| Toplum yaralarını imanıyla sarıyor |
|
|
| H.Hüseyin Kemal tarafından yazıldı. |
| Pazartesi, 13 Şubat 2012 00:03 |
“Türkçülük görünümleri altında milletin yüzlerce yıldır biriktirdiği değerlere saldırılıyor. Ben de birçok meslektaşım gibi böyle bir saldırıdan çok daha örselenmiş olarak çıkacağımızı sanıyordum. Ama şimdi sevinçle görüyorum ki, bu toplum saldırıya uğradıkça, imanının beslendiği değerlere daha çok sarılarak, kendi yaralarını sarmış…”MİLLETTEN YANA OLAN AYDINLAR “Benim umudum siyasetçilerden ziyade, milletin aydınlarında. Bilinmez bir geleceğe doğru yol alırken, canhıraş biçimde mücadele eden siyasetçilere değil, aklıselim, bilgi ve sezgileriyle iş yapan aydınlara bakmak lâzım. Milletten yana olan aydınlar ne kadar çok söz alırsa işimiz o kadar kolaylaşır.” SİYASETÇİLERE DEĞİL, HALKIN AYDINLARINA BAKMAK LÂZIM Türkiye’nin büyük bir değişim içinden geçtiği düşünülürken Türkiye toplumunun nasıl bir yapısı olduğu üzerinde pek de durulmayan bir konu. Hakikaten Türk toplumu devletin her dediğine evet mi diyor? Toplumun genetik yapısı nedir? Değişimler karşısında nasıl bir pozisyon alıyoruz? gibi soruları sormanın yerinde olduğunu düşündük. Biz de Türklerin Psikolojisi kitabının yazarı Prof. Erol Göka ile toplumun düşünce ve karakter röntgenini çekmeye çalıştık. Bakın ortaya neler çıktı… BEKA ENDİŞESİ BAZEN VEHİME DÖNÜŞÜYOR Türkiye’de toplum kendini sizce nasıl tanımlıyor? OTORİTEYE KARŞI İTAATKÂRIZ,AMA KARŞI ÇIKMAK İÇİN FIRSAT KOLLUYORUZ Millet olarak diğer milletlerden farklı özelliklerimiz var mı? TOPLUM, DEVLETİ AZASI GİBİ GÖRDÜĞÜNDEN SES ÇIKARMIYOR Türkiye’de cumhuriyet tarihi boyunca toplum devlet ilişkileri nasıl olagelmiş? Konuşulması oldukça zor bir konu… Zira toplumun görünen tepkileriyle derin yaşantısı ve düşünceleri arasında büyük farklılıklar var. Görünüşte gayet uyumlu asla isyankâr olmayan bir toplumuz. Daha çok Doğu ve Güney-Doğuda olan etnik ve dini kalkışmalar olmuş, ama diğer bölgeler inadına sessiz. Dininin baskı altına alınmasına, Latin harflerine, hafızasını silme gayretlerine bile ses çıkarmıyor; en sevdiği liderlerden birisi olan rahmetli Adnan Menderes asıldığında bile gözyaşlarını içine akıtıyor. Devletini kendi bedeninin azalarından birisi, özürlü bir azası ya da hayırsız bir evlâdı olarak görüyor adeta. “İşime yaramıyor, canımı yakıyor, ama ne de olsa benim bedenim, benim evlâdım derdimi kimseye belli etmemeliyim” diyor. Sanki barışçı bir biçimde hesap sormak için fırsat kolluyor; tepkisini hemen belli etmiyor, ama önüne sandık konduğunda “Gidin başımdan, sizden de yaptıklarınızdan da hoşnut değilim” diye haykırıyor. SES ÇIKARMAYINCA YÖNETİCİLER HALKIN KENDİLERİNİ SEVDİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR Devletin yanında devlet adamlarıyla ilişki düzeyimiz nasıl? Kendisine hizmet edenleri, kendisine devlet katından yakınlık gösterenleri asla unutmuyor, onları bağrına basıyor; devletinin kıymetini biliyor olmasından olsa gerek diğerlerini de hemen silmiyor. Devletten hep umutlanmak istiyor. Böylesine erdemlerle dolu bir toplumda “devletlu” olmak kolay tabiî. Toplum isyan etmiyor, derdini içine atıyor, dışarıya vurmuyor. Toplumun derdiyle dertlenmeyen “devletlu” da “başında boza pişirmeme rağmen halk isyan etmediğine göre demek ki beni seviyor” diye düşünüyor, oysa fena halde yanıldıklarını görmüş olmalılar. Tek parti döneminden hoşnutsuzluğunu ve kendisine saygı duyulmasını, söz verilmesini isteyen toplum, 1946’dan beri mutedil, ama dalga dalga demokrasiye doğru yürüyor. Başlangıçta küçük bir grup jakobene ödünç verdiği devleti adeta yeniden geri alıyor. GELENEĞİNE SAHİP ÇIKMAYANIN GELECEĞE KATKISI OLAMAZ Bazı kesimler tarafından halkın sürekli cahil ve özgürlük arayışı içinde olmadığı söylenir. Buna katılıyor musunuz? Bu halka sürekli kabahat bulan, onu beğenmeyen o kadar çok “aydın” kılıklı karanlık adam var ki… Halk arasında “çıktığı kovuğu beğenmemek” lâfı var ya, bizim karanlıklar tam onlardan; halkı anlamaya çalışmak, ona uygun bir perspektif geliştirmek yerine, tüm beceriksizliklerini attıkları bir rezervuar olarak görüyorlar. Halka olan bu sevgisizlikleri görülmesin diye önlerine “halkçı” yaftası asıyorlar. Bilmiyorlar ki, kendi geleneğine sahip çıkmazsan, kendi halkının erdemlerini savunmazsan senden ne kendine, ne insanlığa gelecek bir hayır yoktur… TOPLUM, SALDIRIYA UĞRADIKÇA İMANIN BESLEDİĞİ DEĞERLERE SARILMIŞ Cumhuriyet dönemini göz önüne alırsak halk kendine çok yabancı kültürel bir dayatmayla karşılaşıyor. Bu toplumda ne tür yaralar, hastalıklar açmış olabilir? Evet, güya “arı-duru Türkçe”, “Asya kültür tarihimize dönüş” gibi Türkçülük görünümleri altında milletin yüzlerce yıldır biriktirdiği değerlere saldırılıyor, işgal altına alınıyor. Ben de birçok meslektaşım gibi böyle bir saldırıdan doğrusu çok daha örselenmiş olarak çıkacağımızı sanıyordum. Ama şimdi sevinçle görüyorum ki, bu toplum saldırıya uğradıkça, imanının beslendiği değerlere daha çok sarılarak, kendi yaralarını sarmış… İçimizden çok azına musallat olmuş fanatizm illetini görmezden gelirsek iyiyiz çok şükür. Sürekli devlet dairelerinde, diploma törenlerinde edilen kutsal devlet yeminlerine ne diyorsunuz? VESAYETLE SİVİL TOPLUMUN ORTASINDA BİR YERDEYİZ Son zamanlarda devlete karşı ne olduğu anlaşılmaz bir siyasî tavır mı geliştirildi? Ama sonuçta bu darbeleri yapan devlet değil miydi? Gibi açıklamalar da yapılıyor… Bana sorarsanız bir yandan demokrasi mücadelesi sürüyor, bir yandan tarihsel psikolojimiz bizi ayaklarımızdan daha ileri gitmeyelim diye çekiştiriyor. Kafalar karışık, çok çektiğimiz vesayet sisteminden kurtulmak istiyoruz, ama sivil toplum geleneğine sahip olmadığımızdan topluma da pek güvenmiyoruz. Şimdi tam orta yerde duruyoruz, yeni anayasa konusundaki tavrımız, bu büyük imtihan, demokrasi mücadelesinde sınıfta kalıp kalmadığımızı belirleyecek. Şu anda Ergenekoncu-demokrat gibi halk bölünmüş vaziyette. Bu tür kutuplaşmaların aşılması için toplumsal olarak ne yapılabilir? Bence gerçekte bir kutuplaşma yok, kafa karışıklığı dediğim durum var. Milletin gerçekten güvendiği organik aydınlar ortalığa daha çok çıkıp söz aldıkça, ne olup bittiğini, dahası demokrasinin ne demek olduğunu ve ilerlemesi için ne yapmamız gerektiğini daha iyi anlattıkça yolumuz aydınlanacak. Demokrasi yaşama geçtikçe millet birbirini daha iyi anlayacak. Bakın başörtüsü ne büyük sorun gibi duruyordu, şimdi üniversitelerimizde başörtüsü için lehte veya aleyhte tek bir eylem bile yapılmıyor. Yine aynı şekilde koca koca paşalar tutuklanıyor, tek bir nümayiş yapılmıyor… SİYASETÇİLERE DEĞİL, AKLI SELİME ÇAĞIRAN AYDINLARA KULAK VERİLMELİ Yeniden bir devlet tanımımı yapmak gerekiyor. Ama öbür taraftan kimse değişimlerden memnun değil? Hep böyle bir memnuniyetsizlik mi devam edecek? Ustalık döneminde “usta”nın ne yapacağına, krizi nasıl yöneteceğine, bizi nereye götüreceğine bakalım diyeceğim, ama şaka olarak tabiî ki… Benim umudum siyasetçilerden ziyade aydınlarda, milletin organik aydınlarında. Bilinmez bir geleceğe doğru yol alırken, canhıraş biçimde mücadele eden siyasetçilere değil, aklı selimle, bilgi ve sezgileriyle iş yapan aydınlara bakmak lâzım. Milletten yana olan aydınlar ne kadar çok söz alırlarsa işimiz o kadar kolaylaşır. Siyaset elbette çok lâzım, ama neredeyse tüm enerjisini mücadeleye ayırmış siyasetçiye de çok yüklenmemeli. Siz görülmeyen devletin muteber olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız? Devletin ürünü olduğu milletle ilişkisi, tam da bedenimizin çalışması gibidir. Sağlıklı bir bedenin çalışmasını asla hissetmeyiz, bedenimiz ancak bir hastalık halinde ağrı, acı ve işlevsizlikle kendisini hissettirir. Bedenimiz kendisi sürekli fark ettirdiğinde hastalanmışızdır. Hayatımızı yaşayıp giderken, yaşayan bir bedenimiz olduğunun ve ona ait çeşitli sistemlerin, organların, doku ve hücrelerin inanılmaz bir harmoniyle çalışmasının tümüyle bilincinde olduğumuz halde, bu çalışmayı hissedemeyiz. Zaten başka türlü olsaydı, örneğin kalbimizi her tik-takını ona dikkat kesilmeden hissediyor olsaydık, hayat dayanılmaz bir kâbus olurdu. Bedenimizin çalışmasını, ancak bedensel sağlığımız bozulduğunda hissederiz ve aslında hastalık anlarında bu hissettiğimiz de, tam anlamıyla bedenin çalışması değil, bedenin bozuk çalışmasının yol açtığı semptomlardır; yani bedenimizi hissettiğimiz andan itibaren ortada bozuk çalışmaya bağlı semptomatik bir hissediş vardır. Bedenin nomos’unu ancak düzen bozulduğunda yani hastalandığımızda hissederiz. Toplumsal nomos için de aynı hakikat geçerlidir; toplumsal düzenin idamesinden sorumlu olarak var olan ya da varlık nedeni toplumsal düzenin idamesi olan ve ancak bunu sağlayabildiği ölçüde meşrûiyetini garanti edebilen devlet, hayatın içinde hissedilmeye, görülmeye başladığında, bu, toplum düzeninde işlerin yolunda gitmediğine delâlet eden bir durumdur. EN BÜYÜK HASTALIKLARIMIZDAN BİRİ MEŞVERETİ REDDETME Yani… Siz Türkiye'de devlet yönetiminde ne tür hastalıkların olduğunu düşünüyorsunuz? Kliniği Şefi oldu. 2010 yılından beri Konya Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Profesör kadrosunda. “Türk Grup Davranışı” kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği 2006 yılı Yılın Fikir Adamı Ödülü’ne lâyık görülen Erol Göka’ya, 2008 yılında da Türk Ocakları Ziya Gökalp İlim ve Teşvik Ödülü verilmiştir. Yayınlanan 20 kitabının içinde öne çıkanları: “Türklerin Psikolojisi” (2008), “Kadınlar, Erkekler, Aşıklar” (Sema Göka İle birlikte, 2008), “Türklerde Liderlik ve Fanatizm” (2009), “Ölme: Ölümün ve Geride Kalanların Psikolojisi” (2009), “Türk’ün Göçebe Ruhu” (2010), “Aşk Her Şeyi Affederse” (2010), “Geçimsizler: Kişilikleri Tanıma ve Geçinmeyi Kolaylaştırma Kitabı” (2011)… |
|
Müstakbel cennet gençlerinin genç... |
|
Abdil Yıldırım |
|
|
28 Şubat ve Demirel |
|
Ahmet Said Akgül |
|
|
Önce İftira Ettiler, Şimdi İtiraf... |
|
Davut Şahin |
|
|
Atomların hareketi ve Kuantum Mek... |
|
Halil Akgünler |
|
|
Demokratların ahı mı tuttu? |
|
M. Nureddin Kutan |
|
|
Analarımızı anmak |
|
Mikail Yaprak |
|
|
Hakikat güneşi İslâm “bahane” kal... |
|
Nejat Eren |
|
|
Ayasofya zincirlerinden kurtulmay... |
|
Osman Zengin |
|
|
Futbol Hastalığı |
|
Prof. Dr. Mustafa NUTKU |
|
|
Riyanın mahşerdeki görüntüsü |
|
Süleyman Kösmene |
|
|
Bilmek cehaleti giderir mi? |
|
Şükrü Bulut |
|
|
Güzel düşünen hayatından lezzet a... |
|
Vehbi Horasanlı |
|
Sitede şuan 123 ziyaretçi var.
Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin
2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...
Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...
“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında ...
“İnsan bir yolcudur; ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden ve sırattan geçen bir yolculuğu ...
Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...
“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...
DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...
Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...
BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...
Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...
Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.
Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.
Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ...
Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...
Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkkî ...
Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet ...
Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.
Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...
Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...
Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...
Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...
Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...
Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.
Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...
Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”
Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...
Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...
Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...
Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.
İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...
Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.
Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...
Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”
Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...
‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”
Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
“Kaçın… ...
-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-
İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi,
onun validesidir.
Gözlerime inanamıyorum diye ...
Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...
DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...
Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.
İmanın ...
Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...
Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,
Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...
Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten
Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...
Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”
Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...
“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur
Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...
Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?
Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...
“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.
Mesajınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.