Fazlalık ateşi ve fazilet

Karınca binler yıldır aynı tarz yuvayı yapıyor. Güvercin yiyeceğini binlerce yıldır aynı şekilde taşıyor. Kediler temizliğe asırlardır aynı titizlikle ve aynı yöntemle devam ediyor.   
Binler nevin vazifelerini görecek şekilde yaratılan insan öyle değil. Kuvalarına had konulmayan insan her hususta yüksek derecelere çıkabilir, çok çeşitli derekelere de düşebilir.

 

Yetenekler konusunda insanlar farklıdır; bir iki kilometre bir araba yolculuğundan sonra yarım gün kendine gelemeyecek kadar rahatsız olanlar–-Allah rahmet etsin; benim yakınlarımdan ikisi böyleydi—olduğu gibi en çevik akrobatik hareketleri saniyeler içinde yapabilen pilotlara kadar ne kadar derece vardır…
Kendini yönetmekten aciz olanlar bulunduğu gibi, ülkelere, kıtalara hükmedebilecek fatihler de insanlardan çıkar.
Bir günlük kazancını dahi teminde zorlananlar ile dünyayı yutacak derecede kazanma hırsında olanlar vardır.
İnsanlığı her alanda ileriye taşıyanlar bu denklemin ikinci kısmında olanlardır. Yani ihtiyacından fazlasını üretenler. Bir vasıfta ileri olan ve bundan diğer insanları faydalandırmayı düşünen ve bu yolda faaliyet gösterenlerdir. Bu da hemen her hususta karşılaşacağımız “fazla”lıkla mümkündür. Bu da bir nevi müspet ya da menfi bir “çıkıntı”lıkla mümkündür.
Bundan dolayı, insanlığın gelişme tarihine bir nevi fazlalığın tarihidir de denilebilir.
Şehirlerin ortaya çıkışı büyük ölçüde fazlalığın eseridir. Köylerde zirai üretim atışı, bu ürünlerin depolanmasını, ticaretini ve onlardan mamul başka ürünlerin yapılma ihtiyacı tarım şehirlerini ortaya çıkardı. Bugünün büyük şehirleri ise ya bir maden üretiminde, ya sanayi üretiminde, ya da seyahat sektöründeki birer “fazla”lığın eserleridir. Liman kentleri de o çevrede üretilen fazla ürünlerin dünyaya pazarlandığı mekânlardır.
Bu fazlalığın peşine düşülüp bu ürünler çeşitli nakil vasıtalarıyla bölge bölge, kıta kıta, dağ bayır denilmeyip taşınmaktadır.  
İnsanoğlu bu fazlalığın peşindedir. Kimse on sene önceki evinde oturmuyor, aynı evde otursa bile dekorasyonunu veya mefruşatını değiştirmek istiyor. Herkes birkaç yıl önce aldığı arabasını yeni bir modelle değiştirmek derdindedir. Bununla da kalmıyor. Bu insanlar arasına bir yarışı; Hikmetli Kur’ân’ın ifadesi ile bir tekâsürü; çoklukla övünmeyi, başkaları ile bu hususta yarışmayı getiriyor. Çokla övünme, daha kaliteli ile aşık atma, fazlalıkla caka satma, hava için arabaya binme, komşuyu çatlatmak için pencere takma yarışı sürüyor.
İşte insan fıtratında var olan bu tekâsür meylini anlamada ve ona uygun davranmada insan aklı; daha doğrusu vahyin prensiplerini dinlemeyen insan aklı bu hususta biri ifrat, diğeri tefrit diyebileceğimiz iki ayrı yola saptı. Birisi çoklukta, çoğaltmada yarışı hiçe sayarak güya mutlak eşitlikçi bir sistem kurdu. Bu sistemin yanlışlığı, dolayısıyla devam edemeyeceği kerâmetli şu cümlelerle haber verilmiştir:
“Fakat nev-i beşerin fıtratı ve sırr-ı hikmeti, müsâvât-ı mutlaka kanununa zıddır. Çünki Fâtır-ı Hakîm, kemal-i kudret ve hikmetini göstermek için, az bir şeyden çok mahsulât aldırır ve bir sahifede çok kitabları yazdırır ve birşey ile çok vazifeleri yaptırdığı gibi, beşer nev’i ile de binler nev’in vazifelerini gördürür.” (22.Lem’a, Nursi)
Diğeri ise, ahlaki gayr-ı ahlaki her türlü yolla servet biriktirilmesini meşru saydı. Zekâtı yok saydı, yan gelip yatarak, sermayesini faizle çoğaltmayı meşru gördü. Bu sistemin de çıkmaz yol olduğu da birkaç yıldır ardı arkası gelmeden devam eden krizlerle kendini belli etmeye devam ediyor. 
Fazlalık yarışındaki ateşi, tekâsürün; çoklukla övünmenin yol açabileceği bu dayanılmaz kıskançlığı bir başka fazlalık; imanlı fazilet söndürebilir.  
“Ve bilhassa ehl-i faziletin en mühim meşrebi, acz ve fakr ve tevazu ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye karışmak tarzındadır.” (age)
İmanlı faziletin fertlerde yaşanır hale geldiği yerde, insanlardan biri olma, sevad-ı azamdan olma, kendini ifade etmeme, öne çıkmama, gösteriş yapmama hasletleri vardır.  Mümin israfa girmeden giyinir, harcar, tâ ki üzerinde Allah’ın nimetleri görülsün. Gerektiğinde de bu nimetlerden başkalarının da istifadesine çalışma hâli görülür.   
İmanlı faziletin yaşandığı bir toplulukta da vitrincilik, imaja prim verme gibi pes haller bulunmaz.
Dahası, imanlı faziletin işlediği toplulukta her vesile ile maddî “fazla”lıklardan başkasına verme hâli vardır; infak, zekât, sadaka, kefaret, hediye v.s şeklinde…
Dolayısıyla aynı sokağı, aynı mahalleyi, aynı kasabayı ya da kenti paylaşanlar arasında fazlalığın getireceği sıkıntılar en aza indirilmeye çalışılır.
Sonuç olarak insanlığı huzura götürecek yol ne çoğalma ve çoğaltma meylini bütünüyle görmezden gelmek, ne de onu her türlü vesileyle kamçılamaktadır. Bu çoğaltma, fazla etme duygusunu insanlık için bir felâket olmaktan çıkaracak biricik yol imandır ve onun getirdiği hasletlerdir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*