| Doğu ve Güneydoğu´nun Temel Sorunu |
|
|
| Prof. Dr. Musa K. Yılmaz tarafından yazıldı. | ||||||||
| Salı, 01 Mayıs 2007 01:00 | ||||||||
Sayfa 1 / 6 Sorunun Kısa Tarihçesi
Günümüz Türkiye'sinde "Doğu" ve "Güneydoğu" sözcükleri coğrafi bir bölgeyi hatıra getirmekle birlikte bilenler ve 80 yılık Cumhuriyet tarihi ile ilgilenenler için etnik bir anlam da ifade eder. Hatta "Doğu" ya da "Güneydoğu" denildiği zaman birçoğumuzun zihnine, tarihsel arka planı inişler ve çıkışlarla dolu olan birçok siyasi kavramlar hücum etmektedir. Kuşkusuz siyasal açıdan bazen hüzün bazen de öfke dolu olan bu kavramların başında "Kürt" kavramı gelmektedir. Bu Anadolu topraklarında yaşayan insanların tarih boyunca hep hüzün dolu öyküleri olmuştur. Çünkü bu toprakların fethedilmesi kolay olmadığı gibi, bu toprakları koruyarak buralarda yaşamak da kolay olmamıştır. Fakat üzüntüyle belirtmek gerekir ki, özellikle son çeyrek yüzyılda yaşanan acı olaylar, hem Doğu'da hem de Batı'da hazin öyküler bırakmış ve birçok değerimizi aşındırmıştır. Kültür devrimi yaşayan toplulukların en büyük zaaflarından birisi, belki de en önemlisi, yaşanan sosyal ve siyasal olaylara teşhis koyamamalarıdır. "Kürt sorunu" ya da "Güneydoğu sorunu" ve bu sorunlarla ilgili kavramlar da bu türdendir. Kimisine göre "Kürt sorunu diye bir sorun yoktur"; bazılarına göre de yaşanan olaylara "Güneydoğu sorunları" demek daha uygundur. Kimisine göre ise "Kürt" diye bazı insanların varlığından söz etmek bile vatan hainliğidir. Üzüntüyle belirtmek gerekir ki, bu konuda soruna doğru teşhis koymak ve çözüm yollarını araştırmaktan çok kafa karışıklığına yol açan bir kavram kargaşası vardır. Her şeyden önce, yaşanan acı olaylara ve "sorun" diyebileceğimiz hüzünlü öykülere ne denilirse denilsin, bu topraklarda kendisini "Türk" kabul etmeyen insanların var olduğu bir gerçektir. Eğer bunların bir kısmına "Kürt" denilecekse, bunların tarihleri çok eskidir. Anadolu'yu fetheden Türkler bu topraklara geldiklerinde ilk olarak samimi bir şekilde kendilerine destek olan Kürtleri bulmuşlardır. Yani tarihte Kürtlerle Türkler hep omuz omuza, büyük bir dayanışma içerisinde yaşamışlardır. Ufak tefek sürtüşmeler bir tarafa bırakılacak olursa, tarihte bu iki kavim arasında yapılmış bir savaştan söz etmek mümkün değildir. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte milliyetçilik ve laiklik devletin iki ana temeli olarak kabul edilmiş ve ülkede A'dan Z'ye her şey bu iki ilkeye göre anlamlandırılmıştır. Amaç, dil, din, sınıf ve meslek ayırımı gözetilmeksizin Anadolu toprakları üzerinde yaşayan herkesin eşit haklara sahip olduğu görüntüsünü vermekti. Gerçekten de durum bir görüntüden ibaret kalmaya mahkûmdu. Çünkü bu değerli sonucu elde etmek için gerekli olan altyapıyı oluşturacak ne bir kadro yetiştirildi, ne de mevcut kadrolara bu alanda hizmet etme imkânı verildi. Cumhuriyet döneminde kurulan devletin resmi ideolojisinin ön gördüğü peşin kabullerin etkisinde kalan birçok Türk vatandaşı da, milliyetçilik damarının kabarması sonucu Kürtlerle ilgili olumsuz kanaatlere sahip olmaya başlamıştır. Bu anlayışa bağlı olarak özellikle Cumhuriyet döneminde Kütlerin aleyhine sayılabilecek bir takım siyasal ve kültürel olumsuzluklar meydana gelmiştir. Söz gelimi, kendisini Kürt kabul eden bir vatandaşımız "Ben Kürdüm" dediğinde, ya da Kürtçe konuştuğunda başına dertler açılabiliyordu. Dolayısıyla vatandaşlık paydasında eşit olmayı hedefleyen olumlu sonuç akim kalmıştı. Nitekim zamanla bazı siyasi mihraklar tarafından iddia edilen "Kürt diye bir millet yoktur" ve "Kürtçe diye bir dil yoktur" gibi ön yargılar, hep resmi ideolojinin ön kabullerinin sonuçları olarak ortaya çıkmış ve Kürtlerle Türklerin kardeşliğine önemli ölçüde zarar vermiştir. Osmanlıların son dönemlerinde, devlet-i aliyenin yıkılmasından endişe eden bazı aydınların, devlet-millet elden gidiyor refleksiyle koyu bir milliyetçilik ve hatta komitecilik hastalığına yakalanması ve bu düşüncelerini "anasır-ı uhra" denilen diğer kavimlerin aleyhine kullanmak istedikleri bir vakıadır. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte bu tip çarpık düşüncelere sahip olan aydınlar için adeta gün doğmuştu. Denilebilir ki, aydınların idareye yaptıkları baskılar sonucu ayrı bir Kürt kültürel varlığı kabul edilmemiş, hatta Kürt ve Türklerin bir tek kökenden geldikleri ve aynı ırktan olduğuna ilişkin bilimsel kanıtlar üretilmeye çalışılmıştır. En tuhaf olanı ise, profesörlüğe kadar yükselmiş birçok ilim adamının kullanılan Kürtçe kelimelerinin tümünün aslında Türkçeden alınma olduğu yolundaki çabalarıdır. Siyasal ve kültürel baskılar sonucu Türk etnik kimliği tek kimlik ve Türk kültürü tek kültür olarak kabul edilmiş, Kürt etnik kimliği ve kültürü baskı altına alınmış, hatta inkâr edilen ve dışlanan bir kimlik haline gelmiştir. 1925 yılında patlak veren Şeyh Said isyanı ve 1938 yılında baş gösteren Dersim olayları zecri tedbirlerle bastırılmış ve "Kürt meselesine kesin çözüm getirildi" diye devlet adeta bayram yapmıştır. Gerçekten de, 1965 yılına kadar Kürtçülük hareketi sadece eski medreselerde okumuş olan hocalar tarafından itibar görüyordu. Bunun sebebi, okumuş kesimin sadece eski medrese mezunları arasında yer almasıydı. 1965 ve sonraki yıllarda, ilçelerde liseler inşa edilince, oralarda okuyan Kürt çocukları sol gruplar tarafından himaye görmeye başladılar. Solcu grupların marifetiyle Kürt kökenli öğrenciler Marksist ve Leninist olarak yetiştirildiler. Anarşi ve terör şebekesinin bombardımanı o derece güçlüydü ki, artık liselerde okuyan Kürt kökenli öğrencilerin tümüne yakın bölümü Türk tarihini okumaktan haz almıyor, tersine öfke duymaya başlıyordu. İşin ilginç tarafı bu şer odakları, devleti sol bir zemine oturtmayı başaran 27 Mayıs devrimcileri tarafından alkışlanıyordu. Alabildiğine serbest ve etkili solcu bir eğitim sonucunda genel olarak İmam-Hatip Liselerine giden Kürt çocukları dindar olarak yetişirken, diğer okullara giden Kürtlerin büyük bir kısmı Marksist ve Leninist olarak yetiştiler. Bu dikkat çekici sonucun ülke genelindeki etkilerini bugün bile görmek mümkündür. Kuşkusuz sol gruplar militanlarını Kürt çocuklar arasından daha kolay seçebiliyorlardı. Diğer taraftan, Türkçülük propagandasının yoğun yapıldığı bazı doğu ve güneydoğu illerinden milliyetçi militanlar da çıkmıştır. Bunu anlamak mümkündür ve iki önemli sebebi vardır: Birincisi, o bölgelerde yoğun bir baskının mevcut olmasıdır. İkincisi ise, Kürt kökenli çocukların kendilerini Kürt olarak ifade edememeleridir. Bunun doğal bir sonucu olarak kendilerini Türk kabul ederek aşırı birer Türkçü militan olabilmişlerdir. Bu girişten sonra "Kürt sorunu" olarak adlandırılan dramatik sosyal ve siyasal olayların ülke ekonomisine ve insanına ne gibi zararlar verdiğini, arkasında kimlerin olduğunu ve bir sorunlar yumağı haline gelen bu meselenin nasıl çözülmesi gerektiğini anlatmaya çalışacağız.
|
|
Müstakbel cennet gençlerinin genç... |
|
Abdil Yıldırım |
|
|
28 Şubat ve Demirel |
|
Ahmet Said Akgül |
|
|
Önce İftira Ettiler, Şimdi İtiraf... |
|
Davut Şahin |
|
|
Atomların hareketi ve Kuantum Mek... |
|
Halil Akgünler |
|
|
Demokratların ahı mı tuttu? |
|
M. Nureddin Kutan |
|
|
Analarımızı anmak |
|
Mikail Yaprak |
|
|
Karadeniz Ereğli Anadolu İHL’den ... |
|
Nejat Eren |
|
|
Ayasofya zincirlerinden kurtulmay... |
|
Osman Zengin |
|
|
Futbol Hastalığı |
|
Prof. Dr. Mustafa NUTKU |
|
|
Yemeğe tuz ile başlamak |
|
Süleyman Kösmene |
|
|
Sanata Dair -2 Devrimci sanatta c... |
|
Şükrü Bulut |
|
|
Güzel düşünen hayatından lezzet a... |
|
Vehbi Horasanlı |
|
Sitede şuan 68 ziyaretçi var.

Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin
2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...
Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...
“İnsan bir yolcudur; ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden ve sırattan geçen bir yolculuğu ...
Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...
“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...
DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...
Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...
BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...
Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...
Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.
Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.
Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...
Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkkî ...
Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet ...
Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.
Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...
Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...
Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...
Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...
Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...
Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.
Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...
Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”
Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...
Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...
Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...
Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.
İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...
Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.
Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...
Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”
Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...
‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”
Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
“Kaçın… ...
-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-
İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi,
onun validesidir.
Gözlerime inanamıyorum diye ...
Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...
DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...
Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.
İmanın ...
Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...
Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,
Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...
Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten
Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...
Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”
Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...
“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur
Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...
Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?
Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...
“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...
Yorumlar
İnsanın hayatına yön veren, huzur veren, tatmin eden, düzen veren İLAHİ İNANÇ ve ÖĞRETİLERDİR.
İnsanlar bu istikamette yönlendirildiği nde, bu değerler aşılandığında yani vahiy kültürüyle tanıştırıldığın da huzur ve ihya bulur ve bunun için çaba sarfeder. Kendisini ve tüm insanları "insanlık ailesinin" bir ferdi, dolayısıyla bir kardeşi görür ve sayar.
Bütün sorunların temeli, İLAHİ VAHYİ devre dışı bırakma ve toplum hayatından uzak tutma çabasından kaynaklanıyor.
Türkiyede ve Güneydoğuda da yapılan ve yapılmak istenen budur. Dolayısıyla soruna verilen bütün "adlar" da doğru tanımlamalar değildir. Teşhis yanlış konulunca, ilacın ve tedavinin yanlış olması kaçınılmazdır.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için