Evet, bugün ‘Kur’ân’ın yaşanan bir pratiği’ var

Önceki yazının başlığı, ‘Bugün ‘Kur’ân’ın yaşanan bir pratiği’ var mı?’ şeklindeydi. Şimdi ise soru eki olan ‘mi’’nin kalkmış olduğu gözüküyor. Ve ‘Evet,…Var’ kelimeleri ilâve oldu.

Zihinlerden bir soru ekini kaldırmak o kadar kolay değil. Ama biz (hiç değilse yazımızda) o soru ekini kaldırdık. Tabiî bu bizde de kolay olmadı, binlerce sayfa kitap ve âlimlerin görüş ve düşüncelerine ve kitaplardaki bilgilerin on yıllardır yaşanan tecrübelerine itimaden böyle bir sonuca ulaşıldı.

Şimdi rahat rahat, ‘Evet, bugün Kur’ân’ın yaşanan bir pratiği var.’ diyebiliyoruz.

‘Din ve Hayat’ dergisi 31. Sayısında, alan uzmanlarına, ‘Kur’ân’ın hayata tatbiki’ ile ilgili nelerin yapıldığına dair sorular sorup cevap aramıştı.

Dergi’deki röportajlar, uzman hocaları terletmek, zihinlerdeki sorulara sağlıklı cevaplar bulmak yerine, ilgili hocaların hatırını almaktan öteye gidememiş gözüküyor. Ya da daha cesaretli ve maharetli uzmanlara ulaşmak gerekiyor. Dergi’nin başarısı zihinlerdeki bilinmeyen veya ulaşılamayanlara okuyucuyu yakınlaştırmaktır. Dergiyi gazeteden ayıran dinamik budur.

Meselâ, Dr. Tayyar Altıkulaç’a, ‘Kur’ân’ın mana eğitimi noktasında şu anda ne durumdayız?’ diye sorulan röportaj sorusunda, ‘Kur’ân okumaktan maksat, onu anlamak, gösterdiği yönde bir yaşayışa ulaşmaktır.’ şeklinde bir cümle kuruluyor.

Zamanında bu kurumun yetkilisi de olmuş bir kişinin doyurucu olmayan cevabı karşısında Dergi’cilerin, soru içinde sorularla konuyu olgunlaştırmaya çalışmaları gerekirdi. Sadece bir ‘Nasıl?’ sorusu bile burada çok cümlelerin doğup gelmesine zemin hazırlayabilirdi. Sorabilirler miydi? Beklenirdi.

Yine Hafız Osman Şahin Hoca’ya sorulan, ‘Kur’ân’ın ruhu, manası üzerine bir çalışma yapılıyor mu?’ sorusuna, ‘Bu da maalesef ihmal ettiğimiz bir konudur’ itirafıyla cevaba başlanıyor, devamında doyurucu bir cevap çıkmıyor.

Röportajlarda bir arayışı gösteren ısrarlı ‘Kur’ân’ın manası çalışmaları’ sorularına güçlü bir cevap bulamamaları Dergi’nin zayıf noktası olmuş.

Acaba, soru mu problemdi, yoksa sorulan kişiler mi ben de anlayamadım.

Kur’ân-ı Kerîm’in, bu asrın meselelerine çözümler sunan âyetlerinin ulema mabeyninde kabul edilmiş âlimlerce yazılmış tefsirlere ihtiyaç vardır.

Kur’ân’ın manası ile ilgili bir sorusu olan insanı, meallere sevk etmek, yarım yamalak Arapça ile yapılan çalışmalara sevk etmek, âlim sıfatı bile kazanamamış, belli endişelerin, korkuların gölgesinde, etkisinde yazılmış arzî çalışmalara sevk etmek ne kadar mantıklı bir adım olacaktır?

Asrın ihtiyaç duyduğu Kur’ân âyetlerini günümüz insanlarının anlayabileceği bir şekilde tefsir etmiş büyük İslâm âlimi Said Nursî’yi, onun milyonları etkilemiş, onlarca farklı dillere çevrilmiş, Kur’ân’ın bu asırda yaşanan bir modelini sunan altı bin sayfayı aşan Risale-i Nur Külliyatı’nı ne Dergi’ciler görmüş ne de Diyanet uzmanları. Bu ilginç bir durum!

Risale-i Nurlar’ın Diyanet tarafından da basılması olumlu bir adım olmakla birlikte, uzmanlarının halen Nurlar’a körlüğü, ilahiyat dünyasının kör noktası.

Oysa ister kurumsal olsun isterse sivil teşekküller olarak Kur’ân’a hizmet ihtiva eden bütün çabaları can-ı gönülden tebrikler etmek lâzımdır. Yakışan budur.

Milletin enerjisiyle çıkan Dergi’leri, milletin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde kullanmak ve hakkını vermek yakışan olur.

Dergi’nin, bir tefsir örneği olarak Risale-i Nur Külliyatı’nı dosya konusu yapması, hem camiasındaki körlüğü gidermeye hem de vatandaşların kafalarında oluşan istifhamı gidermeye dönük bir adım olur ve yakışır.

Cümlelerimizin çıkış sebebi; çalışmaları tebrikle, takdirle birlikte daha güzele, daha kaliteliye ulaşma ve cesaretle, ilimle alan uzmanlarının kamuoyunu aydınlatma isteğidir.

Sebahattin Yaşar

 

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*