Faaliyetle gelen muhabbet

Hani derler ya, ‘Kendini ‘bir şey’ zannediyor.’ diye. Evet, doğru, herkes ‘bir şey’dir de, acaba nasıl ‘bir şey’dir, o önemli. Malûm terakkinin de tedenninin de insan sayısı kadar türü var. ‘Bir şey’lik iddiası, ‘bir şey(h)lik’ iddiası gibi duruyor.
İnsanlar, ‘kendini beğenenler’ ve ‘beğenmeyenler’ olarak iki sınıf gibi, ama ‘Kendini (nefis) beğenmediği gibi, kendini beğenenleri de beğenmeyenler de var.’

İnsanın kalite düzeyi, bu kategoriler etrafında gelişiyor.

‘Ben’lik anlamında kendini ‘bir şey’ zannetmek, insanı hiçliğe sürüklüyor. Kendini ‘bir şey’ zannetmemek ise, doğru bir şeyleri çağrıştırıyor.

‘Varlık’ iddiası yokluğu, ‘yokluk’ iddiası ise varlığı akla getiriyor.

**

Hafta sonu, Şanlıurfa’da Yeni Asya Gazetesi okuyucuları aile pikniğine katıldık. Doğrusu böyle faaliyetleri özlemişiz. İlgilenenlere teşekkürler ettik.

Faaliyet muhabbete, muhabbet de uhuvvete vesile oldu. Muhabbet tanışmayı, görüşmeyi, konuşmayı gerektiriyor. Onun için müfritane irtibattan bahsediliyor.

Mayıs ayı sonuna doğru bağ evi aile pikniği rahmeti celbetti. Yağan yağmur ve akabinde açan güneş sanki bir müjdeyi içinde taşıyordu.

Sağanak yağmurdan sığındığımız evin balkonu safları daha sıkı tutmaya katkı sağladı. Yağmur çok yönlü rahmet oldu. Bolca Risale dersleri okuduk.

Bu bir avuç insan topluluğu, büyük şahs-ı maneviyi temsil ediyor, ‘bir’i, ‘bin’ler değerinde bir kıymet ve bir kuvvet ihtiva ediyordu.

Bir küçücük balkonda oturmuşlar, bir kısmı Rablerine duâ ediyor, bir kısmı Cevşen okuyor, bir kısmı Kur’ân okuyor, bir kısmı halı saha maçı yapıyor, bir kısmı yemek işleriyle meşgul ve bir kısmı da bahçe tefekkürü yapıyordu.

Bu birlikteliğe, mele-i âlânın sakinleri gıpta ediyordu. Kendini ‘bir şey’ zannedenler yoktu burada. Mütevazı topluluk, adeta ‘müjdeli garipler’ anlamı taşıyordu. Durum, Türkiye için de aynıydı.

Bir gün önceki okunan, ‘kesret-i etba ve fazla muvaffakiyet’ vazife-i İlâhiyeye dahildir’ umumî dersi, sonraki gün yapılacak aile pikniğine zemin oluşturuyordu. Sanki her şey birbiriyle bağlantılı idi.

İnsanların birbirlerine bakışlarında bir yenilenme meydana gelmişti. Bu ortamda rekabetli bakışlar yerine, muavenetli bakışlar vardı. Demek yaşanan sosyal hadiseler bakışları da yeniliyordu.

Normal zamanlarda ön planda görünmeyen, ‘bir şey’im iddiası bulunmayan perde arkası gizli kahramanları bugün kader buraya sevk etmişti.

Faaliyetin içine Rabbimiz muhabbet koymuştu. Kalpler birbirine ısınmıştı. Bu, piknik gibi vesileleri aşan bir tasarruftu, inayet-i İlâhî idi.

‘Risale-i Nur ve hizmeti(nin) inayet-i Rabbaniye altında’ olduğunu burada da hissettik ve yaşadık. Binler şükür. Sonra, çoraplarımızı çıkarıp, bahçe içerisinde sürülmüş toprağa basarak adeta negatif enerjimizi attık.

Ceviz, fıstık, nar, beyaz kiraz, elma, armut, kaysı ve şeftali ağaçları, üzüm bağları adeta ehl-i nazara birer resmigeçit yapıyorlardı. Ama gelen misafirler de çeşit çeşit nebatatın bu özel törenini anlamlı şekilde tefekkür edecek olan Nur Talebeleri idi.

Onun için Nur Talebeleri tefekküre başlayınca, geniş bahçenin biraz daha şenlendiğini hissettik.

Nebatat kimlerin geldiğinin farkında gibiydi.

Diyeceğim o ki, canınız sıkılıyorsa, bir şeylerin iyi gitmediğini düşünüyorsanız, kardeşlerinizle aranızdaki muhabbette bir gelişme yoksa, varlık iddiası da taşımadan üç beş kişi de olsanız, hemen bir hizmet faaliyetine katılın.

Her faaliyette bir muhabbet, her muhabbette bir uhuvvet vardır.

Ve her biri bir lezzettir ve bir ücrettir.

Daha neler yaşayacağınızı ben söylemeyeyim.

Atmadığınız adımın duygusunu tadamazsınız.

Sebahattin Yaşar

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*