Faize dur denilmeli, zekât yasallaşmalıdır

Her asırda geleceği Hz. Peygamber (asm) tarafından müjdelenen müceddidlerin bir görevi de toplumun tıkanan yönlerinde dinin aslına uygun içtihadlarda bulunmalarıdır.

Böylelikle sosyal alanda rahatlayan toplumlar huzur içerisinde bir hayata kavuşacaklardır.

Bu gün Müslüman toplumların hatta insanlığın kanayan bir yarası da tefecilik ve faizin alabildiğine yaygınlaşmasıdır.

Kıyamet asrının büyük müceddidi Bediüzzaman Said Nursî de bu alanda gerekli içtihadları yaparak Müslüman milletin tıkanan ufkunu açmaya devam etmiştir. Bediüzzaman’a göre; insanlık tarihindeki bütün karışıklıkların, ihtilâllerin sebebi ve aynı zamanda, bütün kötü ahlâkın kaynağı ‘’Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse, bana ne. Ve sen çalış ben yiyeyim’’1 anlayışıdır. Zengin ve fakir arasındaki maddî uçurum ve dengesizlik tarih boyunca ihtilâllere ve anarşiye zemin hazırlamıştır.

Bu konuda; toplumdaki anarşi ve ihtilâllerin önüne geçilmesi için Said Nursî şu teklifi getirir:

‘’Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede havas ve avam, yani zenginler ve fakirler, muvazeneleriyle rahatla yaşarlar. O muvazenenin esası ise, havas tabakasında merhamet ve şefkat; aşağısında, hürmet ve itaattir. Şimdi, birinci kelime ‘Ben tok olayım başkası açlıktan ölse, bana ne’ havas tabakasını zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe sevk etmiştir; ikinci kelime ‘Sen çalış, ben yiyeyim’ avamı kine, hasede, mübarezeye sevk edip, rahat-ı beşeriyeyi birkaç asırdır selbettiği gibi; şu asırda, sa’y (çalışma), sermaye ile mübareze (çatışma) neticesi, herkesçe malûm olan Avrupa hadisat-ı azimesi meydana geldi.

İşte, medeniyet, bütün cemiyat-ı hayriye ile ve ahlâkî mektepleriyle ve şedid inzibat ve nizamatıyla, beşerin o iki tabakasını musalaha edemediği gibi, hayat-ı beşerin iki müthiş yarasını tedavi edememiştir. Kur’ân, birinci kelimeyi esasından vücub-u zekât ile kal’ eder, tedavi eder; ikinci kelimenin esasını hurmet-i riba (faizin yasak olması) ile kal’ edip, tedavi eder. Evet âyat-ı Kur’âniye, âlem kapısında durup, ribaya (faiz) ‘ Yasaktır!’ der. ‘Kavga kapısını kapamak için, riba kapısını kapayınız!’ diyerek insanlara ferman eder. Şakirdlerine, ‘Girmeyiniz!’ emreder.’’2

Rusya’da meydana gelen Bolşevik ihtilâlinin ana sebebi budur. Fransa’da meydana gelen büyük devrimin ana sebebi budur. Beşer tarihindeki bütün anarşi, kargaşa, kaos, karışıklık, yağmalama ve ihtilâllerin menşeinde, zengin fakir arasındaki dengesizlikler yatmaktadır. Sermaye ve sa’y (çalışma) çatışmaları beşerin huzurunu kaçırmıştır.

En basitinden, en küçük kıvılcımlarda bile bankaların yağmalanması, araçların kundaklanması AVM’lerin alış veriş merkezlerinin tahrip edilmesindeki sosyolojik gerçeklik budur.

Bediüzzaman ayrıca içtimaî ve sosyal bir analizde bulunarak şu tahlili yapmaktadır:

‘’Beşer, hayatını isterse enva-ı ribayı öldürmeli.

Tabaka-i havastan tabaka-i avama sıla-i rahm kopmuştur. Aşağıdan fırlıyor sadâ-i ihtilâli, vaveyla-i intikam, kin ve hased enini.

Yukarıdan iniyor zulüm ve tahkir ateşi, tekebbürün sıkleti, tahakküm saikası.

Tahabbüb ve itaat, hürmet ve hem imtisal. Fakat merhamet ve ihsan yukarıdan inmeli.

Kur’ân’ın adaleti bab-ı âlemde durup, ribaya der: ‘yasaktır; hakkın yoktur. Dönmeli.’

Dinlemedi bu emri, beşer yedi bir sille.

Haşiye: müthişini yemeden bu emri dinlemeli.’’3

Sosyal alanda hürmet saygı merhamet ve itaatin yerleşmesi için; aynı zamanda sosyal çalkantıların ve doğabilecek kargaşa ortamlarının önüne geçebilmek için Kur’ân’ın bu emrinin geçerlilik kazanması şarttır.

Avamın, halk tabakasının, fakirin zengine kin ve öfkeyle bakmamasının çaresi İslâmın zekât emridir. Havas tabakasının, zengin zümrenin avama halka fakiri hor ve hakir görmemesinin çaresi İslâmın zekât emridir.

Zenginle fakiri, havasla avamın arasındaki uçurumu kapatmanın yolu, İslâmın faiz konusundaki yasağının güncel hale getirilmesinden geçmektedir. Faize haram diyenler, karşı çıkanlar devr-i iktidarlarında bile yirmi otuz seneleri kapsayan kredileri faizle kullandırıyorlar. Bu durumda da geleceğin toplum yapısında derin yaralar açılacağı ortadadır.

Faizden medet uman bir anlayıştan sıyrılarak, toplumun refah ve huzuru için gereken tedbirler mutlaka alınmalıdır.

Ki, çocuklarımız yarınlarda sağlıklı ve huzurlu bir toplumu inşa edebilsinler.

Bu halin düzeltilmesi için mutlaka Kur’ân’ın emri olan zekât müessesesine işlerlik kazandırılmalı ve insanları sömüren sermaye sahiplerine (faiz) dur denilmelidir.

Bütün bunlar kanunla halkın gündemine gelerek uygulama alanı bulmalıdır.

Atilla Yılmaz

Dipnotlar:
1- Bediüzzaman Said Nursi, Sözler YAN s.372
2- Bediüzzaman Said Nursi, Sözler YAN s.372
3- Bediüzzaman Said Nursi, Sözler YAN s.649

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*