Buna göre, Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay ...

Binlerce işçinin çalışmasıyla altı yılda yapılan Hagia Sophia (Ayasofya) Kilisesi imparatorun katılımıyla 27 Aralık 537 günü muhteşem bir törenle ...

Genelkurmay, askerî liselerdeki eğitimin MEB tarafından hazırlanan çizelgeye uygun olarak sürdürüldüğünü, askerî yükseköğretim kurumlarındaki ders ...

Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...

Asya’dan Afrika’ya çatışma ve kriz bölgelerinde karışıklık ve kaos devam ediyor. Suriye’deki durum, elbette gündemin üst sırasında. Lâkin sâdece ...

TÜRKİYE Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Muharrem Balcı, alkolün uyuşturucuyla beraber dünyanın en büyük vebası olduğunu ifade etti.

Alkol, dünyanın ...

“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...

DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...

Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...

BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...

Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...

23 Mart Said Nursî’nin Hakk'a yürüdüğü gün, talebeleri bir hafta boyunca her yıl fikirlerini müzakere eden seminerler, konferanslar düzenliyor. Bu ...

  • MAKALELER
  • SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ KUR´AN
  • KURAN HABERLERİ

Risâle-i Nur, “Kur’ân-ı Kerim’de takip edilen maksad-ı aslî; ispat-ı Sani, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet esaslarına cumhur-i nası irşad ve isal ...

Nobel Ödül sahibi ilk Müslüman Prof. Dr. Abdüsselâm, Kur’ân’ın yaklaşık sekizde birinin, inananları tabiatı incelemeye, nihâî gerçeği arayışlarında ...

Kur’ân’ın, medeniyet harikaları, buluş ve keşiflerden “açıkça” bahsetmemesi noksanlık, kusur değil; bilâkis bir hikmettir; yerinde bir uygulamadır. ...

Said Nursi’nin okumuş olduğu fen-bilimleri ile din bilimlerini birleştirdiği, bilimi tevhid bakış açısıyla yorumlayarak bilimin içeresinden Allah’ın ...

Kur’ân âyetlerinin çoğu, mükemmel birer hazinenin ve birer ilim definesinin anahtarıdır. Gökkubbe içinde-üstünde, maddî ve metafizik âlemde yer işgal ...

Midyat'a gelen İranlı Hafız Fatiha'yı tek nefeste okudu.

Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.

Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.

Fatiha sûresini hiç böyle dinlediniz mi?

Türkiye genelinde yaz Kur’ân kursları cami ve Kur’ân kurslarında başladı. Adana’da da Müftü İsmail Canbolat, Sarıçam Aksoylar Kur'ân Kursu, ...
Okullar tatil olunca bazı anne ve babalar çocuklarının Kur’ân okumasını öğrenmelerini isterler. Kendileri bilmeyenler Kur’ân kursuna ...
Seçimlerin ardından yaşanan karmaşa devam ederken, Meclis henüz çalışmalara başlayamadı. Bu yüzden de seçim sonrasına bırakılan konular ...
Diyanet-Sen Giresun Şube Başkanı Fethi Karahüseyin, ebeveynlere çağrıda bulunarak, çocuklarını Kur’ân Kurslarına katılmalarını sağlamalarını ...
BAŞŞEHİR'de görev yapan din görevlisi Recai Özsoy, kendi yazdığı ve 150 kilogram ağırlığında, açıldığında eni 3 metre, boyu 107 santimetre olan ...
  • NURDAN KATRELER
  • ENSTİTÜ YAZILARI
  • RİSALE-İ NUR IŞIĞINDA
  • TARİHİ HAKİKATLER
  • RİSALE-İ NUR NEDİR?

Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...

Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkkî ...

Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define: Onlara (ana babaya) hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun ...

Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet ...


Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler ...

Türkçe’ye “peygamber” olarak tercüme edilen kelimenin Arapça’da iki karşılığı bulunmaktadır; bunlardan birisi “Nebî”; diğeri de, “Resûl”dür. Hem ...

Yeni Said, birçok yönden eskisinden farklı olduğu halde bir kısım eserlerinde “Eski Said’in kafasına” müracaat etmiştir.

Eski Said kafasıyla ...

Kur’ân-ı Kerim, mânâsı, lâfzı, nazmı bakımından mu'cizevî olduğu gibi, muhatabını ikna ederken kullandığı yöntem de beşer takatinin pek üstündedir. ...

Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.

Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...


Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...

Risâle-i Nurları anlamak amacıyla okumak için, hedeflerimiz kadar tarz ve şekiller, yollar da önem arz etmektedir.

Hedef parça parça, bölüm bölüm ...

Verilen bir nimete karşı, nimeti verene saygı ve minnet duygusu ile yapılan teşekküre şükür denir. Şükür cümlesi ’’ş-k-r” kökünden gelmektedir. ...

-Zemin yüzünde çiçek açan genç Saidlerin mektubudur-

Aziz, sıddık, sarsılmaz, çekilmez, yorulmaz kardeşlerimiz,
Nurun fütuhatı bizleri sürura sevk ...

Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...

İnsan bahsi Risâle-i Nur’da içimi en çok titreten yerlerden birisi.

Çünkü insan her zaman çok farklı değerlendirilen ve dünyada yaratılmışların her ...

Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...

Münafıkların çabası ve gizli din düşmanlarının adliyeyi şaşırtıp hükûmeti iğfal etmesi sonucu, 1943 yılı Eylül ayı ortalarında dindarlara ...
ŞÂHİDLERİN beyânıyla, “Meclis sohbet salonu” ya da bugün “kulis” denilen “teneffüs dinlenme- salonu”nda 50- 60 mebus içindeki karşılaşmada önce ...
M. KEMAL’İN de aralarında bulunduğu on sekizi aşkın dâvetle Ankara’ya çağrılan Bediüzzaman’ın Meclis’te merasimle karşılanması, Meclis ...
Ortaya çıkan herbir belge, herbir vesika, Üstad Bediüzzaman'ın eserlerinde ve bilhassa Tarihçe–i Hayat isimli otobiyografisinde yazdıklarını ...

Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...

“Risâle-i Nur nedir?” deseler ne cevap verirsiniz? Risâle-i Nur’u tanıtmak için tanımak gerekir. Onu tanıdıkça çoğalır tanımlar. Tanıtıma ...

Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.

Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...

Bizler Risâle-i Nur’un, cemaatin içindeyiz de, Risâle-i Nur’un bizlere kazandırdığı sosyal ve ruhi reçetelerin, faydaların farkında mıyız acaba? ...

Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”

Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...

  • BEDİÜZZAMAN CEVAP VERİYOR
  • MEDYADA SAİD NURSİ
  • SAİD NUR VE TALEBELERİ
  • BEDİÜZZAMAN KÖŞESİ
  • SAİD NURSİ KİMDİR?

Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...

Prof. Dr. Yasin Ceylan dün bahsettiğimiz yazısında Risale-i Nur’un pratikte Müslüman için bir “yaşam rehberi” olmaktan uzak olduğunu öne ...
ODTÜ Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Yasin Ceylan, Radikal İki’deki “İslâm, Nurculuk ve Fethullah Gülen hareketi” başlıklı yazısında (19.04.09) ...
Son yıllarda muhafazakâr yapının elde ettiği siyasî ve ekonomik güçle İslâm hakikatlerinin hayata geçirilmesi noktasında nasıl bir orantı olduğu ...
Kadir Mısırlıoğlu 10 Şubat akşamı bir televizyon programında Bediüzzaman ile ilgili doğruluğu şüpheli olan hatta iftiraya varacak derecede pek ...

Bediüzzaman Said Nursî vefatının 52. yıl dönümünde Eskişehir Yeni Asya Temsilciliği tarafından organize edilen konferansta anıldı.


Eskişehir Yunus ...

Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...

Diyarbakır Dicle Kent Yeni Asya Temsilciliği tarafından düzenlenen Bediüzzaman’ı anma toplantısı Diyarbakır Ava Düğün Salonunda yapıldı. Dicle ...
BEDİÜZZAMAN Said Nursî’nin vefatının 52. yıldönümü münasebetiyle İzmit Sabancı Kültür Merkezinde gazetemiz yazarı Şükrü Bulut’un konuşmacı olduğu ...

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, kendisini imha etmeye çalışan güçlere meydan okurken, “Ölümüm hayatımdan çok hizmet edecek” diyordu. Gerçekten, hayatta ...

Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.

İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...

Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.

Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...

Tahirî Mutlu, 1900 yılında Isparta-Atabey’de doğdu. Ömrünü iman hizmetinde geçiren Tahirî Mutlu Ağabey 3 Nisan 1977 tarihinde vefat etti. Vasiyetine ...

İnsan hep birileri gibi olmak ister. Elbette Nur’un talebesi de birisini örnek alacaktır kendine. Nurun talebesi, Üstadına en çok benzeyeni örnek ...

Nisan ayı deyince aklımıza Nisan yağmurları gelir. Atalarımız Nisan yağmurlarını “şifa kaynağı” olarak görmüşler. Anadolu’da yağmurun en bol olduğu ...

Efendimizin (asm) mübârek ve pak hâl ve etvarından tereşşuh eden olumlu tutum ve davranışların yansımalarına mazhar olan Hazreti Üstad’ın sosyal ...

Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
 
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”

Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...


‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
 
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”

Bazılarının “Kürdî” tâbirinde ...

“Güneşin doğuşu başkadır orada, batışı başka,
Nur erleri orada eriştiler İlâhî aşka,
Sanki izleri hâlâ durur, toprak ve taşta.
Her daim dillerde ...

Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
 
“Kaçın… ...

İmam-ı Gazali’nin Kimya-yı Saadet’ini okurken bazı konular çağrışım yaptı. Büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursî ile benzerlikler arz ediyordu. ...

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin hayatını anlatan Tarihçe-i Hayat kitabı, 1950’den sonra talebeleri tarafından hazırlanmıştır.

Tarihçe-i Hayat’ın ...

-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-

İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir.
 
Gözlerime inanamıyorum diye ...

Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...

Her çağın kendine özgü bir paradigması varsa, her âlimin de kendine özgü bir çağı okuyuş tarzı olmalıdır. Gazali kendi çağını nasıl özgün bir ...
  • KÜLTÜR SANAT
  • EDEBİYAT
  • ŞİİRLER
  • Kitap Bahçesi

DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...

TÜRKİYE’NİN bir çok il ve ilçesinde Risâle-i Nur Enstitüsünün düzenlediği ve Bediüzzaman Said Nursî Haftası çerçevesinde organize edilen anma ...

Her sene Bediüzzaman Said Nursî’nin vefat yıldönümü vesilesiyle düzenlenen “Bediüzzaman Haftası" kapsamında, İstanbul Yeni Asya Hanım Okuyucuları, 24 ...

ROTTERDAM İslâm Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, vefatının 52’nci yıldönümünde, Bediüzzaman Said Nursî’nin kardeşliğe verdiği önemi ...

ÇORUM Yeni Asya temsilciliği tarafından Bediüzzaman Said Nursî’yi vefatının 52. yıldönümünde anmak üzere organize edilen "İnsanlığın Kurtuluş ...
Bir düşünelim, bir bakalım hele. Dün neredeydik, bugün nerede… Zelzele günlerini hatırlayalım. Daha da gerisine, gidebildiğimiz yere kadar ...
Hayat yeniden başlıyor her sabah. İnsanlar yollara dökülüyor her sabah. Ne kadar garip bu an; her şey, her yer. Bulutlar sanki tanıdık, bildik ...
İnsan şükür için yaratılmış.

Şükrün ne olduğunu bilen insanlar, Rablerine doyasıya şükretmek için ille de insanın başına pek seyrek olarak ...
“Ol âlem fahri Muhammed nebiler serveridir
Ver salâvat aşk ile, ol günahlar eridir”
Yunus Emre

Essalâtü ve’sselâm aleyke yâ Rasulallah…
Susmak, konuşmaktır. Susmak, düşünceler kitabının, konuşmak bölümüdür.
Susmak, derin bir sükût, uzun bir sükûttur.

Zihnimizde bağırışlar ...

Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.

İmanın ...

Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...

Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,

Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...

Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten

Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...

Boş durmuyor, yine iş başında birileri,
Topladılar başlarına cinleri, perileri,
Gözlerine batıyor adeta Nur Risâleleri,
Bozmaya çalışıyorlar, bazı ...

Hafızamız bizi yanıltmıyorsa, Bediüzzaman Said Nursî ve şaheseri Risâle-i Nur’ları 1983-84 kışında tanımıştık. Lise son sınıftaydık. Demek ki o ...

Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”

Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...

“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur

Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...

Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?

Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...

“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...