Anasayfa Gündem Dünyadan Nur Haberleri Risale-i Nur’u okudu, Müslüman oldu
Risale-i Nur’u okudu, Müslüman oldu Yazdır e-Posta
Suna Durmaz tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 01 Mayıs 2013 00:00

“Öyle bir zaman gelecek ki, milyonlarca kadın Nur Risalelerinin dairesine, pervaneler gibi Risale-i Nur derslerine koşacaklar. Risale-i Nur’dan kudsî iman derslerini alacaklar, dinleyecekler. Nur semasında Nurlar teneffüs edecekler. Cennetü’l-Firdevs’i kazandıran iman nimetine nâil olacaklardır” (Risale-i Nur/ Hanımlar Rehberi sh: 219)

Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada intişar eden ağaca benzetmiştir. “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.”

Kur’ân-ı Kerim, Hadis-i Şerifler ve Selef-i Salihin’in yazmış olduğu eserler güzel sözlerin başında gelirler. Bediüzzaman Said Nursî’nin  binbir meşakkat, zehirlenme, sürgün ve hapislere katlanarak yazmış olduğu  Risale-i Nurlar da, Kur’ân-ı Kerîm’de övgüyle bahsedilen güzel sözlerden olduğunu cümle âleme ispat etmiştir. Evet; bugün tam 21 dünya diline çevrilmiş olan Risale-i Nurlar, tüm dünyaya “Benim köklerim Kur’ân-ı Azimüşşana bağlıdır; üstadım da, kıblem de Kur’an-ı Kerîm’dir. Ve ben; Kur’ân’ın sönmez ve söndürelemez mânevi bir güneş olduğunu tüm dünyaya ispat ediyorum” diye gür bir sesle haykırmaktadır.

Daha 20. yy başlarındayken, ihlaslı ve sadık bir müminin basiretiyle “Evet, ümitvar olunuz! Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslâm’ın sadası olacaktır” diyen Bediüzzaman Said Nursî; “Küllü âtin karib” (Gelecek olan herşey yakındır) sırrınca, zemheri kıvamındaki şiddetli bir mânevi kış mevsiminde Anadolu topraklarında ekilen iman tohumlarının, pek yakın gelecekte neşvünemâ bulup yeryüzüne dağılacağını ve farklı zeminlerde çiçekler açacağını müjdelemiştir. Ve bu müjdesinde; Risale-i Nurları çok zor şartlarda elle yazarak çoğaltıp dağıtan halis Nur talebeleri gibi, istikbalde de, sadece Allah rızası için iman hizmetinde çalışaçak olan bir çok  ihlaslı Nur Talebelerinin yetişeceğine işaret etmiştir.

“Ey 300 seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne Nur’un sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile bizi temaşa eden Saîdler, Hamzalar, Ömerler, Osmanlar, Tahirler, Yusuflar, Ahmedler ve saireler..! Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız ‘Sadakte’ deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım (çağdaşlarım) varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım acele ettim, kışta geldim. Sizler Cennet-asa (Cennet gibi) bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.....” (Münazarat)

“...Nur mekteb-i irfanının yüzbinlerce belki milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda, hizmet-i imaniyede devam edeceklerdir. Ve benim maddî ve manevî herşeyden feragat ettiğim mesleğimden ayrılmayacaklardır. Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışacaklardır.” (Emirdağ Laikası)

Nur mekteb-i irfanı rahlelerinde okuyup mezun olduktan sonra, dünyanın farklı ülkelerine dağılıp iman hizmeti yapan ihlaslı Nur Talebelerinin gönderdikleri hizmet lâhikalarından anladığımız kadarıyla, Üstad Bediüzzaman’ın müjdesi gerçekleşmiştir hamd olsun. Evet, şânı pek yüce olan Allah’a hamd eden lisanlar adedince şükürler olsun ki, Risale-i Nurlara hizmeti hayatlarının gayesi olarak belirlemiş olan sadece Anadolu çocukları değildir artık. Hizmet kervanına nice Arap, Amerikalı, Azerbeycanlı, Nijeryalı, Filipinli, Malezyalı, Endenozyalı, Rus, Tatar, Arnavut, Arjantinli, İspanyol, Pakistanlı  vs... Nur talebeleri de katılmışlardır.
«««
İşte bu bölümde tanıtacağım kişi, Risale-i Nurlar vesilesi ile müslüman olduktan sonra hayatını Risale-i Nurları tanıtmaya adamış olan Sally Tayaban adlı Filipinli bir Nur talebesidir. 2011 yılı Ramazan ayının ilk günleriydi ve ben yıllık iznimi geçirmek üzere Türkiye’de bulunuyordum. İstanbul Fatih’teki Yeni Asya Kültür Merkezinin iftar yemeğine davet edilmiştim. Hizmet ehli hanımlarla güzel bir ortamda iftar yaptıktan sonra, mikrofonu eline alan genç bir hanım “Bu akşam aramızda bulunan Filipinli Sally kardeş, bize 10. Sözden kısa bir ders yapacak” diye duyuru yapınca şaşırmıştım!

Kuveyt’te bir çok Filipinli tanımıştım ama, Türkiye’de de bir Filipinli ile tanışacağım ve üstelik de ondan Türkçe olarak Risale-i Nur dersi dinleyeceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi! Kısa boylu çekik gözlü Sally Hanım, heyecanla ders anlatırken gözlerinin içi ışıldıyordu! Dersi bitirince yanına gidip kendisiyle tanıştım. Güzel bir ders yaptığını söyleyince, “Ben Risale-i Nurlar vesilesi ile Müslüman oldum” dedi. Bunu duyunca şaşkınlığım bir kat  daha artmıştı. Sally Hanım’a  “O hâlde, nasıl Müslüman olduğunuzu mutlaka dinlemem lazım” dedim. İşte, Sally Tayabana’nın kendi ağzından ihtidâ öyküsü:

“Gözlerimi dünyaya açtığımda, kendimi Katolik bir ailenin ortasında buldum. Babam; doğru sözlü, kibar ve çok hassas olan iyi bir insandı. Ağzından hiçbir kötü söz çıkmazdı. Beş erkek ve üç kız doğurmuş olan annem ise çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeye çalışan dindar bir hanımdı ve her hafta kiliseye gitmemiz için özen gösterirdi. Ben, tabiatım gereği olarak küçüklüğümde soru sormasını çok severdim. Önüme çıkan herşey hakkında “Bu ne? Niye böyle? Bu kim?” diye sorardım; annem de bu sorularımı bıkıp usanmadan cevaplardı. 10 yaşlarımda iken, kilise ve din hakkında da sorular sormaya başlamıştım. İsa’nın (as) hem insan, hem de Tanrı olması ve yine İsa’nın günahkâr insanlara bedel olarak çarmıha gerilmesi gibi meseleler aklımı kurcalıyordu!

Rahipler, ayinlerde sürekli olarak, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yasak meyve yemeleri neticesinde Cennetten kovulduklarını söylüyorlardı. Ve bize “İnsanlar günahkâr olarak doğdular; kullarını çok seven ve onları affetmek isteyen Rab, günahkâr insanlara bedel olarak oğlu İsa’yı çarmıha gerdi” diye öğretiyorlardı. Çoğu insan da, “Niye?” diye sormadan söylenene inanıyordu. Çünkü, rahipler dini konular hakkında soru soranı sevmezlerdi!!!

Ben bu öğretiyi kabul edemiyordum. Akıl sahibi olan hiçbir insan da kabul edemez diye düşünüyordum. Anneme, “Anne, niye günahkâr olarak doğalım ki!? Günah; dünyada işlenmiş olan kötü fiiler neticesinde olur. İnsan daha doğmadan nasıl günah işler? Hadi günah işlediğimizi kabul edelim. İşlediğimiz günahın cezasına katlanmamız gerekmez mi? Günahı biz işleyelim, cezayı da başkası çeksin. Bu adalete sığar mı hiç?” diye soruyordum. Annem ise bu sorularıma cevap veremiyordu. Eminim iman hakkında şüpheli sorular sormamdan rahatsız oluyordu. İşte böyle... Sorularıma cevap bulamadığım hâlde lise çağıma kadar kiliseye gitmeye devam ettim. Liseyi Katolik Lisesinde okudum. Okulda çok büyük bir kilise vardı ve tüm öğrencilerin kiliseye gitme zorunluluğu bulunuyordu. Kiliseye devamsızlık yapmak ders notlarına aksettiği için, çoğu öğrenci düzenli bir şekilde kiliseye gitmek zorunda kalırdı. Anlayağınız; derslerde ne kadar başarılı olursak olalım, kiliseye gitmediğimiz takdirde tam puan alma şansımız yoktu. Çünkü ders notlarımızın % 30’nu davranışlardan alırdık. Katolik okul olduğu için, kiliseye gitmeyen talebeler hakkında okul idaresine “Davranış bozukluğu raporu” verilirdi. Doğrusu, bu baskıcı ortamdan sıkılıyordum. Çocukluğumda, anneme ve kilisedeki rahibe sorduğum soruların cevabını katolik okulunda da bulamadığım için, okul kilisesine gitmemeye başlamıştım. Bu davranışımın neticesinde, doğal olarak tüm derslerde notlarım düşmüştü. Ama ben hiç umursamıyordum. Üstelik etrafımdaki arkadaşlarıma da “Tanrı’ya inanmak için kiliseye gitmek zorunda değilim” diye söylüyordum.

Kiliseye gitmediğim için beni cezalandırmak isteyen öğretmenlerim, arkadaşlarımı benden uzaklaştırmak istiyor ve “Sally ile arkadaşlık yapmayın; o bir şeytandır!” diyorlardı. Hakikaten gülünecek bir durumdu! Kötü bir insan olmadığım hâlde sırf soru sorduğum için bir anda şeytan olmuştum!

Neyse, baskı dolu bir atmosferde gayretle okulu bitirdim ve üniversite eğitimi almak için Filipin Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesine kaydoldum. Bu arada, yaşım büyüdükçe sorularım da çoğalmaya başlamıştı. Kilisede bize “Tanrı rahmet ve adalet sahibidir” diyorlardı. Oysa toplumda bunun aksini görüyordum. Okulda, üniversitete, siyasette, kısaca heryere adaletsizlik vardı. Peki, Tanrı adaleti ve rahmeti seviyorduysa, zâlimlerin zulmüne karşı niye sessiz kalıyordu!? Aklım ve kalbim, toplumun her kesiminde mevcut olan zulme razı olamadığı için çok üzülüyordum. Tabiî o sıralar Müslüman olmadığım için de, âhirette bir “mahkeme-i kübra” kurulacağı ve zerre kadar hayır işleyenin mükafatını göreceği ve zerre kadar şer işleyenin de cezasını göreceği mefhumundan da habersizdim.... “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir” (Zilzâl suresi 7.âyet)

Hiç unutmuyorum... Hocalarımızdan biri “Kim Tanrı’ya inanıyor; kim inanmıyor?” diye sorduğunda, ben inanmayanlarla beraber el kaldırmıştım. Aslında, Tanrı’dan uzaklaştığıma üzülüyordum ama yapacak bir şey yoktu.

Zaman akıp gidiyor ve benim aklî ve ruhî bunalımlar içinde kıvranışlarım da devam ediyordu. Evet bir medet, bir tiryak arıyordum. Bu yüzden, kendimi okumaya vermiş ve çokça felsefe ve kişisel gelişim kitapları okumaya başlamıştım. Okudukça, sorularım daha da artıyordu. Bu sefer de, “Ben kimim? Niye buradayım?” diye nefsimi sorguluyordum.... Aklımı karıştırdığından, felsefe kitapları okumaktan da bıkmıştım artık. Bu yüzden, kendimi çalışmaya verdim. Sabah 7’den gece 2’ye kadar yoğun çalışıyordum. Çok çalışmakla sorularımdan kurtulacağımı sanıyordum ama yanılmışım. Bir gece eve dönerken, sokaklardaki sessizlik dikkatimi çekti. Genellikle, Filipinliler  gece eğlencesine düşkündürler. Bu yüzden geceleri çok gürültülü olur. Sarhoş nâraları ile sokak köpeklerinin havlamaları birbirine karışı! O gece ise ortalıkta garip bir sakinlik vardı. Köpekler dahi gözükmüyorlardı!

Manila sokaklarındaki bu sakinlik çok hoşuma gitmişti. Balkona çıkıp geceyi seyre daldım. Karanlık gecede gökyüzünde parlayan yıldızlara bakıp “Siz niye bu kadar güzelsiniz!” diye mırıldandım. Onlar da sanki bana sesleniyorlardı ve “Bize bak ve bizi dinle!” diyorlardı. O an, yorgun ve kararsız ruhumda derin bir huzur hissettim  ve “Evet, Tanrı var!” diye bağırdım! O geceden sonra, içimdeki Tanrı inancı yeniden canlanmıştı. Ama hâla şaşkındım!

Zira, henüz sorularıma cevap bulamamıştım. Başka bir din tanımadığım için de nereye gideceğimi bilemiyordum. Çaresiz; tekrar Hıristiyanlığa döndüm. Üniversite 4. yılımdayken Protestan mezhebine mensup bazı talebelerle tanışmıştım. Aradığımı bulurum diye onlara gittim. Maalesef onlar da sorularıma ikna edici cevaplar verememişlerdi. Tanrıya ibadette, Hz. Meryem’i ve Azizleri (Hz. İsa’nın Havarileri) aracı koymayarak katoliklerden farklı gözüküyorlardı ama, temel akîdede (Teslis akîdesi) aynı idiler. Baktım olmuyor, onlardan da ayrıldım. Bu sefer de, dinin insanları uyuşturduğunu söyleyen Komünist partisinin “Toplumda eşitlik ve adâlet inşaa edeceğiz” sloganına kandım ve komünistlere katıldım. Komünist sloganlar kulağa çok hoş geliyordu. Ama gerçek hayatta uygulanamadığı için bana göre değildi. İslâm dinine bakmak ise hiç aklıma gelmemişti doğrusu. İslâm hakkında üniversite kütüphanesinde hiç bir kitaba da rastlamamıştım. Bu din hakkında tek bildiğim şey; İslâm dininin modern insanlar için değil, çöl insanı için olduğu ve domuz eti yemeyi yasaklarken, dört hanımla evlenmeyi ise helal kıldığıydı!

Evet bir girdap içinde dönüp duruyordum! Öyle bir noktaya gelmiştim ki, git gide dinden uzaklaştığımı hissetmeye başladım. Artık, Tanrı’ya inanmayı bırakmak istiyordum. Böylece, kilisenin bize empoze ettiği doğuştan günahkâr olma fikrinden de kurtulacaktım. Ama bu durum da fazla sürmedi. Çok geçmeden, Tanrıya inanmayı bırakmanın kurtuluş olmadığının farkına vardım. Ve, tekrar aynı dönemece dönüp manevî dertlerime çare bulmak için başka yollar aramaya başladım. Aradığımı yogada bulurum diye yoga yapan bir guruba katıldım. Yogaya bağlı olarak, hayvansal gıdalar da yemiyordum. Yogacılarla beraber olduğum sürece mutluydum. Ama, guruptan ayrılıp gerçek hayatın içine girince, tekrar sıkıntıya düşüyordum.

Bu sefer, “fakirlere yardım edersem ruhî sıkıntılarımdan kurtulabilirim” diye düşündüm. Bu yüzden, Birleşmiş Milletlere bağlı olan yardım kuruluşlarında çalışmak için Afrika’ya gitmeye karar verdim ve resmî başvurumu yaptım.

İşte tam bu esnada, Türklerle tanıştım. Sanırım, 2003 yılı Eylül- Ekim ayı gibiydi. 21 ve 23 yaşlarında olduklarını tahmin ettiğim iki Türk genci, yabancı uyruklu öğrencilere İngilizce dersi verdiğim dil okuluna kaydolmuşlardı. Öğrencilerimin çoğunluğu Japon ve Koreli idi. İlk defa Türk öğrencim olmuştu. Doğrusu, son derece edepli ve muhterem gözüken bu delikanlılardan biraz da şüphelenmiştim. İngilizce öğrenmek için yanı başlarındaki Avrupa’ya gitmek dururken, kalkmış Asya’nın bir ucundaki Filipinlere gelmişlerdi. Bu olacak şey değildi! CİA ajanı veya Arap terörist olmaları ihtimali bulunduğu için Türk öğrencilerime ihtiyatlı davranıyordum. Çünkü daha önce, Müslümanları yakından tanıma fırsatını bulamamıştım hiç.

Ha, şimdi hatırladım! Arkadaşlarımızın “Oraya gitmeyin sizi öldürürler” diye tembih etmelerine rağmen, bir keresinde, sokak çocuklarının fotoğraflarını çekmek için bir arkadaşımla beraber Müslümanların bulunduğu mıntıkaya gitmiştik. Müslümanları ilk defa orada görmüştüm. Caminin aralık olan kapısından, içeride namaz kılan birini farketmiştik. Camiye girip Müslümanların ibadet şeklini görmek istedik, ama kapıda duran şahıs “Siz Müslüman mısınız?” diye sormuştu. Biz de “Hayır değiliz!” diye cevap verince, çok sert bir sesle “Burası sadece Müslümanlara aittir!” diyerek “Şak!” diye kapıyı yüzümüze kapatmıştı!

Tekrar Türk öğrencilerime dönelim... Farklı milletlerden öğrencilerimle beraber ders saatlerini ayarlarken, Türk öğrencilerim, “Hocam biz Cuma günü belli bir saatte okula gelmeyeceğiz” diye söylemişlerdi. “Niye?” diye sorunca; “Cuma namazı kılmamız lazım” demişlerdi. Davranışlarında dikkatimi çeken şeyleri sorduğumda da , hep “Dinimiz böyle emrediyor. Peygamberimiz böyle buyuruyor” diyorlardı. Onların bu tutumu ilgimi çekiyordu ve haklarında daha fazla bilgi sahibi olmak istiyordum. Öğrencilerime ev ziyareti yapmak âdetim olmadığı hâlde, birgün kendilerini ziyaret etmek istediğimi söyledim. Onlar da memnuniyetle kabul ettiler. Ziyaret niyetimi öğrenen yakın arkadaşım Stefan “Bana kalırsa gitme, tehlikeli olabilirler” demişti, ama ben onu dinlemeyip gittim.  Gençlerin evine girince beklediğimin aksine bir tabloyla karşılaştım. Ev tertemiz ve her şey yerli yerinde idi. Kitap okumayı çok sevdiğimden, kitaplarla dolu olan kütüphane dikkatimi çekti. Niye bu kadar çok kitap var? Bu  kitapları satmak için Filipinlere gelmiş olmasınlar?” diye düşündüm. Elimi rafa uzatınca kitapların çoğunun Türkçe olduğunu farkettim. Bilmediğim bir dilde yazılmış olmasına rağmen, içimde kırmızı ciltli olan bu kitaplara karşı bir merak uyanmıştı. Adının Risale-i Nurlar olduğunu öğrendiğim bu kitapların içinde ne yazıldığını çok merak ediyordum! Daha sonraki günlerde; din hakkında  talebelerime ne sorsam, bu kitapları açıyorlar ordan bana ikna edici cevaplar veriyorlardı. Anladım ki, bu Türk gençlerinin Filipinlere geliş sebebi İngilizce öğrenmek değildi; doğmamış ve doğrulmamış olan, eşi ve benzeri olmayan, şuunatında ortağı bulunmayan bir Allah’ı tanıtmaya gelmişlerdi.

Risale-i Nurlardan ilk okuduğum kitap 20. Mektup oldu.

Hiç unutmuyorum, bir gece vakti okuduğum kitabın ilk cümleleri şu şekilde idi:                      

1- Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir.

2- Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.

3- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

4- “Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı veren de Odur, ölümü veren de Odur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. O herşeye hakkıyla kadirdir. Herşeyin ve herkesin dönüşü de Onadır.”

“Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.

Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.

Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.”
Subhanallah! Okuduğum ilk cümleden, manevî dertlerimin devasını bu kitaplarda bulacağımı anlamıştım. Ben ki, hayatım boyunca şirksiz bir tanrı inancı

aramıştım da bulamamıştım. Ve bu yüzden de buhranlarla dolu acı bir hayat geçirmiştim. Hayatımı hakiki  mânâda dolduran bir şey olmadığı için, intihar etmeyi dahi düşünmüştüm.        

İşte bu hâlet-i ruhiye içinde 20. Mektubu okuyordum. Bir ara başımı kaldırıp semaya bakmaya başladım. Genelde berrak olmayan Manila semaları o gece ışıl ışıl parlıyordu. Binlerce yıldız sanki şölen yapıyorlardı! O an “Evet Tanrım! Sen varsın ve bu yıldızlar da Sen’siz olamazlar. Ne olur bana Kendini tanıttır!” diye yalvardım. Birden telefonumun mesaj sinyali ile kendime geldim. Gönderene bakınca, Türk talebelerimden olduğunu anladım. Mesajı açtım “Dinle de yıldızları şu hutbe-i şîrînine, Nâme-i nûrunu Hikmet, bak ne takrîr eylemiş” diyordu. Aklıma gelen ilk şey, bu mesajın benim için ilahi bir sinyal olduğuydu. Evet, kesinlikle bu mesaj Rabbimin beni istediğine dair bir sinyaldi. Daha sonra öğrendim ki, bana gönderilen iki mısra  Risale-i Nurlardan “Yıldızları konuşturan bir Yıldızname” nin ilk mısraları imiş.

Risale-i Nurlar vesilesi ile Müslüman oldu

Dinle de yıldızları, şu hutbe-i şîrînine, Nâme-i nurunu hikmet, bak ne takrîr eylemiş                                                    

Hep beraber nutka gelmiş, hak lisâniyle derler: Bir Kadîr-i Zülcelâlin haşmet-i sultanına, Birer bürhan-ı nurefşânız vücûb-u Sânia; hem vahdete, hem kudrete şâhidleriz biz. Şu zeminin yüzünü yaldızlayan nâzenin mu’cizâtı çün melek seyrânına, Bu semânın arza bakan, Cennete dikkat eden, binler müdakkik gözleriz biz. Tûbâ-i hilkatten semâvât şıkkına, hep kehkeşan ağsânına, Bir Cemîl-i Zülcelâlin dest-i hikmetiyle takılmış binler güzel meyveleriz biz. Şu semâvât ehline birer mescid-i seyyar, birer hâne-i devvâr, birer ulvî âşiyâne, Birer misbâh-ı nevvâr, birer gemi-i cebbâr, birer tayyâreyiz biz. Bir Kadîr-i Zülkemâlin, bir Hakîm-i Zülcelâlin birer mu’cize-i kudret, birer hârika-i san’at-ı Hâlıkâne, Birer nâdire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkat, birer nur âlemiyiz biz. Böyle yüz bin dil ile yüz bin bürhan gösteririz, işittiririz insan olan insana. Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü, hem işitmez sözümüzü; hak söyleyen âyetleriz biz. Sikkemiz bir, turramız bir; Rabbimize musahharız. Müsebbîhiz âbidâne; Zikrederiz. Kehkeşânın halka-i kübrâsına mensup birer meczublarız biz

Aldığım mesajdan sonra Türk talebelerimle daha sıkı bir iletişim kurmaya başladım. Çok fazla İngilizce bilmediklerinden, sözlük yardımıyla sorularımın cevaplarını Risale-i Nurlardan buluyorlar sonra da “Senin sorunun cevabı bu” diyorlardı. Artık, aradığım dinin İslam olduğunda şüphe olmadığını anlamıştım. Lakin, Müslüman olursam kıyafet dahil yaşantımda bir çok şeyi değiştirmem gerekecekti. Bu arada, şeytan da benimle uğraşıyordu. Kulağıma “Sally, şimdi yapamazsın; biraz yaşlanınca Müslüman olursun. Daha gençsin. Şimdi Müslüman olursan örtünmen gerekecek; dolayısıyla da plaja gidemeyeceksin” diye fısıldayıp beni vesveseye düşürüyordu. Sözlerden 8. Sözü okuyunca, iman etmeme engel olmak isteyen şeytanın vesveselerinden kurtuldum.

“Şu dünya içindeki ruh-u insanî ve insanda dinin mahiyet ve kıymetlerini; ve eğer Din-i Hak olmazsa, dünya bir zindan olması ve dinsiz insan, en bedbaht mahlûk olduğunu; ve şu âlemin tılsımını açan, ruh-u beşerîyi zulümâttan kurtaran...” diye başlayıp ve akabinde bir  temsilî hikâyede, biri bedbaht, diğeri bahtiyar olan iki kardeşin hikayesini anlatan 8. Sözü  defalarca okudum. Okumalarım neticesinde, Âli- İmran Suresi 19. âyette “Şüphesiz Allah katında din İslâmdır” diye buyrulduğu üzere Allah katındaki dinin İslam olduğuna  tam kanaat getirdim. Ama iyice tatmin olmak için babamın fikrini almam gerektiğini düşünüyordum.

Babamı aradım ve kekeleyerek karışık bir şekilde “Baba ben İslam’ı düşünmek... yani ben İslam’a girmek!” gibi bir şeyler söyledim. Çok doğru bir insan olan babamın bana hakikati söyleyeceğine inanıyordum. Hz. Muhammed’in Peygamber olduğuna inanan babam “Kızım sen gerçek mutluluğu bulmuşsun. Tanrı seni korusun” dedi. Babamın sözüyle de yetinmeyip, İslam dinine girmek istediğimi yakın arkadaşımdan birine anlattım ve görüşünü sordum. Müslüman olma isteğime karşı çıkan arkadaşım, durumumu bir rahibe anlatımış. O da “İslam dinine giren kötü bir insan olamaz. İslam ve Hıristiyanlık bir çok meselede hemfikirdirler” demiş.

Bu sözü de duyduktan sonra, artık son noktayı koymam gerektiğine karar verip Müslüman oldum ve Saliha ismini aldım hamd olsun. Müslüman olduğumu ilan etmekle öylesine rahatlamıştım ki, âdeta kendimi kuş gibi hafif hissediyordum. Evet; Rabbime binlerce defa hamd olsun ki, O’nun yol göstermesiyle hayatımı iman ile canlandırmış ve 8. Söz’deki  temsili hikayede tasvir edilen “bedbaht insan” konumundan “bahtiyar insan” konumuna geçmiştim. Mânevi olarak rahatladığımı gören çok yakın rakadaşlarım ve ailem de benim mutluluğumdan memnun olmuşlardı.

Müslüman olduktan sonra, hayatımı Allah’ı tanıtmak için adamaya karar verdim. Senelerdir aradığım Allah’ı Risale-i Nurlar vesilesi ile tanımıştım. Allah’ı en iyi şekilde tanıtan ve hayata hayat katan bu eserleri daha iyi anlamak istiyordum. Böylece, benim gibi uzun yıllar mânevi sıkıntılar çekmiş olan insanların yaralarına derman olabilirdim. İşte bu yüzden, aldığım davet üzerine 2004 yılında Türkiye’ye geldim. Gaziantep’deki hanım dershanelerinde 7 ay kaldım. Şu bir hakikat ki, dershanelerde kalmakla imani bakımdan çok çok fayda elde ettim. Bu arada, aynı yıl yapılan “Uluslararası Risale-i Nur Sempozyomuna” da katıldım. Böylece Nur Cemaatini yakından tanımış oldum. Filipine döndüğümde hızla hizmete başladım. Mesela, Ramazan ayı yaklaştığında arkadaşlarıma Ramazan risalesini okumuştum. Hıristiyan olan 3 arkadaşım Ramazan ayı geldiğinde oruç tuttular. Daha sonra da Müslüman oldular. Akrabalarımdan da İslam’a giren oldu hamd olsun.

Türk talebelerimle beraber Mindanao Bölgesi Yüksek Eğitim Başkanı Norma Serif’in de destek vermesi ile kurum içinde hizmet veren yarı resmi Risale-i Nur Enstitüsü kurduk. Türkiye ile sürekli irtibat halindeyiz. Türkiye’den gelen misafirlerimizin katılımlarıyla akademisyenler ve üniversite öğrencilerine yönelik konferanslar ve seminerler düzenliyoruz. Bundan başka, neşriatlar da yapıyoruz. Mesela, Allah’a, Peygamberlere, Meleklere ve Ahirete imanı konu alan ve tamamen Risale-i Nurları kaynak alan İslam 1-2-3-4 kitaplarını hazırladık.

Son sözüm şu olacak: Yüzyıllar öncesi Arap tacirler vasıtasıyla Filipinlere ulaşan İslam dininin Filipinlerde yeniden inkişaf etmesi için çokça dua edin.


Bu makale 1890 defa okundu.
 

Copyright © www.SaidNursi.de - Kaynak ve link vererek iktibas edebilirsiniz.

Yazarın tüm yazılarını görmek için tıklayın...

Yorum ekle

  • Mesajınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.
  • Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
  • Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.
  • Tehdit içeren mesajların içeriği (örneğin: cesaretiniz varsa bunu da yayınlayın, yayınlamazsanız şöyle yaparım vs.) kurallara aykırı olmasa bile yayınlanmaz!
  • Güvenlik kodu
    Yenile

     

    Anket

    Arap baharı sizce bir demokrasi / hürriyet hareketi midir yoksa bir devrim midir?
     
    Kitapta, değişim sancıları içerisindeki, başta Türkiye ve âlem-i İslâm özelinde tüm dünya için büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin örnek hizmet anlayışı özetleniyor.
    Bugün2981
    Dün12866
    Bu Hafta53584
    Bu Ay252100
    Toplam12406772

    Sitede şuan 165 ziyaretçi var.


    Günün Karikatürü

    Her güne bir karikatür - Her yüze bir tebessüm
    “Risale-i Nur’u oku oku ne olacak?”

    “Risale-i Nur’u oku oku ne olacak?”

    Kafayı siyasetle bozmuş, tembellik döşeğine düşmüş bazı dostlarımız, “Risale-i Nur’u oku oku, ne olacak!” diye, siyaset meydanına atılmak gerektiğini ima ediyor! Zavallı bilmez ki;İlk inen ilk âyet, “Oku!”1- Alak Sûresi, 1. emriyle başlar. İlk inen 3. âyette “Oku!” emri tekrarlanır. İl inen 4. âyette yazmanın önemi vurgulanır. İlk inen 5. ayette,...

    MGK-2004’e de ”Yok hükmünde” demişlerdi

    MGK-2004’e de ”Yok hükmünde” demişlerdi

    Emniyet İstihbarat Dairesinin 2009 Kasım’ında 81 vilâyete gönderdiği “Dinî grupları fişleyin” talimatı için hükümet, yazının varlığını doğrulamış, ama “Yok hükmünde” deyip uygulanmadığını iddia etmiş. Bu savunma bize, tam on sene önceki MGK toplantısında gündeme gelip, kurulun hükümet cenahını temsil eden isimlerce de imzalanan “Türkiye’deki...

    Risaleye lûgatçe de mi tahrifat sayılıyor?

    Risaleye lûgatçe de mi tahrifat sayılıyor?

    Keyfî bandrol engelinin ve ardından getirilmek istenen devlet tekelinin en önemli gerekçesi, “Risale-i Nur’un sadeleştirilmesini önlemek” olarak gösterildi. Ama bandrol engeli ilk önce Yeni Asya Neşriyat’ın, orijinaline uygun olarak yayına hazırladığı “Vesvese Bahsi” adlı risaleye çıkarıldı... Bandrol engelini “sadeleştirme” gerekçesiyle haklı bulup savunan...

    Niçin siyaset değil de müsbet iman hizmeti?

    Niçin siyaset değil de müsbet iman hizmeti?

    Hz. Üstad, siyaset cereyanlarıyla imana müştak kalplere hitap edilmemesi gerektiğine dikkatimizi çekiyor. Çünkü siyaset cereyanlarının tarafgirlikle hareket ettiğini söylüyor. Bediüzzaman; siyasî cereyanların “Allah için sevmek, Allah için düşmanlık beslemek”1 nebevî düsturuna uyarak yapılması gereken müsbet hareket yerine, “siyaset namına sevmek ve siyaset,...

    “Sadîk-ı ahmak” daha zararlı

    “Sadîk-ı ahmak” daha zararlı

    Başlıkta gördüğünüz “sadîk-ı ahmak” tâbirini Üstad Bediüzzaman bilhassa Münâzarât ve Muhakemât isimli eserlerinde kullanmış. Bu tabirle kast edilen tipler, “dinde sâdık, fakat aklî muhakemede noksan” kimselerdir.Bunların yüzünden, dine ve dindarlara çok büyük zararlar geliyor.Öyle ki, Muhakemât, Yedinci Mukaddeme’nin sonunda “sadîk-ı ahmak” kimselerin...

    “Hüsn-ü zan, adem-i itimat” Bediüzzaman’a mı ait?

    “Hüsn-ü zan, adem-i itimat” Bediüzzaman’a mı ait?

    Elbistan’dan Ruhi Pak kardeşimiz, “Bediüzzaman’ın diye naklettiğiniz ‘hüsn-ü zan, adem-i itimat’ sözünü Risale-i Nur’da bulamadık. Siz kaynağını bulabildiniz mi?” diye sordu.Bu söz Bediüzzaman’ın değil, “Nurun kumandanı, Nur’un kahramanı” şeklinde tanımladığı talebesi Zübeyir Gündüzalp Ağabeye aittir. Acaba o söz, Üstad’ın basılmamış...

    Avrupa’nın genç fatihleri

    Avrupa’nın genç fatihleri

    Bir haftayı aşkın son Avrupa seyahatimiz esnasında yeni bir fütûhâtın, sevindirici yeni bazı inkişafların farkına vardık: Temiz fıtratlı Müslüman gençlik, aslî dâvâsına tam sahip çıkıyor; bu misyonunu, hâl ve kàl diliyle âleme ilân ve ispat ediyor.Mevcut hâl ve gidişat, Üstad Bediüzzaman’ın bir asır evvel söylemiş olduğu “Avrupa, bir İslâm devleti...

    Bayram, Gazzeli çocukların da hakkı

    Bayram, Gazzeli çocukların da hakkı

    Bir Ramazan ayını daha oruçla ihya etmeyi nasip eden Allah’a hamd olsun. Ömrü olanlar bugün bayram edecek. İnşallah her günümüz bayram gibi sevinçli ve huzurlu olur ve olsun.Ne yazık ki bazı senelerin bayramı buruk yaşanıyor. İslâm dünyasının, din kardeşlerimizin ve insanlık ortak noktasında buluştuğumuz başkalarının katliâma maruz kaldığı bir vakitte, gerçek...

    Bediüzzaman’ın Ramazan günleri

    Bediüzzaman’ın Ramazan günleri

    Manevi hasat mevsimi olan üç aylar, Receb ile başlayıp Şaban ile devam ediyor, Ramazan ile nihayet buluyor. Şimdi üç ayların dolunayı olan, ruhumuzu nurlu mehtabı ile aydınlatan Ramazanı ayını yaşamaktayız. Bilindiği gibi Ramazan geldiğinde toplumda ve fertlerde dinî uygulamalarda daha fazla bir şevk yaşanır. Daha fazla namaz kılınır. Meselâ teravih namazı (bazıları...

    Osman Kurnaz

    Osman Kurnaz

    Ahlen, Almanya’ya giden her okuyucumuzun mutlaka uğradığı orta büyüklükte şirin bir kasaba, ama ülkedeki Nur hizmetinin en önemli merkezlerinden biri. Çoğunluğunu yakındaki maden ocağında çalışan, ama aralarında kendi işlerini kuranların da bulunduğu Türklerin oluşturduğu Nur talebeleri, burayı olduğu gibi Almanya’yı da nurlandıran manevî hizmetlere imza...

    • RÖPORTAJ
    • NUR HABERLERİ
    • BASINDAN SEÇMELER
    • DÜNYA DÖNÜYOR
    • AVRUPA´DAN HABERLER

    Başörtüsüyle nasıl tanıştınız?

    Doğrusu ailemde başörtüsü takan ve böyle bir muhtevaya sahip olan kimse yoktu. Üniversite hazırlık yıllarında Ankara’da ...

    ** Öncelikle sizi yakından tanıyabilir miyiz?

    İsmim Zeyneb Khairoun, aslen Faslıyım. 2 yaşındayken Danimarka’ya geldim ve hâlen burada ...

    Zeybek, 28 Şubat ile alakalı, “Bütün müdahâleler de yargılanmalıdır. 12 Mart da, 12 Eylül de yargılanmalıdır. 28 Şubat felâketi de yargılanmalıdır. ...

    Van Valisi Münir Karaloğlu, Said Nursî’nin şehirdeki hatıralarına sahip çıktıklarını belirterek, Nur talebelerine, dikkatlerini Van’a da çevirmeleri ...

    Bediüzzaman Hazretlerinin vefat ettiği 23 Mart 1960 tarihinden bugüne baktığımızda, Türkiye’de ve dünyada hizmetlerimiz nereye gelmiştir? Kısaca ...

    Pozitif telkinin psişik hastalıkları iyileştirdiği ilmî bir gerçektir. Uzman, mütedeyyin hekimlerin tavsiyelerini tutmak, ehemmiyetli bir ilâçtır. ...

    Dün, Van Hazret-i Ömer Camii’nde, başta Peygamber efendimiz olmak üzere, Bediüzzaman hazretleri ve ehl-i imanın ruhuna mevlit okundu. Mevlide ...

    BEDİÜZZAMAN Said Nursî Hazretlerinin vefatının 51. yıldönümü sebebiyle Çorum Yeni Asya Gazetesi Temsilciliği tarafından “ Said Nursî’ye Göre İslâm ...

    Son asrımızda milyonların imanını kurtaran irili ufaklı 200 devlette 7 milyarlık dünya ailesinde 60 lisana çevrilen “Türkiye’nin Avrupa’ya ve dünya ...

    Risale-i Nur’un en mühim bir esası şefkat olmasından, nisa taifesi şefkat kahramanları bulunmaları cihetiyle daha ziyade Risale-i Nur’la fıtraten ...

    Referandumla ilgili tarafların bilek güreşi bütün şiddetiyle devam ederken, benzeri çekişmeler, daha başka sahalara da sirayet etmeye başladı.

    ...

    Ne güzeldir uyanış…

    Gün doğmadan, seher vakti penceremde bülbül sesiyle…

    Uzaklardan gelen ezan sesiyle...

    Bir ses çağırıyor bizi, bir ses... Haberiniz ...

    Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) Medine’ye yerleşince evi ziyaretçilerle dolup taşmaya başlamıştı. Ziyaretçilerin çoğunu, daha çok yeni Müslüman olanlar ...

    Allah katında risâlet, esâs itibâriyle birdir. Cenâb-ı Hak, bir olduğu için her şeyde bir nevî birliği irâde etmiştir. Bu tevhid sırrına binâen ...

    Cumhuriyetin ilk yıllarında, muhalefeti, hatta muhalif düşünce sahiplerini dahi yok etmeye çalışan kaskatı bir anlayış hükmetmiştir.
    Bu despotik ...
    Ortadoğu’da başlayan hareketlenme, komşumuz Suriye’nin kapısına dayanmış durumda. Daha doğrusu, Suriye’de de bir değişim yaşanması an meselesi. ...

    Gazetemizin Ankara Haber Müdürü Umut Yavuz, Ankara Pursaklar Asyanur Kültür Merkezi’nde “Büyük Ortadoğu Projesi ve Ortadoğu’da Oynanan Oyunlar” ...

    Anadili Fransızca olan Fildişi Sahilleri’ndeki Müslümanların talebi cevap bekliyor: “Bize Kur’an-ı Kerim gönderin.”

    FİLDİŞİ SAHİLİ MÜSLÜMANLARINDAN ...

    Ramazan Bayramı coşkusu bütün dünyada kendisini hissettirdi. Birçok ülkede binlerce Müslüman bayram namazı için camilere akın edince cemaat sokaklara ...

    Şili’yi vuran 8,8 büyüklüğündeki depremde ölenlerin sayısı 300’ü geçti. Hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamada, ölü sayısının giderek ...

    İslâmiyetin bütün haşmetiyle neşvü nemâ bulduğu Hollanda’nın Rotterdam şehrinde, Avrupa’da İslâmiyetin nurlu bir çekirdeğini teşkil eden ve ...

    Fransa meclisi, ilk ve orta dereceli okullardaki başörtü yasağının alanını genişletmek için hazırlanıyor.


    Fransa başörtüsü yasağını genişletiyor

    ...

    Lise ve üniversitede okuyan gençlerle programlanmış bir eğitim hizmeti için Almanya’dayım. Bu tür programlara Kültür ve Eğitim derneklerinin ...
    Alman Haber Ajansi dpa’nın haberine göre, Federal Almanya’da yaşayan dört milyon Müslümana dikkat çeken Bilim Konseyi, Alman üniversitelerinde de ...
    İngiliz Daily Telegraph gazetesinde yer alan bir habere göre Maliye Bakanı Gordon Brown “Müslümanlar İngiltere’ye umut ve idealizm getirdi” dedi.
    • MAKALELER
    • SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ KUR´AN
    • KURAN HABERLERİ

    Nobel Ödül sahibi ilk Müslüman Prof. Dr. Abdüsselâm, Kur’ân’ın yaklaşık sekizde birinin, inananları tabiatı incelemeye, nihâî gerçeği arayışlarında ...

    Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı mitingi için gitmiş olduğu Mardin ilimizde Kur’ân-ı Kerîm’in Kürtçe tercümesini eline alarak meydanlara çıkması ...

    “Nebe Sûresini okumanın fazileti nedir? İniş sebebi nedir? Gün içinde ne zamanlarda okunur?”

    Kur’ân-ı Kerîm Allah kelâmı olup bir imtihan kitabıdır. Farklı anlamlara gelen kelime ve kelâmları olduğu gibi muhkem ve müteşabih âyetleri vardır. ...

    Risâle-i Nur’un her meselede olduğu gibi, irşad ve tebliğ meslek ile meşrebi, Kur’ân’a dayanır. Hiç kimse, İslâmiyetin kendisine zorla ve ...

    Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.

    Fatiha sûresini hiç böyle dinlediniz mi?

    Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.

    Midyat'a gelen İranlı Hafız Fatiha'yı tek nefeste okudu.

    Hattat Hüseyin Kutlu’nun hat san'atıyla 5 yılda yazdığı Kur'ân-ı Kerim, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun da katıldığı bir eprogramda ...

    ZONGULDAK’IN Devrek ilçesinde, İmam Hatip Liseleri Arası Hafızlık Kur’ân-ı Kerim ve Ezanı Güzel Okuma yarışmaları ...

    Bursa Müftü Vekili Mustafa Uyar, İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’e, Bursa programı kapsamında ziyaret ettiği Yeşil Cami’de Prof. Dr. Mehmet Emin ...
    Okulların yıl sonu tatiline girmesiyle birlikte öğrencilerde yeni bir heyecan başladı. Bilhassa ilköğretim okullarında okuyan öğrenciler, yaz ...

    KAPALIÇARŞI'DA satılmak istenen altın işlemeli, el yazması Kur’ân-ı Kerim’e el konuldu.

    Kapalıçarşı’da tarihî bir Kur’ân-ı Kerim satılmaya çalışıldığı ...

    • Mana-i Harfi
    • ENSTİTÜ YAZILARI
    • RİSALE-İ NUR IŞIĞINDA
    • TARİHİ HAKİKATLER
    • RİSALE-İ NUR NEDİR?
    Günlük yaşantıda önümüze çıkan tablolar ve onlara karşı tepkilerimiz çoğu zaman niyet ile ...

    Küçük şeyler bazen çok büyük neticeler doğurabiliyor. Bir virüs mikroskopla bile görülemiyorken koca bedenleri yere serebiliyor ve ağrılı küçücük ...

    Hayatın zorlukları ve sıkıntıları, fertleri zaman zaman bunalımlar, çözümsüzlükler ve çaresizlikler girdabına sokmaktadır. Dünyadaki gelişmeler, ...
    Üç yaşındaki bir çocuğa "Türkiye kalem ve kılıç üzerinde durmaktadır." derseniz onun körpe dimağında altında büyük bir kalem ve büyük bir kılıcın ...

    YARATILIŞLA BİRLİKTE GELEN SÖZLEŞME

    İnsan, her şeye kadir olan Allah tarafından yaratılmıştır. Yaratılmış olan insanın yaratıcı karşısındaki ...

    Takva, “Allah’tan korkup menhiyâttan çekinme”,1 mânâsında olup “vikâye” ...

    Sosyal hayat içinde dinin rolü farklı zamanlarda farklı şekillerde ele alınmıştır. Ancak bu tanımın asıl kaynağı nübüvvet ve ...

    SORU:
    Bediüzzaman neden bu kadar hapis yatmış, bu kadar çilelere nasıl dayanmış?
     
    CEVAP:

    Tarih boyunca, iktidar sahibi ...

    Bazen insan kendini sınırsızca hür hisseder. İlgilenmediği ve karışmadığı hadise kalmaz. Her şeyle içli dışlı olur. Kâinata bile çeki düzen ...

    Günümüzde görüşüp konuştuğumuz insanlar karamsarlıklar, sıkıntılar içerisinde sürekli birilerinden, bir şeylerin ters gittiğinden şikâyetler ...

    İnsan bu dünyada bir misafir yolcudur. Vatan-ı aslîsi olan saadet âlemine gitmek ve oraya liyakat kazanmak için imtihana tabi tutulmuştur.

    İnsanın ...

    Kur’ân-ı Kerîm’de “Hevâ ve heveslerini kendisine mâbud edinen kimse.” 1 buyrulur. Kur’ân’ın nazarında hevâ, dalâlete ve sapkınlığa en yakın bir ...

    Yaklaşık 22 yıl önce yayınlanan “Risale-i Nur ve Diyanet” başlıklı yazımızda şu hususları ifade etmişiz (6.8.1992):

    Devletin kuvvetlerini alet ederek ...

    Ce­ma­at ve ce­mi­yet bir­bi­ri­ne çok ya­kin, bir­bi­ri­ne çok ben­ze­yen, bu ...

    Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...

    Bediüzzaman diyor ki:

    Sual: Sen bu zamanın hâdisâtına, fitne–i âhirzaman diyorsun. Halbuki hadiste vârid olmuş ki, “Âhirzamanda Allah Allah ...

    Tarih boyunca eğitimde büyük reformlar, savaş, kriz gibi olağanüstü hallerin ardından yapılmıştır. Bu yenilikçi tavır, Osmanlı Devleti’nin son ...

    BEDÎÜZZAMAN’IN GARB SÜRGÜNÜ: 1926

    Mûteber kaynaklara göre, sürgün:

    Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayâtı: “Şeyh Said Hadisesi”(1) ile aynı yıl ...

    ŞÂHİDLERİN beyânıyla, “Meclis sohbet salonu” ya da bugün “kulis” denilen “teneffüs dinlenme- salonu”nda 50- 60 mebus içindeki karşılaşmada önce ...
    Asrın müceddidi Bediüzzaman Hazretleri, telif ettiği altı bin sayfayı aşkın Risâle-i Nur Külliyâtı için “Bu asrı, belki gelen istikbali tenvir ...
    Bizler Risâle-i Nur’un, cemaatin içindeyiz de, Risâle-i Nur’un bizlere kazandırdığı sosyal ve ruhi reçetelerin, faydaların farkında mıyız acaba? ...
    “Risâle-i Nur nedir?” deseler ne cevap verirsiniz? Risâle-i Nur’u tanıtmak için tanımak gerekir. Onu tanıdıkça çoğalır tanımlar. Tanıtıma ...
    Lâhika sözlükte, ek, ilâve demektir. Lâhika mektupları ise Nur risalelerinin ekleridir. Lâhikalara risâlelerin ilk yazılmasıyla başlanmış ve ...
    Düşünme, tefekkür, insan olmanın temel özelliklerindendir.1 Değeri de ürettiği fikirler oranındadır. Zira, beynimiz/zihnimiz, aklımız, ...
    • BEDİÜZZAMAN CEVAP VERİYOR
    • MEDYADA SAİD NURSİ
    • SAİD NUR VE TALEBELERİ
    • BEDİÜZZAMAN KÖŞESİ
    • SAİD NURSİ KİMDİR?

    Bediüzzaman Said Nursî, 1907’de, Sultan Abdülhamid’e doğu meselesinin çözümü ile ilgili düşüncelerini aktarmak üzere İstanbul’a gelmiş, bir süre ...

    Birileri çıkıp diyor ki: "Said Nursî'nin eserleri Cemaleddin Efganî'den alıntıdır." İşte size zırvanın daniskası...

    Çünkü, bu tür iddiaların ...

    Bediüzzaman’ın tesbitiyle, insanlığın ayak bastığı, “serbestiyet ve malikiyet” devrinde, herşey özelleştirilirken, Risale-i Nur’un, “yasal vârisleri, ...

    Üstadım Bediüzzaman Hazretleri ile bir hasbihâldir

    Aziz Üstâdım! "Bu ahirzaman çok çalkalanıyor; bu fitne-i âhirzaman acip şeyler doğuracağını ihsas ...

    Yazar Soner Yalçın'ın "Efendi-2" isimli kitabı, büyük bir gürültü ve sansasyonla piyasaya sürüldü.

    Kitap hakkındaki ilk duyuruyu, Hürriyet ...

    Risale-i Nur Enstitüsünün düzenlediği “İnsanlık ve Dünya Barışı İçin Said Nursî’nin Milliyet Anlayışı” başlıklı 8. Risale-i Nur Kongre’sinin kapanış ...

    Cumhurİyet; resmi tarihinin dışında kalanlarla, geçiştirilenlerle, suçlananlarla, sürgüne ve hapse gönderilenlerle “sil baştan ...

    Bediüzzaman’ın gayesini, meslek ve meşrebini bilmek Nur Talebeleri açısından önemli bir vecibe.

    Onun fikir ve düşüncelerini doğru bir şekilde anlamak ...

    Yaşadığı asır hakkında Efendimiz’in (asm) ihbâr ve îkazları vardı Bediüzzaman’ın. Bu ihbârlar, bu asrın insanlık tarîhi boyunca çok dehşetli ve ...

    Bediüzzaman Haftası çerçevesinde düzenlenen Bediüzzaman Said Nursî’yi anma programlarının sonuncusu Erzurum’da yapıldı. Erzurumluların yoğun ...

    Akşamın karanlığının önce hangi taraftan istilâya başladığını tam farkedemedim. Ama sanki Cennet Bahçesi’nin de bir kenarını teşkil ettiği dere ...

    14 Haziran 2005 günü Hz. Mevlânâ diyarında, maddî ve manevî bir sıkıntı ve üzüntü içinde idim. Bir iş merkezinde karşılıklı konuşmalar devam ...

    Nefes darlığı, yüksek tansiyon ve kalp çarpıntısından dolayı müşahede altında.

    Said Özdemir ağabey duâ bekliyor

    Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinin ...

    Osman Demirci Hocanın, Fatih Camii’ni, avlusunu ve çevredeki yolları, sokakları dolduran binlerce insanın iştirakiyle kıldırdığı namazı müteakip, ...

    Abdullah Yeğin, henüz bir ortaokul talebesi iken Bediüzzaman Said Nursî'yi ziyaret edip elini öpmüş ve talebesi olmuştu. Bediüzzaman o­na ...

    “En aslah/emin yol musalahadır/sulhtur, barıştır. Savaş büyük bir depremdir. Dünya savaşlarının sonuçlarından hem insanlık, hem de İslâm âlemi çok ...

    Bu gün takvim yaprakları 23 Mart’ı gösteriyor. Bediüzzaman Hazretlerinin dar-ı bekâya irtihal edişinin 46. sene-i devriyesi bu gün.

    Son günlerde maalesef yine sıklaşan şehit cenazeleri, son şahitlerden Hafız Nuri Güven Hocanın aktardığı bir Üstad hatırasını gündemimize taşıma ...
    Osmanlı, tarih sahnesinden çekilip Türkiye Cumhuriyeti kurulunca, ilk dönem despot, müstebit idâreciler, milletimizi İslâm irfânından koparıp ...

    Şanlıurfa’da yapılan “1. Hz. İbrahim ve Dostluk Sempozyumu” bugün sona eriyor. Sempozyumun dünkü kısmında Allah’ın Hz. İbrahim’i kendisine Halil ve ...

    Bediüzzaman'ın Hayat Seyri ve Safahatından Mühim Bir Kısmının Tarihleri

    Vahdâniyetine şehadet mevzuunda Kendisi ve melekleri ile birlikte şahit göstermekle ilim erbâbının kıymet ve şerefini yücelten Cenâb-ı Allah’a sonsuz ...

    Osmanlı Araştırmaları Vakfı tarafından düzenlenen “Bediüzzaman Said Nursî’nin İlmî Şahsiyeti ve İcâzetnâmeleri” konulu toplantı İstanbul WOW Otel’de ...

    İmam-ı Gazali’nin Kimya-yı Saadet’ini okurken bazı konular çağrışım yaptı. Büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursî ile benzerlikler arz ediyordu. ...

    Her 19 Mayıs’ta, özellikle resmî kanallarında bir dizi “nutuk” çekilir; Anadolu’daki Kuva-i Milliye için övgüler dizilir. Bir şeyhülislâmın ...
    • Kitap Bahçesi

    “BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...

    “İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.”

    ...

    Geçen sene Eylül ayı ortalarından itibaren iki hafta müddetle hayat ve hatırasını tefrika ettiğimiz merhûm İsmail Hakkı Demir ile ilgili çalışmamız ...

    Çocuk terbiyesinde maneviyâtın ehemmiyetini mevzu alan ve bu mevzuyu Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin fikirleri istikametinde yorumlayan bir inceleme. ...

    Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?

    Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...