Dünyaya ve olaylara Risale-i Nur ölçüsüyle bakmak

altBin yıldan fazla İslâma hizmet edip bayraktarlık yapan bu cennet vatanın ve aziz milletin bir âciz ferdiyiz.

Elli yıla yakın bir zamandan beri de Doğru İslâma, yüksek ahlâka, şanlı tarihe, güzide ve asil bir millete bütün varlığıyla hizmet etmeye çalışan saf ve temiz bir Nur Cemaatinin içerisindeyiz elhamdülillâh.

Dünya, İslâm Coğrafyası ve ülkemizde, yaşanan bütün olumsuzluklara karşı doğru çözümler üretmek her vatandaşın beklentisi ve sorumluluğudur. Olaylar karşısında; kadere rıza, çetin imtihanlara karşı da hikmetini bilmediğimizden dolayı Allah’ın hıfz ve inayetiyle sığınıyoruz.

Uğruna baş koyduğumuz mânevî cihad yolundaki; rehberimiz, fikir kaynağımız ve yol haritamız asrın mu’cizevî Kur’ân tefsiri Risale-i Nur eserleri ve mümtaz müellifidir. Bu önemli kaynak eser ve mümtaz müellifinin insanlığa miras olarak bıraktığı manevî mücahede metodu hakkında, bizim dışımızda, İslâm âleminin önemli merkezlerinden, Mısır Ezher Üniversitesi’nin çok değerli âlimlerin bazı görüşlerini aktarmaya çalışacağız. Ta ki gerçekler ve hakikatler, tarafgirlikle değil, objektif nazarla değerlendirilsin.

2009 yılının Şubat ayında Kahire’de; “Risale-i Nur’un asrımıza dinî hitabeti” konulu uluslar arası Bediüzzaman sempozyumuna katılmıştık. Bu toplantıya merhum, Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, İhsan Kasım, Mehmet Fırıncı abiler ve Türkiye’den giden yüze yakın Nur Talebesi katılmıştı.

Mustafa Sungur Ağabey açılış konuşması yapmış ve: “Risale-i Nurlarda azim bir hassasiyet var. Risale-i Nurun okunduğu yerde Üstad’ımız hazırdır. Vasıtaya ihtiyaç yok. Bu Allah’ın Üstad’a bir ihsanı ve ikramıdır. Risale-i Nurların bir yaprağını bir yerden bir yere götürmenin büyük bir cihad olduğu, Üstad tarafından bir mektupta bahsedilmiştir” demişti.

Toplantıdaki açıklamalardan alabildiğimiz bazı notları, İslâm âleminin ve ülkenin mevcut durumuna bir ışık tutabileceği inancıyla nazarlara verelim istedik. Çünkü asrın ve insanlığın hastalıklarına, yanlışlıklarına, olaylara konulan teşhis, tedavi, reçete ve ilâç hâlâ geçerli, doğru ve tecrübelerle sabittir.

“İhvanı Müslimin Cemaatinin” genel merkezi olan, siyaset yoluyla İslâma hizmet edeceğini düşünen bir coğrafyadan bahsediyoruz. Bu sempozyumda beyan edilen fikirler; Ortadoğu ülkelerinde, siyaset yoluyla “İslâmî hizmet” yanlışının nelere mal olduğunun acı bir itirafıydı. Neticesiz kalan bunca emek ve hataların acı itiraflarıydı. Bütün bu çıkmazlara karşı gerçek reçeteyi bulan bu hakperest din âlimlerinin Risale-i Nur hakikatı ve Bediüzzaman tatbikatı hakkındaki, tesbitleri çok çok önemlidir diye düşünüyorum. Şimdi bu çok enteresan tesbitleri nazarlarınıza arz ediyorum.

Dr. Mahmut Ebuleyla: “Bediüzzaman Said Nursî Batı Medeniyeti karşısında afallamadı! Müslümanlar mağlûp ve mahzun olduğu zamanlarda O hiç ümidini kaybetmemiştir. İttihad-ı Muhammediyi tarif ederek ihtizaza gelecek olan azim kuvveti ve vüs’ati göstermiştir. Herkesin kabuğuna çekildiği bir dönemde bütün İslâm coğrafyasında nazik ve istikametli üslûbuyla yeni kadroları yetiştirmiştir. İmana ve İslâm’a geri dönüş inşallah daha kuvvetli olacaktır. Bediüzzaman Said Nursî imandaki kuvveti gösteriyor. Cenâb-ı Hak bu insanı ümmete hediye olarak vermiştir ve ümmet üzerindeki ümitsizlikleri kaldırmıştır.”

Mısır İslâm Edebiyatçılar Derneği Başkanı Dr. Abdulmun’im Yunus: “Bizim için Üstad Bediüzzaman’dan bahsetmek şereftir. Bediüzzaman Said Nursî, sadece Türklerin değil, bütün İslâm âleminin de üstadıdır. Risale-i Nur sahili bulunamayan çok geniş ve devasa bir denizdir. Onun için Risale-i Nurlar’ın hakikatlerini kavramak ve künhüne vakıf olmak kolay değildir. Risale-i Nurlar bütün ülema, üdeba ve şairlerin ittifak ettikleri bir hakikattir. Bunun tek ve en önemli sırrı ise; “ihlâstır.” Bediüzzaman Said Nursî Risale-i Nur Külliyatı’nın on cildi içerisine İslâm âleminin bütün hasadını çıkarmıştır. İslâm kültürünün hazinesi olan bütün değerleri sığdırmıştır. Onun için her kim ne ararsa Risale-i Nur’da bulabilir.”

Ezher Eski Rektörü ve Mısır Yüksek Din İşleri Heyeti Genel Başkanı, Ahmet Ömer Haşim: “Belâgat hale mutabık hareket etmektir. Risale-i Nur’un bu çağda dinî söylemi değiştirmesi ümmetin çok muhtaç olduğu bir meseledir. Risale-i Nurlar’ın dünyaya yayılmasının sırrı; dilinin müsamahalı, nazik ve ihlâslı olmasıdır. İslâm’a doğru dâvet; muhlis bir kalpten çıkmakla, ancak mümkün olabilir. Bir dâvânın ebede yazılması için vazgeçilmez şart: “İhlâstır.” Kur’ân’ın ebedî ve ezelî özelliği vardır. Aynı sır Risale-i Nurlar’da da vardır. İngiliz müstemlekât nazırının Kur’ân aleyhindeki sinsi planını akim bırakıp bozan âlim Üstad Bediüzzaman’dır. Ümmetin mutluluğu ve kuvveti Kur’ân’daki sırdadır. Ona yapışarak bu sırra sahip olabiliriz. Risale-i Nurlar bu sır ve ihlâsla yazılmıştır. Üstad Bediüzzaman’ın bu ümmete yazdığı reçete ümmetin yaşadığı bütün zorlukları görüp, tesbit ederek ürettiği çok geçerli bir reçetedir.”

Devlet Nişan ödüllü Yazar Hatice Nebravi: “Bediüzzaman Said Nursî asrın ihtiyaçlarında keşif yapmıştır. Kalbin derinliklerine nüfuz ederek imanî hakikatlere hizmet etmiştir. Said Nursî bu asırdaki inhirafları, sapışları çok iyi hesaplamıştır. Batıdaki iktisadî ve fennî gelişmelerle, İslâm dünyasının geri kalma sebeplerini çok iyi teşhis ve tarif etmiştir. İslâm âleminin geri kalış sebeplerinden en büyüğü olarak manevî geri kalmışlığı görmüştür. Adeta Peygamberimiziin (asm) metodunu asrımıza taşıyan yeni bir hizmet tarzı ortaya koymuştur. Siyasileri uyarmış ve siyaset alanına bir “ilke” getiren şahsiyet olmuştur. Şu anda yaşayıp gördüğümüz gibi; siyaset İslâm ve insanlık için tam bir “şeytandır” ve şeytanlıktır. Siyasetin vatandaşlar arasında “eşitliği” getirmesi lâzım. Üstad’ın birçok alanda “tecdidi” ve yenilenme teklifleri harika! Bunlar: İslâm âleminin toparlanması ve toplum hayatı için hayatî tesbitlerdir.

Dr. Abdulhalim Uveys: “Risale-i Nur zeki bir harekettir, içtimaî hayatı bilir, Âdetullaha uyar, daima ileriye bakar. İbadette en küçük adaba riayet eder, siyasetten içtinap eder, içinde bulunulan şartlara ve asra göre hareket eder, asrın hastalığı Risale-i Nurlar’la şifa bulmuştur. Düşmanın kuyruğuna vurmaz.

Dr. Yunus Mena (Cezayir): “Meseleye kâinat açısından bakılırsa Cenâb-ı Hakk’ın kâinata koyduğu gaybi bir akıl vardır. Felsefeciler kâinatı görüyor, fakat gaybisine ulaşamıyorlar. İşte bu günkü insanlara bu gaybi âlemin aklen ispatı gerekir. Bediüzzaman Said Nursî ise aklı Kur’ân ile tesis ediyor. Bu akıl hem din ile hem kendi ile hem de kâinat ile irtibat kurabilen bir akıldır. Avrupa din ile ilmin ayrı olduğu safsatasını içimize sokmuştur. Bediüzzaman Said Nursî bu safsatayı izale etmiştir. Kalkınma projesinin esaslarını Risale-i Nur sıralamıştır. Aslında Kur’ân yolu Cenâb-ı Hakk’a ulaştırmanın en kısa yoludur. Risale-i Nur bu yolu acz, fakr, şefkat ve tefekkür olarak göstermiştir.”

Dr. Muhammed: “Bizler için müsbet hareket en önde olması lâzım gelen bir davranış türüdür. Harpte bile müsbet hareket Peygamberimizin (asm) emridir. Cihad ise sadece savaş değil, ilim ve hizmet dahi Cihad kavramı içindedir. İslâm tarihinde birçok fetihler vardır bu fetihlerde yapılan iş insanlar üzerinden baskıyı kaldırmaktır. Fakat baskı kalktıktan sonra dinlerinde serbest bırakılmışlardır. Bediüzzaman Said Nursî dokuz temel esası zikretmiştir. Bunlar: Ubudiyeti mutlaka, hürriyet, şûrâ meşveret, uluslar arası ilişkilerde adalet ve eşitlik, doğruluk, insaf ve adalet, başka anlayışlarla yardımlaşma ve taassuplardan uzak kalma, menfi ırkçılığı terk, uluslar arası ilişkilerde küresel anlayış”

Cenâbı Hakk’ın bizleri ve bütün Âlem-i İslâmı bu tesbit ve hakikatlerin tatbik edilmesine vesile kılması ümit ve temennisiyle.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*