Fal ve tefe’ül (iyiye, hayra yormak)

Fal ve tefe’ülün kelime anlamlarına baktığımızda meşrû ve gayrimeşrû yönleri daha da berraklaşacaktır.

Fal: “1- Uğur, talih deneme. 2- Gelecekte olacak şeyler hakkında bilgi sahibi olmak için başvurulan çeşitli hakikat harici yollar.”

Tefeül ise: “1- Fal açma, fala bakma. 2- Hayra yorma, uğur sayma, hayır isnat etme. 3- Bir kitabı rastgele açarak denk gelen yeri okuma ve o kısmı uğurlu sayma.”1

 

Peygamberimiz (asm), “uğursuzluk” inancını (düşüncesini) reddederek, “En iyisi, uğurlu saymaktır/tefe’üldür” buyurmuştur.

“Tefe’ül nedir ya Resûlallah?” diye sorduklarında şöyle demiştir:

“Herhangi birinizin duyduğu güzel/hayırlı bir sözdür.”2

Buna göre, güzellik, esenlik, mutluluk, ümit, aşk ve şevk veren güzel sözler, yorumlar, tefe’üller meşrûdur. Yani tefe’ül ve hayra yorma, insanların, hayatlarını birtakım vehim, ümitsizlık ve sapık düşüncelere göre değil, gerçeklere göre düzenlemesi demektir. İşte, rüya tabiri gibi bir kısım gaybî/metafizik görüntü ve düşünceleri talih ve hayra yormaktır. Bu, falın / tefe’ülün meşrû yönüdür.

Maddî olayları, şehadet âlemindeki hadiseleri, rüyaları suiistimal ederek kötüye yorumlamak, yanlış çıkarımlara âlet etmek mümkün olduğu gibi; gelecek ve izafî gaybla ilgili görüntü ve olayları, hakikat dışı yollar deneyerek yanlışa yorumlamak ve suiistimal etmek de mümkündür. Bu, falın, tefe’ülün gayrimeşrû yönüdür.

Bir de meşrû yönü vardır ki, ona da Bediüzzaman, Barla Lâhikası isimli eserinde harflerle ilgili bir meseleyi izah ederken şöyle işaret eder:

“Mevsim değişmiş, huruftan (harflerden) ziyade hakâika (hakikatlere) ihtiyaç vardır. Gelecek yaza kadar muvakkaten o kapıyı ihtiyarımızla (kendi isteğimizle) çalmayacağız. Fakat o hurufa (harflere) ait beyânât ne derece hak olduğunu, Mevlânâ Câmî’nin Divan’ıyla kardeşlerimle tefe’ül ettik. Dedik: ‘Yâ Câmî! Bu hurufât-ı Kur’âniyeye (Kur’ân harflerine) dair beyan ettiğimiz nüktelere ne dersin?’ Bir Fatiha okuyup falı açtık. İşte başta fal şu geldi: ‘Bu huruf öyle harf değildir ki, akıl ve idrak sayfasından gitsin. Öyle kutsi harf, öyle güzel şirin hat, daima kalbimin sayfalarında yazılmalı, silinmemeli.’

“Aciptir ki, bütün Divân’ında bu fala benzer meâlde yazı göremedik. Demek bu fal, Hazret-i Câmî’nin kerâmetinden bir nebze oldu…”3

Zaten tefe’ül, eskiden beri ulema arasında kullanılan bir husustur.

Dipnotlar:

1- Osmanlıca -Türkçe Lûgat, Yeni Asya Neş.

2- Buharî, K. et-Tıp, 43-44; Müslim, K. Es-Selâm, 110.

3- Barla Lâhikası, s. 179, (yeni tanzim, s. 534)

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*