Anasayfa Gündem Röportaj Toplum yaralarını imanıyla sarıyor
Toplum yaralarını imanıyla sarıyor Yazdır e-Posta
H.Hüseyin Kemal tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 13 Şubat 2012 00:03

“Türkçülük görünümleri altında milletin yüzlerce yıldır biriktirdiği değerlere saldırılıyor. Ben de birçok meslektaşım gibi böyle bir saldırıdan çok daha örselenmiş olarak çıkacağımızı sanıyordum. Ama şimdi sevinçle görüyorum ki, bu toplum saldırıya uğradıkça, imanının beslendiği değerlere daha çok sarılarak, kendi yaralarını sarmış…”

MİLLETTEN YANA OLAN AYDINLAR
“Benim umudum siyasetçilerden ziyade, milletin aydınlarında. Bilinmez bir geleceğe doğru yol alırken, canhıraş biçimde mücadele eden siyasetçilere değil, aklıselim, bilgi ve sezgileriyle iş yapan aydınlara bakmak lâzım. Milletten yana olan aydınlar ne kadar çok söz alırsa işimiz o kadar kolaylaşır.”
SİYASETÇİLERE DEĞİL, HALKIN AYDINLARINA BAKMAK LÂZIM

Türkiye’nin büyük bir değişim içinden geçtiği düşünülürken Türkiye toplumunun nasıl bir yapısı olduğu üzerinde pek de durulmayan bir konu. Hakikaten Türk toplumu devletin her dediğine evet mi diyor? Toplumun genetik yapısı nedir? Değişimler karşısında nasıl bir pozisyon alıyoruz? gibi soruları sormanın yerinde olduğunu düşündük. Biz de Türklerin Psikolojisi kitabının yazarı Prof. Erol Göka ile toplumun düşünce ve karakter röntgenini çekmeye çalıştık. Bakın ortaya neler çıktı…

BEKA ENDİŞESİ BAZEN VEHİME DÖNÜŞÜYOR

Türkiye’de toplum kendini sizce nasıl tanımlıyor?
Toplum kendisini nasıl tanımlıyor sorusu bir kimlik sorusu aslında. Toplumumuz kimliğini ortaya çıkartmaya çalışan anketlerde kimliğini en çok “Müslüman,” “Türk” ya da “Müslüman-Türk olarak tanımlıyor. Kimliğinin en belirgin özelliklerini bu şekilde tanımlayanlar, toplumun kahir ekseriyetini oluşturuyor. Toplumun yarısına yakını mütedeyyin olduğunu söylüyor; diğer yarısı “Müslüman” kimliğinden asla taviz vermemekle birlikte, kendisini pek dindar hissetmiyor. Toplumumuz ordusuna güvendiğini ama Meclise güvenmediğini beyan etse de demokrasiden çok memnun. Vesayet sisteminin kalkmasını istiyor, ama etnik ve dinî farklılıkların kendisini özgürce ifade etmesi konusunda kafası çok karışık, sanki içeriden ve dışarıdan bizi birbirimizi düşürmeye çalışanlar olduğu konusunda endişeli, bu beka endişesi bazen vehim düzeyine ulaşabiliyor.

OTORİTEYE KARŞI İTAATKÂRIZ,AMA KARŞI ÇIKMAK İÇİN FIRSAT KOLLUYORUZ

Millet olarak diğer milletlerden farklı özelliklerimiz var mı?
Toplumumuzun, özellikle etnik olarak Türk olanların yani anadili Türkçe olanların diğer toplumlardan farklarını “Türklerin Psikolojisi” kitabımda belirtmeye çalıştım. Şöyle özetleyebilirim: İnsanımız, hâlâ çağlar boyu, daha düne kadar göçebe bir hayat sürmüş olmanın psikolojisiyle hareket ediyor. Evlerimizi bile çadır hayatı yaşıyormuşçasına döşüyoruz. Sözlü kültür dairesinde yaşıyoruz; yazıyla aramız pek hoş değil. Toplum hem çocukları okumuş adam olsun istiyor hem de okumuş adamdan, yazıdan hoşlanmıyor. Muhabbet ehliyiz, konuşmayı çok seviyoruz. Gösterişe ve şatafata çok düşkünüz, diğer insanlarla ve eşyalarla ilişkilerinde bu özelliğimiz belirli bir rol oynuyor. Otoriteyle de ilişkimiz ikircikli, hem itaatkâr bir topluluğuz hem de karşı-çıkmak için fırsat kolluyoruz, ama asla isyankâr değiliz. Türkler, sanılanın aksine asla ırkçı ve dinsel fanatik değiller. Diğer topluluklara, dinlere hem çok kolay uyum sağlıyorlar, hem de enteresan bir biçimde kendilerini dünyanın efendisi gibi görüyorlar. Dün nasıl soy-boy halinde yaşıyorsak, şimdi de segmentler halinde yaşıyoruz; bölünmemiz kolay, ama birlik olabilmemiz için üzerimize çok fazla gelinmesi gerekiyor. Segmenter yaşantımıza, tarafgirliğimize rağmen sanıldığı gibi toplumda bir kutuplaşma yok, bin yıldır çektiği çileler, başına gelen belâlar zaten sabırlı olan insanımızı daha da temkinli yapmış…

TOPLUM, DEVLETİ AZASI GİBİ GÖRDÜĞÜNDEN SES ÇIKARMIYOR

Türkiye’de cumhuriyet tarihi boyunca toplum devlet ilişkileri nasıl olagelmiş?

Konuşulması oldukça zor bir konu… Zira toplumun görünen tepkileriyle derin yaşantısı ve düşünceleri arasında büyük farklılıklar var. Görünüşte gayet uyumlu asla isyankâr olmayan bir toplumuz. Daha çok Doğu ve Güney-Doğuda olan etnik ve dini kalkışmalar olmuş, ama diğer bölgeler inadına sessiz. Dininin baskı altına alınmasına, Latin harflerine, hafızasını silme gayretlerine bile ses çıkarmıyor; en sevdiği liderlerden birisi olan rahmetli Adnan Menderes asıldığında bile gözyaşlarını içine akıtıyor. Devletini kendi bedeninin azalarından birisi, özürlü bir azası ya da hayırsız bir evlâdı olarak görüyor adeta. “İşime yaramıyor, canımı yakıyor, ama ne de olsa benim bedenim, benim evlâdım derdimi kimseye belli etmemeliyim” diyor. Sanki barışçı bir biçimde hesap sormak için fırsat kolluyor; tepkisini hemen belli etmiyor, ama önüne sandık konduğunda “Gidin başımdan, sizden de yaptıklarınızdan da hoşnut değilim” diye haykırıyor.

SES ÇIKARMAYINCA YÖNETİCİLER HALKIN KENDİLERİNİ SEVDİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR

Devletin yanında devlet adamlarıyla ilişki düzeyimiz nasıl?

Kendisine hizmet edenleri, kendisine devlet katından yakınlık gösterenleri asla unutmuyor, onları bağrına basıyor; devletinin kıymetini biliyor olmasından olsa gerek diğerlerini de hemen silmiyor. Devletten hep umutlanmak istiyor. Böylesine erdemlerle dolu bir toplumda “devletlu” olmak kolay tabiî. Toplum isyan etmiyor, derdini içine atıyor, dışarıya vurmuyor. Toplumun derdiyle dertlenmeyen “devletlu” da “başında boza pişirmeme rağmen halk isyan etmediğine göre demek ki beni seviyor” diye düşünüyor, oysa fena halde yanıldıklarını görmüş olmalılar. Tek parti döneminden hoşnutsuzluğunu ve kendisine saygı duyulmasını, söz verilmesini isteyen toplum, 1946’dan beri mutedil, ama dalga dalga demokrasiye doğru yürüyor. Başlangıçta küçük bir grup jakobene ödünç verdiği devleti adeta yeniden geri alıyor.

GELENEĞİNE SAHİP ÇIKMAYANIN GELECEĞE KATKISI OLAMAZ

Bazı kesimler tarafından halkın sürekli cahil ve özgürlük arayışı içinde olmadığı söylenir. Buna katılıyor musunuz?

Bu halka sürekli kabahat bulan, onu beğenmeyen o kadar çok “aydın” kılıklı karanlık adam var ki… Halk arasında “çıktığı kovuğu beğenmemek” lâfı var ya, bizim karanlıklar tam onlardan; halkı anlamaya çalışmak, ona uygun bir perspektif geliştirmek yerine, tüm beceriksizliklerini attıkları bir rezervuar olarak görüyorlar. Halka olan bu sevgisizlikleri görülmesin diye önlerine “halkçı” yaftası asıyorlar. Bilmiyorlar ki, kendi geleneğine sahip çıkmazsan, kendi halkının erdemlerini savunmazsan senden ne kendine, ne insanlığa gelecek bir hayır yoktur…

TOPLUM, SALDIRIYA UĞRADIKÇA İMANIN BESLEDİĞİ DEĞERLERE SARILMIŞ

Cumhuriyet dönemini göz önüne alırsak halk kendine çok yabancı kültürel bir dayatmayla karşılaşıyor. Bu toplumda ne tür yaralar, hastalıklar açmış olabilir?

Evet, güya “arı-duru Türkçe”, “Asya kültür tarihimize dönüş” gibi Türkçülük görünümleri altında milletin yüzlerce yıldır biriktirdiği değerlere saldırılıyor, işgal altına alınıyor. Ben de birçok meslektaşım gibi böyle bir saldırıdan doğrusu çok daha örselenmiş olarak çıkacağımızı sanıyordum. Ama şimdi sevinçle görüyorum ki, bu toplum saldırıya uğradıkça, imanının beslendiği değerlere daha çok sarılarak, kendi yaralarını sarmış… İçimizden çok azına musallat olmuş fanatizm illetini görmezden gelirsek iyiyiz çok şükür.

Sürekli devlet dairelerinde, diploma törenlerinde edilen kutsal devlet yeminlerine ne diyorsunuz?
Bakın şunu kabul etmeliyiz; biz devleti ve devlet yöneticisini kutsayan bir geleneğe sahibiz. “Türklerde Liderlik ve Fanatizm” kitabımda ayrıntılı biçimde göstermeye çalıştım, Türklerin eski inançlarından kaynaklanan liderliğe, yönetim katlarına ve devlete uhrevî bakışları ve kutsiyet atfetmeleri, değiştirdikleri dinlere ve hatta İslâmiyete rağmen şöyle veya böyle etkilerini sürdürmeye devam etmiştir. Devlet yöneticileri, modern ulus-devleti yönetme teknikleriyle Türklerin tarihsel psikolojilerinden gelen bu özellikleri, kendi iktidarlarını payidar kılabilmek adına pek güzel kullanmışlar. Modern ulus-devletlerde öngörülün ritüeller bizde en haşin biçimde uygulanmış.

VESAYETLE SİVİL TOPLUMUN ORTASINDA BİR YERDEYİZ

Son zamanlarda devlete karşı ne olduğu anlaşılmaz bir siyasî tavır mı geliştirildi? Ama sonuçta bu darbeleri yapan devlet değil miydi? Gibi açıklamalar da yapılıyor…

Bana sorarsanız bir yandan demokrasi mücadelesi sürüyor, bir yandan tarihsel psikolojimiz bizi ayaklarımızdan daha ileri gitmeyelim diye çekiştiriyor. Kafalar karışık, çok çektiğimiz vesayet sisteminden kurtulmak istiyoruz, ama sivil toplum geleneğine sahip olmadığımızdan topluma da pek güvenmiyoruz. Şimdi tam orta yerde duruyoruz, yeni anayasa konusundaki tavrımız, bu büyük imtihan, demokrasi mücadelesinde sınıfta kalıp kalmadığımızı belirleyecek.

Şu anda Ergenekoncu-demokrat gibi halk bölünmüş vaziyette. Bu tür kutuplaşmaların aşılması için toplumsal olarak ne yapılabilir?

Bence gerçekte bir kutuplaşma yok, kafa karışıklığı dediğim durum var. Milletin gerçekten güvendiği organik aydınlar ortalığa daha çok çıkıp söz aldıkça, ne olup bittiğini, dahası demokrasinin ne demek olduğunu ve ilerlemesi için ne yapmamız gerektiğini daha iyi anlattıkça yolumuz aydınlanacak. Demokrasi yaşama geçtikçe millet birbirini daha iyi anlayacak. Bakın başörtüsü ne büyük sorun gibi duruyordu, şimdi üniversitelerimizde başörtüsü için lehte veya aleyhte tek bir eylem bile yapılmıyor. Yine aynı şekilde koca koca paşalar tutuklanıyor, tek bir nümayiş yapılmıyor…

SİYASETÇİLERE DEĞİL, AKLI SELİME ÇAĞIRAN AYDINLARA KULAK VERİLMELİ

Yeniden bir devlet tanımımı yapmak gerekiyor. Ama öbür taraftan kimse değişimlerden memnun değil? Hep böyle bir memnuniyetsizlik mi devam edecek?

Ustalık döneminde “usta”nın ne yapacağına, krizi nasıl yöneteceğine, bizi nereye götüreceğine bakalım diyeceğim, ama şaka olarak tabiî ki… Benim umudum siyasetçilerden ziyade aydınlarda, milletin organik aydınlarında. Bilinmez bir geleceğe doğru yol alırken, canhıraş biçimde mücadele eden siyasetçilere değil, aklı selimle, bilgi ve sezgileriyle iş yapan aydınlara bakmak lâzım. Milletten yana olan aydınlar ne kadar çok söz alırlarsa işimiz o kadar kolaylaşır.  Siyaset elbette çok lâzım, ama neredeyse tüm enerjisini mücadeleye ayırmış siyasetçiye de çok yüklenmemeli.

Siz görülmeyen devletin muteber olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Devletin milletin içinden çıkan kendini yönetme ve gücü kullanma iradesi olduğunu düşünüyorum, bu nedenle devletimiz eninde sonunda bize benzer yani “Hak ettiğimiz biçimde yönetiliriz.”

Devletin ürünü olduğu milletle ilişkisi, tam da bedenimizin çalışması gibidir. Sağlıklı bir bedenin çalışmasını asla hissetmeyiz, bedenimiz ancak bir hastalık halinde ağrı, acı ve işlevsizlikle kendisini hissettirir. Bedenimiz kendisi sürekli fark ettirdiğinde hastalanmışızdır. Hayatımızı yaşayıp giderken, yaşayan bir bedenimiz olduğunun ve ona ait çeşitli sistemlerin, organların, doku ve hücrelerin inanılmaz bir harmoniyle çalışmasının tümüyle bilincinde olduğumuz halde, bu çalışmayı hissedemeyiz. Zaten başka türlü olsaydı, örneğin kalbimizi her tik-takını ona dikkat kesilmeden hissediyor olsaydık, hayat dayanılmaz bir kâbus olurdu. Bedenimizin çalışmasını, ancak bedensel sağlığımız bozulduğunda hissederiz ve aslında hastalık anlarında bu hissettiğimiz de, tam anlamıyla bedenin çalışması değil, bedenin bozuk çalışmasının yol açtığı semptomlardır; yani bedenimizi hissettiğimiz andan itibaren ortada bozuk çalışmaya bağlı semptomatik bir hissediş vardır. Bedenin nomos’unu ancak düzen bozulduğunda yani hastalandığımızda hissederiz. Toplumsal nomos için de aynı hakikat geçerlidir; toplumsal düzenin idamesinden sorumlu olarak var olan ya da varlık nedeni toplumsal düzenin idamesi olan ve ancak bunu sağlayabildiği ölçüde meşrûiyetini garanti edebilen devlet, hayatın içinde hissedilmeye, görülmeye başladığında, bu, toplum düzeninde işlerin yolunda gitmediğine delâlet eden bir durumdur.

EN BÜYÜK HASTALIKLARIMIZDAN BİRİ MEŞVERETİ REDDETME

Yani…
İyi bir devlet işleyişinin de sağlıklı bir beden gibi olması, kendisini asla hissettirmeden tıkır tıkır çalışması lâzım. Her yerde üniformalar, dayatmalar, bağırış çağırış, zapturapt görürsek o toplum sağlıklı bir devlet işleyişi oluşturamamış demektir.

Siz Türkiye'de devlet yönetiminde ne tür hastalıkların olduğunu düşünüyorsunuz?
En birinci hastalığımızı konuştuk, halkı küçük görme, devleti kutsal tapınılacak bir aygıt sanma… İkinci hastalığımız, başarısına hayran olma, halkın takdir ettiği birkaç icraatın ardından gurura kapılarak, meşvereti, danışmayı reddetme, her dediğini doğru diye düşünme, ilâhlaşma… Kim iktidara gelirse gelsin tez zamanda yakalandığı yaygın bir diğer hastalık da tarafgirlik, işi ehline vermek yerine, uzayan kol bizden olsun diye düşünme…


Prof. Dr. Erol Göka kimdir?
1959 yılında Denizli'de doğdu. Evli ve 4 çocuk babası. 1992’de psikiyatri doçenti, 1998’de Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri

Kliniği Şefi oldu. 2010 yılından beri Konya Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Profesör kadrosunda.
“Türkiye Günlüğü” dergisinin yayın; birçok tıp ve beşeri bilimler alanındaki derginin danışma kurullarında bulunuyor. Çok sayıda bilimsel çalışmanın içinde yer almış, bilimsel makale üretiminde yer almış.

“Türk Grup Davranışı” kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği 2006 yılı Yılın Fikir Adamı Ödülü’ne lâyık görülen Erol Göka’ya, 2008 yılında da Türk Ocakları Ziya Gökalp İlim ve Teşvik Ödülü verilmiştir.

Yayınlanan 20 kitabının içinde öne çıkanları: “Türklerin Psikolojisi” (2008), “Kadınlar, Erkekler, Aşıklar” (Sema Göka İle birlikte, 2008), “Türklerde Liderlik ve Fanatizm” (2009), “Ölme: Ölümün ve Geride Kalanların Psikolojisi” (2009), “Türk’ün Göçebe Ruhu” (2010), “Aşk Her Şeyi Affederse” (2010), “Geçimsizler: Kişilikleri Tanıma ve Geçinmeyi Kolaylaştırma Kitabı” (2011)…


Bu makale 198 defa okundu.
 

Copyright © www.SaidNursi.de - Kaynak ve link vererek iktibas edebilirsiniz.

Yazarın tüm yazılarını görmek için tıklayın...

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.
Mesajınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.

Güvenlik kodu
Yenile

 

Anket

İhlas ve Uhuvvet risalelerini hangi sıklıkta okuyorsunuz?
 
Kitapta, değişim sancıları içerisindeki, başta Türkiye ve âlem-i İslâm özelinde tüm dünya için büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin örnek hizmet anlayışı özetleniyor.
Bugün266
Dün3989
Bu Hafta15379
Bu Ay56652
Toplam5370637

Sitede şuan 123 ziyaretçi var.


Günün Karikatürü

Her güne bir karikatür - Her yüze bir tebessüm
Basit, kısa ve keskin yol

Basit, kısa ve keskin yol

Risâle-i Nurları anlamak amacıyla okumak için, hedeflerimiz kadar tarz ve şekiller, yollar da önem arz etmektedir. Hedef parça parça, bölüm bölüm anlamak ve kavramaksa Risâle-i Nurların bütünlüğü ve küllî manaları arasında bunu gerçekleştirmek lâzımdır. var addthis_product = 'jlp-1.2'; var addthis_config...

İmanımızı nasıl güçlendiririz?

İmanımızı nasıl güçlendiririz?

“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında “güç-enerji” üretebildiğimiz gibi; imanımızın barajı kalb ve santralı akıl ile diğer duygularımızı çalıştırabildiğimiz oranda imanımızı yükseltebiliriz. Aslında bunun formülleri basittir: * Hangi...

Anadolu’da ekilen Nur tohumları farklı zeminlerde çiçek açıyor

Anadolu’da ekilen Nur tohumları farklı zeminlerde çiçek açıyor

Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada intişar eden ağaca benzetmiştir. “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir” var addthis_product = 'jlp-1.2'; var...

Şükür nedir ve nasıl yapılır?

Şükür nedir ve nasıl yapılır?

Verilen bir nimete karşı, nimeti verene saygı ve minnet duygusu ile yapılan teşekküre şükür denir. Şükür cümlesi ’’ş-k-r” kökünden gelmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de bu kökten gelen yetmişe yakın kelime bulunmaktadır. Hamd kelimesi “medih ve övme” anlamında olup şükürden daha kapsamlıdır. Şu hadis-i şerif de bunu ifade etmektedir: ’’Allah’a hamd...

İmanlı bir hayat ve meyveleri

İmanlı bir hayat ve meyveleri

Bizlere hayali bile zevk veren, kıymetli bir mazhariyetimiz, abidâne geleceğimiz de olabilir. İmanlı-inançlı, İslâmiyetin sınırları ve emir dairesinde ubudiyet-i İlâhiyeye muvaffak olabildiğimiz mertebe ve derecelerde cennete girmek ve cennetten daha leziz olan Cemalullahı görebilmek. Bu ehl-i hizmet için bir gaye ve hedef değilken ihsan-ı İlâhiye boyun eğdirttirecek bir...

Bediüzzaman'ın sosyal ilişkilerdeki nezih tavrı günümüze ölçüdür

Bediüzzaman'ın sosyal ilişkilerdeki nezih tavrı günümüze ölçüdür

Efendimizin (asm) mübârek ve pak hâl ve etvarından tereşşuh eden olumlu tutum ve davranışların yansımalarına mazhar olan Hazreti Üstad’ın sosyal ilişkilerdeki tavrı daima nezih olmuştur. Sünnet ekseninde bir hayat tarzının hakim olduğu yaşantısında öne çıkan hususiyetlerin Bediüzzaman’da sosyal ilişkilerdeki tavrı günümüze ölçü olarak pekâla...

İsviçre’de Risâle-i Nur okumaları

İsviçre’de Risâle-i Nur okumaları

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen insan, imân derslerine hava gibi, su gibi ihtiyaç duyuyor ve dünya hayatının gerilimli, bunaltıcı koşuşturmalarından sıyrılmak için bir vesile temenni ediyor. Kuş cıvıltıları ve baharın rengârenk Cemâl âyineleri...

Suriye’de dehşetli dezenformasyona dikkat!

Suriye’de dehşetli dezenformasyona dikkat!

Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi bugün doluyor. Ancak çarpıtmalarla ve yanıltmalarla süreç bir başka boyuta vardırılıyor.İşaretler, Suriye’de de dezenformasyonlarla ve uydurma haberlerle karşılıklı bir tahrikin sürdüğünü;...

Kürtlük dâvâsı pek mânâsız bir iddiadır

Kürtlük dâvâsı pek mânâsız bir iddiadır

Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi   “KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR” Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 sayılı Sebilürreşâd’da yazdığı “Kürdler ve İslâmiyet” başlıklı makalede, Kürt Şerif Paşa ile Ermeni Boğos Nubar Paşa'nın Paris’te “Kürdistan” ve “Ermenistan” devletlerinin kurulmasına...

Balkan Coğrafyası da Bediüzzaman’ı Bekliyor

Balkan Coğrafyası da Bediüzzaman’ı Bekliyor

Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği üniversitenin temelini atmasının yüzüncü yılında Saraybosna'da düzenlediği kongre ile gönüllerin fethinin ve manevî cihadın öne çıktığı bu zamanda bu mânâlara önemli bir katkıda bulundu.Balkan Coğrafyası Da Bediüzzaman’ı...

  • RÖPORTAJ
  • NUR HABERLERİ
  • BASINDAN SEÇMELER
  • DÜNYA DÖNÜYOR
  • AVRUPA´DAN HABERLER
Hollanda′dan her yıl Türkiye′ye 1 milyon 200 bin turist tatil için geliyor. Türkiye-Hollanda ilişkilerinde sadece turizm değil, ticaret ve yatırım ...
BEDİÜZZAMAN, ortaya koyduğu fikirleriyle Türkiye ve dünya için büyük bir değer. Bediüzzaman, fikirleriyle bugünün insanlarına büyük hizmetlerde ...

Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin

2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...

Kenan Evren'in sanık sıfatıyla mahkemeye çağrılmasını önemli bulan yazar Etyen Mahçupyan 12 Eylül mahkûm edildikten sonra yeni bir anayasanın ...
Hedefimiz öncelikle gençleri ve çocukları sanal bağımlılıktan korumaktır

SANAL BAĞIMLILIK TOPLUMUMUZ İÇİN YENİ BİR TEHLİKE

Teknoloji, çağımızda en ...

Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada ...

Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...

Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...

Risâle-i Nur Enstitüsü’nün Trabzon Temsilciliğince düzenlenen “Bediüzzaman Said Nursî’ye göre İnsanlığın Kurtuluş Reçetesi Kur’ân Medeniyeti” paneli ...

Risâle-i Nurları okumak, anlayarak, mânâlarında zevk ve lezzet huzmelerinin içinde dolaşarak okumak... Bizim için Risâle-i Nurları okumak, okumanın ...

“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında ...

Bizlere hayali bile zevk veren, kıymetli bir mazhariyetimiz, abidâne geleceğimiz de olabilir. İmanlı-inançlı, İslâmiyetin sınırları ve emir ...

“İnsan bir yolcudur; ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden ve sırattan geçen bir yolculuğu ...

İkinci zuhur çağının iki ana tecdit çizgisi ve akımı var. Bunlardan birisi Arap alemine has olup İhvan-ı Müslimin hareketidir.

Diğeri de Türkiye ...

Tam da ‘başörtüsü yasağı bitti, bitiyor’ derken İzmir’den yeni yasak haberi geldi. Buna göre, Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay ...

Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...

Asya’dan Afrika’ya çatışma ve kriz bölgelerinde karışıklık ve kaos devam ediyor. Suriye’deki durum, elbette gündemin üst sırasında. Lâkin sâdece ...

TÜRKİYE Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Muharrem Balcı, alkolün uyuşturucuyla beraber dünyanın en büyük vebası olduğunu ifade etti.

Alkol, dünyanın ...

“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...

DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...

Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...

BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...

Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...

23 Mart Said Nursî’nin Hakk'a yürüdüğü gün, talebeleri bir hafta boyunca her yıl fikirlerini müzakere eden seminerler, konferanslar düzenliyor. Bu ...

  • MAKALELER
  • SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ KUR´AN
  • KURAN HABERLERİ

Risâle-i Nur, “Kur’ân-ı Kerim’de takip edilen maksad-ı aslî; ispat-ı Sani, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet esaslarına cumhur-i nası irşad ve isal ...

Nobel Ödül sahibi ilk Müslüman Prof. Dr. Abdüsselâm, Kur’ân’ın yaklaşık sekizde birinin, inananları tabiatı incelemeye, nihâî gerçeği arayışlarında ...

Kur’ân’ın, medeniyet harikaları, buluş ve keşiflerden “açıkça” bahsetmemesi noksanlık, kusur değil; bilâkis bir hikmettir; yerinde bir uygulamadır. ...

Said Nursi’nin okumuş olduğu fen-bilimleri ile din bilimlerini birleştirdiği, bilimi tevhid bakış açısıyla yorumlayarak bilimin içeresinden Allah’ın ...

Kur’ân âyetlerinin çoğu, mükemmel birer hazinenin ve birer ilim definesinin anahtarıdır. Gökkubbe içinde-üstünde, maddî ve metafizik âlemde yer işgal ...

Midyat'a gelen İranlı Hafız Fatiha'yı tek nefeste okudu.

Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.

Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.

Fatiha sûresini hiç böyle dinlediniz mi?

Türkiye genelinde yaz Kur’ân kursları cami ve Kur’ân kurslarında başladı. Adana’da da Müftü İsmail Canbolat, Sarıçam Aksoylar Kur'ân Kursu, ...
Okullar tatil olunca bazı anne ve babalar çocuklarının Kur’ân okumasını öğrenmelerini isterler. Kendileri bilmeyenler Kur’ân kursuna ...
Seçimlerin ardından yaşanan karmaşa devam ederken, Meclis henüz çalışmalara başlayamadı. Bu yüzden de seçim sonrasına bırakılan konular ...
Diyanet-Sen Giresun Şube Başkanı Fethi Karahüseyin, ebeveynlere çağrıda bulunarak, çocuklarını Kur’ân Kurslarına katılmalarını sağlamalarını ...
BAŞŞEHİR'de görev yapan din görevlisi Recai Özsoy, kendi yazdığı ve 150 kilogram ağırlığında, açıldığında eni 3 metre, boyu 107 santimetre olan ...
  • NURDAN KATRELER
  • ENSTİTÜ YAZILARI
  • RİSALE-İ NUR IŞIĞINDA
  • TARİHİ HAKİKATLER
  • RİSALE-İ NUR NEDİR?

Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ...

Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...

Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkkî ...

Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define: Onlara (ana babaya) hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun ...

Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet ...

Türkçe’ye “peygamber” olarak tercüme edilen kelimenin Arapça’da iki karşılığı bulunmaktadır; bunlardan birisi “Nebî”; diğeri de, “Resûl”dür. Hem ...

Yeni Said, birçok yönden eskisinden farklı olduğu halde bir kısım eserlerinde “Eski Said’in kafasına” müracaat etmiştir.

Eski Said kafasıyla ...

Kur’ân-ı Kerim, mânâsı, lâfzı, nazmı bakımından mu'cizevî olduğu gibi, muhatabını ikna ederken kullandığı yöntem de beşer takatinin pek üstündedir. ...

Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.

Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...


Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...

Risâle-i Nurları anlamak amacıyla okumak için, hedeflerimiz kadar tarz ve şekiller, yollar da önem arz etmektedir.

Hedef parça parça, bölüm bölüm ...

Verilen bir nimete karşı, nimeti verene saygı ve minnet duygusu ile yapılan teşekküre şükür denir. Şükür cümlesi ’’ş-k-r” kökünden gelmektedir. ...

-Zemin yüzünde çiçek açan genç Saidlerin mektubudur-

Aziz, sıddık, sarsılmaz, çekilmez, yorulmaz kardeşlerimiz,
Nurun fütuhatı bizleri sürura sevk ...

Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...

İnsan bahsi Risâle-i Nur’da içimi en çok titreten yerlerden birisi.

Çünkü insan her zaman çok farklı değerlendirilen ve dünyada yaratılmışların her ...

Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...

Münafıkların çabası ve gizli din düşmanlarının adliyeyi şaşırtıp hükûmeti iğfal etmesi sonucu, 1943 yılı Eylül ayı ortalarında dindarlara ...
ŞÂHİDLERİN beyânıyla, “Meclis sohbet salonu” ya da bugün “kulis” denilen “teneffüs dinlenme- salonu”nda 50- 60 mebus içindeki karşılaşmada önce ...
M. KEMAL’İN de aralarında bulunduğu on sekizi aşkın dâvetle Ankara’ya çağrılan Bediüzzaman’ın Meclis’te merasimle karşılanması, Meclis ...
Ortaya çıkan herbir belge, herbir vesika, Üstad Bediüzzaman'ın eserlerinde ve bilhassa Tarihçe–i Hayat isimli otobiyografisinde yazdıklarını ...

Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...

“Risâle-i Nur nedir?” deseler ne cevap verirsiniz? Risâle-i Nur’u tanıtmak için tanımak gerekir. Onu tanıdıkça çoğalır tanımlar. Tanıtıma ...

Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.

Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...

Bizler Risâle-i Nur’un, cemaatin içindeyiz de, Risâle-i Nur’un bizlere kazandırdığı sosyal ve ruhi reçetelerin, faydaların farkında mıyız acaba? ...

Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”

Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...

  • BEDİÜZZAMAN CEVAP VERİYOR
  • MEDYADA SAİD NURSİ
  • SAİD NUR VE TALEBELERİ
  • BEDİÜZZAMAN KÖŞESİ
  • SAİD NURSİ KİMDİR?

Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...

Prof. Dr. Yasin Ceylan dün bahsettiğimiz yazısında Risale-i Nur’un pratikte Müslüman için bir “yaşam rehberi” olmaktan uzak olduğunu öne ...
ODTÜ Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Yasin Ceylan, Radikal İki’deki “İslâm, Nurculuk ve Fethullah Gülen hareketi” başlıklı yazısında (19.04.09) ...
Son yıllarda muhafazakâr yapının elde ettiği siyasî ve ekonomik güçle İslâm hakikatlerinin hayata geçirilmesi noktasında nasıl bir orantı olduğu ...
Kadir Mısırlıoğlu 10 Şubat akşamı bir televizyon programında Bediüzzaman ile ilgili doğruluğu şüpheli olan hatta iftiraya varacak derecede pek ...

Bediüzzaman Said Nursî vefatının 52. yıl dönümünde Eskişehir Yeni Asya Temsilciliği tarafından organize edilen konferansta anıldı.


Eskişehir Yunus ...

Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...

Diyarbakır Dicle Kent Yeni Asya Temsilciliği tarafından düzenlenen Bediüzzaman’ı anma toplantısı Diyarbakır Ava Düğün Salonunda yapıldı. Dicle ...
BEDİÜZZAMAN Said Nursî’nin vefatının 52. yıldönümü münasebetiyle İzmit Sabancı Kültür Merkezinde gazetemiz yazarı Şükrü Bulut’un konuşmacı olduğu ...

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, kendisini imha etmeye çalışan güçlere meydan okurken, “Ölümüm hayatımdan çok hizmet edecek” diyordu. Gerçekten, hayatta ...

Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.

İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...

Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.

Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...

Tahirî Mutlu, 1900 yılında Isparta-Atabey’de doğdu. Ömrünü iman hizmetinde geçiren Tahirî Mutlu Ağabey 3 Nisan 1977 tarihinde vefat etti. Vasiyetine ...

İnsan hep birileri gibi olmak ister. Elbette Nur’un talebesi de birisini örnek alacaktır kendine. Nurun talebesi, Üstadına en çok benzeyeni örnek ...

Nisan ayı deyince aklımıza Nisan yağmurları gelir. Atalarımız Nisan yağmurlarını “şifa kaynağı” olarak görmüşler. Anadolu’da yağmurun en bol olduğu ...

Efendimizin (asm) mübârek ve pak hâl ve etvarından tereşşuh eden olumlu tutum ve davranışların yansımalarına mazhar olan Hazreti Üstad’ın sosyal ...

Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
 
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”

Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...


‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
 
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”

Bazılarının “Kürdî” tâbirinde ...

“Güneşin doğuşu başkadır orada, batışı başka,
Nur erleri orada eriştiler İlâhî aşka,
Sanki izleri hâlâ durur, toprak ve taşta.
Her daim dillerde ...

Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
 
“Kaçın… ...

İmam-ı Gazali’nin Kimya-yı Saadet’ini okurken bazı konular çağrışım yaptı. Büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursî ile benzerlikler arz ediyordu. ...

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin hayatını anlatan Tarihçe-i Hayat kitabı, 1950’den sonra talebeleri tarafından hazırlanmıştır.

Tarihçe-i Hayat’ın ...

-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-

İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir.
 
Gözlerime inanamıyorum diye ...

Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...

Her çağın kendine özgü bir paradigması varsa, her âlimin de kendine özgü bir çağı okuyuş tarzı olmalıdır. Gazali kendi çağını nasıl özgün bir ...
  • KÜLTÜR SANAT
  • EDEBİYAT
  • ŞİİRLER
  • Kitap Bahçesi

DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...

TÜRKİYE’NİN bir çok il ve ilçesinde Risâle-i Nur Enstitüsünün düzenlediği ve Bediüzzaman Said Nursî Haftası çerçevesinde organize edilen anma ...

Her sene Bediüzzaman Said Nursî’nin vefat yıldönümü vesilesiyle düzenlenen “Bediüzzaman Haftası" kapsamında, İstanbul Yeni Asya Hanım Okuyucuları, 24 ...

ROTTERDAM İslâm Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, vefatının 52’nci yıldönümünde, Bediüzzaman Said Nursî’nin kardeşliğe verdiği önemi ...

ÇORUM Yeni Asya temsilciliği tarafından Bediüzzaman Said Nursî’yi vefatının 52. yıldönümünde anmak üzere organize edilen "İnsanlığın Kurtuluş ...
Bir düşünelim, bir bakalım hele. Dün neredeydik, bugün nerede… Zelzele günlerini hatırlayalım. Daha da gerisine, gidebildiğimiz yere kadar ...
Hayat yeniden başlıyor her sabah. İnsanlar yollara dökülüyor her sabah. Ne kadar garip bu an; her şey, her yer. Bulutlar sanki tanıdık, bildik ...
İnsan şükür için yaratılmış.

Şükrün ne olduğunu bilen insanlar, Rablerine doyasıya şükretmek için ille de insanın başına pek seyrek olarak ...
“Ol âlem fahri Muhammed nebiler serveridir
Ver salâvat aşk ile, ol günahlar eridir”
Yunus Emre

Essalâtü ve’sselâm aleyke yâ Rasulallah…
Susmak, konuşmaktır. Susmak, düşünceler kitabının, konuşmak bölümüdür.
Susmak, derin bir sükût, uzun bir sükûttur.

Zihnimizde bağırışlar ...

Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.

İmanın ...

Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...

Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,

Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...

Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten

Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...

Boş durmuyor, yine iş başında birileri,
Topladılar başlarına cinleri, perileri,
Gözlerine batıyor adeta Nur Risâleleri,
Bozmaya çalışıyorlar, bazı ...

Hafızamız bizi yanıltmıyorsa, Bediüzzaman Said Nursî ve şaheseri Risâle-i Nur’ları 1983-84 kışında tanımıştık. Lise son sınıftaydık. Demek ki o ...

Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”

Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...

“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur

Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...

Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?

Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...

“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...