Erdoğan nasıl ayakta kalıyor?

Ekonomi?

Berbat…

İşsizlik?

Almış başını gidiyor…

Enflasyon ve döviz?

Tutabilene aşk olsun…

Büyüme?

Ne büyümesi, 9.9 küçülmüşüz.

Adalet, hak, hukuk, demokrasi, meclis?

O konulara hiç girmeye gerek yok, çünkü tek adam rejimi hakim.

Anlayacağınız elle tutulur gözle görülür olumlu bir şey kalmadı.

Bir Ayasofya vardı, o da fazla etki yapmadı.

Bir de Gazımız…

Onu da yeller aldı, umutlar başka bahara kaldı.

Peki bu kadar olumsuzluk içinde mevcut idare nasıl devam ediyor?

Erdoğan nasıl ayakta kalmayı başarıyor?

Bu sorunun bir çok cevabı olabilir.

Bize göre öne çıkanlar şunlar:

Birincisi:

Etkili ve yetkili bir muhalefet eksikliği.

İkincisi:

Orta sınıfının yok edilmesi. Ya çok zengin, ya da çok fakir bir muhtaçlar tabakasının meydana gelmesi. (Bu konuyu genişçe işlemek gerek)

Üçüncüsü:

Görsel ve yazılı basının ele geçirilmesi.

Dördüncüsü:

ABD ve AB ülkelerinin örtülü destekleri.

Beşincisi:

Nur Talebelerinin çoğunluğunun Erdoğan’a destek vermeleri.

“Hadi, diğerleri tamam da bu beşinci madde ne alaka” diyebilirsiniz?

Evet, çok alaka…

Belki de tam alaka…

Çünkü bu gün Erdoğan rejiminin ayakta kalmasının en mühim sebebi bize göre bu.

Ne gariptir ki, Yeni Asya haricindeki Nura gönül vermiş bir çok grup ve kesim mevcut rejimi destekliyorlar. Hatta Üstadın bazı yaşayan talebelerini de bu işe alet ettiler, etmeye de devam ediyorlar.

Yayınlanan destek mektupları arşivlerde duruyor.

Erdoğan da bu kesimin desteği için gerekeni yapıyor.

Hep onların anlayacağı dilden konuşuyor.

Risalelerin Diyanet tarafından basımı, Ayasofya açılımı bu dilin bir tezahürü.

Hal böyle olunca da bizim o saf kardeşler Erdoğan’ın arkasına müthiş bir manevi destek koyuyorlar.

Bu durumda Erdoğan da iktidarını devam ettiriyor.

Her ne olursa olsun, ayakta kalmayı başarıyor.

Bu sözlerimizi belki size mübalağa gibi gelebilir.

Ancak Üstad’ın yaşadığı bir hal bu düşünceyi doğrular mahiyette.

Bakın ne diyor Üstad, 26. Mektup 9. meselede:

“Bir zaman, ben bir kısım ehl-i dalâlete mühim bir vakitte kahr ile dua ettim. Bedduama karşı, müthiş bir kuvvet-i mâneviye çıktı. Hem duamı geri çeviriyordu, hem beni men etti.
Sonra gördüm ki, o kısım ehl-i dalâlet, hilâf-ı hak icraatında bir kuvve-i mâneviyenin teshilâtıyla arkasına aldığı halkı sürükleyip gidiyor, muvaffak oluyor. Yalnız cebirle değil, belki velâyet kuvvetinden gelen bir arzuyla imtizaç ettiği için, ehl-i imanın bir kısmı o arzuya kapılıp hoş görüyorlar, çok fena telâkki etmiyorlar.
İşte bu iki sırrı hissettiğim vakit dehşet aldım. “Fesübhânallah” dedim. “Tarik-i haktan başka velâyet bulunabilir mi? Hususan müthiş bir cereyan-ı dalâlete ehl-i hakikat taraftar çıkar mı?” dedim.”

Bu sözlerin hikayesini merak edenler bu yazıyı okusunlar.

Hasıl-ı kelam:

Mevcut rejimi iptal etmek isteyenlerin önce bu dua gücünü iptal etmeleri gerek.

Ama nasıl?

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*