Anasayfa Gündem Röportaj Mehmet Kutlular: Hocaefendi yanlış yaptı
Mehmet Kutlular: Hocaefendi yanlış yaptı Yazdır e-Posta
Vakit tarafından yazıldı.   
Pazar, 10 Nisan 2005 01:00
ImageYeni Asya Grubu’nun lideri olan Mehmet Kutlular, cemaate ait Yeni Asya gazetesinin de başında bulunuyor. Nur cemaatinde daha çok Süleyman Demirel’e olan yakınlığı sebebiyle eleştirilen Kutlular, 12 Eylül Anayasası’na ‘hayır’ dediği için de takdir ediliyor. Demirel’in kendilerini kullandığı eleştirilerini kabul etmeyen Kutlular, tarihi olayların tam tersi bir durumu gösterdiğini belirtiyor. İşte Kutlular’ın sorularımıza verdiği cevaplar.


Nur hareketinin geldiği noktayı nasıl buluyorsunuz?

- Risale-i Nur hizmeti istediği noktaya vardı diyemeyiz, ama çok da güzel yol aldığını söyleyebiliriz. Nur hareketinin hak etttiği yere gelmesini, “Üstad Hazretleri’nin hak ettiği ve lâyık olduğu yere oturabilmesi; düşünce ve fikirlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılabilmesi” şeklinde anlıyorum. Çünkü Said-i Nursi sıradan bir âlim değildir. Özelliği olan bir insan. İslâm dünyası, Türkiye, ve insanlık âlemi için ortaya bir reçete koydu. Kur’an’ın evrensel mesajını, bu asırda bütün insanlığa, en güzel şekilde anlattı, hastalıkları tespit edip ilaçları vererek “hastalıktan kurtulursunuz” dedi. Ama Türkiye ve dünya şartları bu noktada ciddi bir çalışmayı önlemiştir. Bu anlamda bu hizmeti engelleyenlerin başında devletimiz geliyor. Çünkü evhamlı bir kafası var. Her şeye şüpheyle, evhamla yaklaşıyor ve her şeyi tehdit unsuru olarak görebiliyor.

Peki bu noktada ne yapılması lazım?

- Risale-i Nur’un hedeflenen noktada olması için akademik çalışmaların yapılması gerekiyor. Akademisyenler, Bediüzzaman’ın düşünceleri üzerinde çalıştıkları zaman aforoz ediliyor. Şerif Mardin, uluslararası bir akademisyen olmasına rağmen aforoz edildi. Dolayısıyla biz, ancak dikkatleri Üstad Hazretleri’ne çekmekle meşgulüz. Ciddi anlamda bir akademik çalışmaya yönelemiyoruz. Bunu üniversiteler yapacak. O zaman Üstad, layık olduğu ve hak ettiği yere gelecektir. Bu noktalarda yavaş işliyoruz. Risaleler yayılmıyor değil. Ama bir halkın okuması var, bir ilim adamlarının, bir de akademisyenlerin okuması var. Din âlimlerimiz de yaklaşamıyor; çoğu ya ilâhiyat fakültelerinde, ya da devletin bir memuru olarak çalışıyor. Şerif Mardin’e nasıl ters bakılabildiyse, bunlar da ters bakılmaktan çekiniyor.

28 Şubat’ın buna nasıl bir etkisi oldu?

- 1980’den önce Bediüzzaman’a ilgi daha büyüktü. 28 Şubat süreciyle yukarıda bahsettiğim baskı ve korkular arttı. Risalelere, Türkiye’den ziyade yurtdışındaki ilim adamları ilgi duyuyor. Belki bir gün bize, “Niye bu konu üzerinde fazla durmadınız?” diyecek ve kızacaklar. Batılı akademisyenler, meseleye ideolojik bakmıyor. o­nlar bu bakımdan rahat. Biz henüz demokratikleşemedik. Baskılar devam ediyor. Derin devlet var. Ancak kendi ideolojisi çerçevesinde yapılan çalışmalar takdir görüyor. Bu ideolojiye uygun olmayan her meseleye devlet gücüyle karşı çıkılıyor. Şerif Mardin’e yapılan budur.

Demirelcilikle eleştiriliyorsunuz...

- Kim eleştiriyor? Eğer MHP ve Milli Selamet eleştiriyorsa, bunlar siyaseten eleştiriyor. Çünkü o­nlar Demirel’e değil demokrasiye karşılar. Din namına siyaset yapanlara destek vermedik. o­nların içinden de, genç bir grup ayrılıp AK Parti’yi kurarak, bizim düşüncelerimize geldi. Böylece iktidar da oldular. Ayrıca o zamana kadar Demirel’in alternatifi yoktu. Kime oy vereceksin? MHP’ye mi, Ecevit’e mi, MSP’ye mi? Bunların demokrasiyle ilgisi yok. Biz ehven-i şer olarak gidip Demirel veya Çiller’e oyumuzu verdik. Benim Üstadım Demirel’den evvel demokrat. Hiçbir zaman alt seviyede bir siyaset yapmadık. Şahsımız adına hiçbir şey istemedik. Milletimizin bir meselesi varsa herkes gibi gidip yapılması gerekenleri anlattık. Demirel zamanı dâhil, bir kuruş teşvik, yardım almış ve istemiş miyiz? Oyumuzu veriyoruz, savunuyoruz. Ama almadık. Niçin? Biz hep bu meseleden uzak durduk. Hiçbir hükümet döneminde bir kuruş dahi teşvik istemedik. Hâlbuki Demirel’den en fazla istifade edebilecek insanlarız biz. 28 Şubat’a kadar Demirel aynı Demirel’di. 28 Şubat sürecinden sonra değişti. Burada Demirel’in fonksiyonu, orduyu, “siz oturun biz bunu siyaseten halledelim” şeklinde ikna etmek oldu. .

Demirel’in, şahsınızda Nurcuları kullandığı eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Demirel’in bizi kullandığı doğru değil. Bizi nerede kullandı? Oylarımızı alarak mı kullandı? AK Parti de benden oy isteyebilir. Ben bir grup isem, her parti benim oyumu almak için birtakım tavizler vermek durumundadır. Türkiye’nin şartları bu. Biz zaten demokrat misyonun DP, AP ve DYP ile geldiğine inanıyoruz. Çünkü bunun alternatifi yok. Demirel’e oyumuzu verdik, ama istediğimizi yapmadı diye parti değiştirecek bir kitle değiliz. Kendimizi değil milletimizi düşünüyoruz. Demirel, Bediüzzaman ve talebelerinin samimi bir dostudur. Bugüne kadar hiçbir zaman Demirel’in ağzından Bediüzzaman ve Nur talebelerinin aleyhinde bir tek kelime çıkmamıştır. Oy verdik diye teşvik gibi maddî veya manevî herhangi bir menfaat sağlamadık. Kaldı ki, inandığı istikamette oy kullanmak, kullanılmak olarak değerlendirilemez.

'Biz anlattık, o­nlar anlamadı'

Demokrasinin temel dayanaklarında hürriyet, adalet ve eşitliğin olduğunu kaydeden Mehmet Kutlular, "En kapsamlı hürriyeti, benim dinim 1400 yıl önce getirdi" diye konuştu...

28 Şubat sürecinde Demirel "sivil yollara" başvururken, Ecevit, Demirel'in aksine Nurculara sahip çıktı.

- Ecevit, Nurculara değil, Fethullah Hoca'ya sahip çıktı. Ecevit, dindarlara hiçbir zaman sıcak davranmadı. Orada Fethullah Hoca'nın desteğini alarak birinci parti olduğu için sahip çıktı. Ecevit'in İslâmiyet'e karşı kanaati değişmedi.

Hocaefendi yanlış mı yaptı?

-Bana göre Hocaefendi, Ecevit'i destekleyerek yanlış yaptı. Karaoğlan, Marksizmin bayraktarlığını yaptı. Marksistti. Dönüş yaptığını da sanmıyorum. Genel manada dindar grupları değil, sadece Fethullah Hoca'yı savundu. Bazıları her seçimde parti değiştirdi. Biz hiç değiştirmedik. Bana göre parti değiştirmeye gerek yoktu. Bu yaptıkları hareketin yerini Risaleler'de ve Üstad'ın hayatında bulamazlar.

Dönem dönem iktidarlara yakın oldunuz. Kendinizi devlete iyi anlatamadınız mı?

- Biz anlattık, ama o­nlar anlamak istemedi. Çünkü devletin ilimle alâkası yok. o­nun "resmi ideolojisi"yle alâkası var. Her şeyi o­nunla değerlendiriyor. İdeolojisinin temelinde de Kemalizm ve Atatürkçülük var. Tarih, o­na göre yazılıyor. Topluma bakış bu anlayışa göre şekilleniyor. Bu anlayışa uyuyorsan iyisin, değilsen düşmansın. Bundan dolayı devlet anlamak istemiyor.

Devleti eleştirmenizde gazeteci sıfatınızın bir etkisi var mı?

- Hayır! Üstad'ı anlamamın etkisi var. Çünkü Üstad; çekinmeyen, korkmayan ve hürriyetçi bir parlamenter sistemi cumhuriyetten önce savunan bir âlim. Üstad'ımız başta olmak üzere, ağabeylerimiz o kadar sıkıntı çekmelerine rağmen, devlete düşman olmadık. Hakkımızda iki binin üzerinde dava açıldı. Üstad ve ağabeyler çok işkence gördü. Buna rağmen biz, devlet düşmanı değiliz. Demokrasiyi savunuyoruz. Ama devletin yanlışlarını da yapıcı bir dille eleştiriyoruz. Üstad'ımız "Medenilere galebe çalmak ikna iledir. Vahşiler gibi icbar ile değildir" diyor. Biz fikirlerimizi ve eleştirilerimizi söylüyoruz. Bu bizim hakkımız.

Siz hangi demokrasi anlayışını savunuyorsunuz? Bu anlayış, Bediüzzaman'ın savunduğu "meşrutiyet-i meşrua" ile örtüşüyor mu?

- Evet, örtüşüyor. İslâm dünyası ve Türkiye, Üstad'ın bu çizgisine gelebilmiş değil. Bazı meseleleri kabullenemiyor. "Şeriat varken, İslâm varken, bir Müslüman niye demokrasiyi savunsun" diyorlar. Anlayamadıkları bir espri var. Said Nursi, isme değil, içeriğe bakıyor. Demokrasinin temel dayanaklarında ne var? Hürriyet var. En kapsamlı hürriyeti benim, dinim bin dörtyüz yıl önce getirdi. Başka ne var? Adalet ve eşitlik var. Bizim halifelerimiz gayr-i Müslimlerle mahkemelerin önüne çıkmışlar. Milli irade ve seçim diyoruz. Demokrasi seçime dayanıyor. Dört halife seçimle göreve geldi. Ancak bazı farklar da var. Meselâ İslâm'ın hürriyet anlayışında birey, ne kendisine, ne de başkasına zarar verebilir. Ama Batı medeniyetinin hürriyet anlayışı ve demokrasiyi uygulayış biçiminde, başkalarına zarar vermediğin sürece istediğini yapabilirsin. Bunun gibi meseleler düzeltilebilir. İnancıma ters şeyler varsa da, o­nu inancıma göre şekillendiririm. İsim o kadar önemli değil. İçeriği önemli. Türkiye'nin adı, "cumhuriyet," ama içi boş. Adının cumhuriyet olması, içeriğinin de cumhuriyet olduğu anlamına gelmez. Ne zaman bu millete sorarak iş yaptılar? Hâlâ da sorulmuyor. İki de bir ihtilâller oluyor. "İlâhi ikaz" dedim, iki yıl ceza yedim. Cumhuriyete değil, içi boş cumhuriyete karşıyız.

'İhtilali savunamayız demokrasiye ters'

Müsadenizle tekrar bölünmelere gelmek istiyorum. Darbelerin ayrılıkta nasıl etkisi oldu?

- 12 Mart'ı eleştirdik. Ama 12 Eylül'de, bazı ağabeyler yanlış bir yola girdiler. Mehmet Kırkıncı, "Komünistlere karşı kader bizi Kemalistlerle beraber olmaya mecbur etti' diyor. Hayatını anlattığı kitabında, ihtilali müjdeli bir haber olarak aldığını söylüyor. Bu fikri Kırkıncı Hoca geliştirdi. İhtilal müjdeyle değil, üzüntüyle karşılanır. Ben ordu düşmanı değilim. Ama orduyu âlet ederek ihtilal yapana, vatandaş olarak karşı çıkma hakkım var. Ben irademle seçtiğim hükümeti, irademle indirmek istiyorum. Biz Yeni Asya gazetesinde 12 Eylül karşıtı neşriyat yapıyorduk. İhtilal sonrası ağabeyler, Kırkıncı Hoca'nın "ihtilal oldu, aleyhte olursak kötü olur" düşüncesinin etkisinde kaldılar. Buna inandılar. "Hapse girme endişesi" ve "cemaati koruma düşüncesi"yle ihtilalcilerin eleştirilmemesi gerektiğini söylediler. Kırkıncı Hoca'nın bu yönde mektubu var. Bunlar, 12 Eylül darbesini Çanakkale, Niğbolu ve Malazgirt zaferlerinden daha büyük bir zafer olarak sundular. Bu, Üstad'ın anlayış ve inancına ters bir tutumdu. Biz ihtilali savunamayız. Çünkü demokrasiye ters. Ama savunan ağabeyler oldu. Böylece 12 Eylül taraftarı ve aleyhtarı diye bir münakaşa oldu. Bundan dolayı bir bölünme oldu.

Darbecilerin, bu süreçte sizden her hangi bir talebi oldu mu?

- İhtilal sonrası komünistleri bertaraf eden devlet, mütedeyyin insanları da rejim düşmanı olarak gördü. Bu tehlikeye karşı da Müslümanlarla temasa geçtiler. "Ya İslâmî grupları beraber olmaya ikna edelim, ya da baskı kurarak, korkutarak veya devlet imkânlarını sunarak yanımıza çekelim" düşüncesiyle kendilerini güvence altına almaya çalıştılar. Bence 12 Eylül bunu başardı. 12 Eylül'de Konsey adına biri benimle görüşmek istedi. 3 teklif ile geldiler. Bana, "Mehmet Bey, biliyorsunuz bir ihtilal oldu. Bunun için bütün sivil toplum faaliyetleri yasaklandı. Ama siz bu yasaklara uymuyorsunuz. Beyazıt'ta her Cumartesi iki yüz kişiyle sohbet yapıyorsunuz. Bunlar Konsey'e rapor olarak geliyor. Konsey bu toplantılarınızı kaldırmanızı istiyor. Bunun için anlaşmaya geldik. İkincisi: Atatürk aleyhtarlığı yapıyorsunuz. Paşalar bu konuda hassas. Bunu da yapmamanızı istiyoruz. Üçüncüsü ise yurtdışında (yurtiçinde değil) Süleymancılara ve Milli Görüşçülere karşı beraber mücadele verelim -her halde o­nları bizden daha tehlikeli görüyorlar.- Bunları kabul ederseniz, devlet imkânlarını emrinize tahsis edeceğiz" dedi. Ben de, "Birincisi: bu dersleri kaldırmayız. Biz imanî konularda ders yapıyoruz. Rahatsız oluyorsanız, bizi toplar hapishaneye atarsınız. Biz de çıktığımızda, bıraktığımız yerden devam ederiz. İkincisi: Atatürk meselesinde yaptığımız bir şey yok. Ama sizler Atatürk'ü "Besmele" yaptınız. Bazı şeyleri tenkit ediyoruz. Üçüncüsü ise Süleymancılara ve Milli Görüşçülere niye düşmansınız? Çünkü o­nlar dindardırlar. o­nun için o­nlara muarızsınız. o­nların Müslümanlığından şüphemiz yok. Farklılıklarımız var; ama biz o­nlara düşman değiliz. o­nlar bizim din kardeşlerimiz. Ayrıca kendimizi o­nlara karşı kullandırtmayız. Hiçbir teklifinizi kabul etmiyorum" diye cevap verdim. Bana, "İyi düşün!" diyerek bir teklif daha yaptı: "Eğer bu teklifleri kabul ederseniz, Risaleleri, cezaevlerine devlet eliyle dağıtırız" dedi. Ben kendisine teşekkür edip kabul etmedim.

Bu teklifi niye size getirdiler?

- Çünkü biz o zaman bütün ve güçlüyüz. Bir gazete sahibiyim. Hizmetlerin içindeyim. Siyasi ve sosyal olaylarla meşgul olan bir insanım. Sosyal biriyim. Herkesle diyaloğum var. Şöyle düşündüler: "Bu adam söz sahibi olan -hâşâ- lider gibi -ki bizim cemaatimizde böyle bir şey yok; ama devlet öyle görüyor. Bunu kafakola alırsak arkasını getirir zaten." Bunun için bana geliyorlar. Benden istediğini alamayınca, Kırkıncı Hoca'ya gittiler. Kırkıncı Hoca teklifi kabul etti. 12 Eylül'ü alkışlayan ve toplumun kurtuluşu olarak gören bir insanın, bu teklife sıcak bakması normal. Diğer İslâmî grupları da bu tekliflerle böldüler. 12 Eylül sonrası bütün İslâmî gruplar bir teslimiyet içine girerek sindi. Kimisine dünyayı amade ettiler. Kimisini de korkuttular. Bu, 12 Eylül'ün bir siyaseti idi.

Nurculuğun birçok cemaate bölünmesi ve Kürt meselesi üzerine sorularımızı cevaplandıran Mehmet Kutlular, "Kıskançlık duygusu bastırılamıyor. Kusur biz Müslümanlarda" diye konuştu.

Nurculuğun, birçok cemaate bölünmesinin sizce ana sebepleri nelerdir?

- Bakınız, hepimiz insanız ve hatalarımız var. Allah her türlü duyguyu vermiş. İnanıp inanmamakta da serbest bırakmış. Kıskançlık, kin, nefret ve diğer duygular her insanda mevcut olduğu gibi, bizlerde de var. İnsanlar arasındaki farklı duygular ve düşünceler terbiyenin kontrolünden çıkarsa toplumda sıkıntılar başlar. Bizim ayrılık meselemizde itikat noktasında, aramızda hiçbir sorun yok. Ayrılıklarımız şahsî, hissî birbirini üstün görmeye bağlı şeylerdir. Hâlbuki bunların hepsi men edilmiş şeyler. Ama men edilmesine rağmen, kıskançlık duygusu bastırılamıyor. Kusur İslâm'da değil, biz Müslümanlarda. Bu duyguların kontrol altına alınamayışı, sürtüşmelere sebebiyet veriyor. Ama kimse bu duygulardan dolayı sürtüştüğünü söyleyemiyor. Söylese ayıplanacak. O zaman, o­na hizmet kılıfıyla bir kutsiyet atfediyor.

İlk ayrılık ne zaman başladı?

- İlk ayrılık, Hüsrev Ağabeyin tutumundan kaynaklandı. 1956'da Risaleler tamamen serbest bırakılınca, Üstad Hazretleri de bunları Latin harfleriyle bastırmak istedi. Üstad, "Eski yazılar devam etsin, ama yeni yazılarla da Risaleler neşredilsin" diyordu. Çünkü, "bu hakikatlerden yeni nesli mahrum bırakamayız" diyordu. Hüsrev Ağabey "Olmaz efendim" diyor.

Üstad'ına karşı mı çıkıyor?

- Orasını bilemem. Ancak Üstad'a küsüyor. Üstad hayatta iken hepsini Latin harfleriyle basıyor. Üstad'ın vefatından sonra önü açılınca, "Latin harfleriyle yazılan bütün Risaleler yakılacak" diye bir emir verdi. o­na uyanlar Latin harfleriyle basılan Risaleleri yaktılar. Hâlâ da okumazlar.

Sonraki bölünmeler?

- Küçük olaylar üzerinde durmak istemiyorum. Bakınız Üstad "demokratik bir cumhuriyet"i savunuyor. "Ehven-i şer" diye demokratlara oy verip, insanları da oy vermeye davet etti. Mü'min kardeşlerini buna davet etti. Buna uyanlar olduğu gibi, uymayanlar da oldu.

Açık talimat verdi mi?

- Tabii. Çünkü o zaman iki parti var. Ya demokratlar iktidara gelecekti, ya da CHP. Demokrat Parti istediği manada demokrat olmasa da, ehveni şer diye demokratları destekledi. Talebelerine bunu söyledi. Üstad, "Halk Partililer kolumuzu, Demokratlar ise parmağımızı kesiyor" diyor. Hangisini vereceksiniz? Tabiî ki parmağınızı. Biz bundan yola çıkarak, ihtilallere karşı çıktık.

AK Parti'yi bugünün Demokrat Partisi olarak görüyor musunuz?

- Bizim böyle bir kanaatimiz yok. AK Parti yeni bir parti. Siyasi tecrübesi olanlar, hemen karar vermez, beklerler. Ama ben bütün samimiyetimle demokrasiyi içlerine sindirmelerini isterim. Kamuoyu, partinin oturmasını bekliyor. AK Parti'ye oy veren kesimler şimdiye kadar aradığını bulamadı. Yıllardır demokrasiyi küfür rejimi olarak görüyorlardı. AB'ye karşı durdular. Müslüman Hıristiyan diyaloguna karşıydılar. Sonradan yanlış yaptıklarını anladılar. o­nlar bizim fikrimize geliyor. Üstad'ımın cumhuriyetin ilanından önce söylediği fikirlere, o­nlar geliyor. Ben gitmiyorum. İnşallah samimidirler. Bunu temenni ediyorum.

Keşke siyasete ve partilere bulaşmasaydık diyor musunuz?

- Biz siyasete bulaşmadık. Siyasete oy verdik. Siyasete bulaşmak, parti kurmak ve partiyi ele geçirmektir. Devleti ve hükümeti idare etmeye çalışmaktır. Herkesin bir kanaati var. Bizim de kanaatimiz var. Burada, siyaseten bir "tercih" söz konusu. 

Kürt sorununu sormak istiyorum. Bu soruna nasıl bakıyorsunuz?

- Hiçbir Kürt vatandaşımızın hak noktasında benden daha az hakkı yok. Kendi aralarında dillerini istedikleri gibi konuşuyorlar. Biz devlet okullarında Kürtçe eğitime karşıyız. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Özel okullar açılmasına itirazım yok. Ama devlet okulunda Kürtçe eğitim olmaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin kanunu var. Bu kanuna göre devletin resmi dili Türkçe'dir. 12 Eylül'e kadar Kürtçe konuşma sorunu yoktu. 12 Eylülcüler, PKK meselesinden dolayı biraz sıkı tuttular. Bu da yanlıştı. Efendim, "Kürtçe eğitim verilsin." Hayır efendim böyle bir şey olmaz. Türkiye'de yirmi beş ırk var.

Medresetü'z-Zehra projesinde Kürtçe'ye yer verilmiyor mu?

- Bediüzzaman, "Kürtçe neşriyat yapılsın" demiyor. Üstad, "Arapça vacip, Türkçe lâzım, Kürtçe caiz" diyor. "Caiz" demek, "ihtiyaç olduğu zaman kullanılır" demektir. Bunun şeriatta anlamı budur. Kürtçe öğretilse de bir işe yaramaz. Ne dünyada bir geçerliliği var, ne de Türkiye'de kullanabileceği bir alan. 12 Eylül'e kadar Kürtlerin dillerini öğrenme ve kullanmasında bir zorluk yoktu. Kürtler milletvekili olabiliyor. Her türlü ticareti yapabiliyorlar. Devletin bazı meselelere karşı kafası bozuk. Biz iki bin mahkeme geçirdik. Kürtler bizim kadar çekmedi. Fiilî duruma geçildikten sonra zarar gördüler. Üstad, Şeyh Said'e taraf çıkmadı. Devletin, her gruba potansiyel bir tehlike olarak baktığı bir gerçek. Bu yanlış, ama buna karşı silah kullanmak da yanlış. '"Kürtçe eğitim verilsin" diyorlar. Bu olmaz. Türkiye'de bir sürü ırk var. Devletin Kürtçe eğitim vermesi yanlış. Devlet baskılarını tasvip etmediğimiz gibi, devlet düşmanlığını da doğru bulmuyoruz. Bunun için devlet kurmaya çalışılmaz. Üstad, birlik ve beraberliği savunuyor. Bakınız Üstad, "Kürtler iyi bir vücut, Türkler ise iyi bir kafadır. Beraber olmanızda fayda var" diyor. Üstad neden böyle bir şey söylüyor? Çünkü her ırkın bir özelliği var. Kürtler daha ziyade kırsal kesimde, ağalık ve şeyhlik kültürü içinde yetişen bir toplum. Orada devlet olsa dahi hükmeden, yine ağadır. Abdülhamit bunu gördü. Hamidiye Alayları'nı kurarak orayı yönetti. Bu, bir gen özelliği. Her toplumun kendine has bir yapısı var. Meselâ, Türklerde bir kız kaçırılsa, en fazla ilişkiler kesilir. Ama o­nlarda namus meselesi oluyor; kaçıran kaçan, her ikisi de öldürülüyor. Din bu yapıya müsaade etmiyor. Ama töreleri böyle.


Bu makale 10424 defa okundu.
 

Yorumlar  

 
#27 HAMZA BOZ ALİ 13-01-2011 12:57
Abuzer kardeşim yeni doğmuş bir bebeği eroin bağımlısı yapmak mümkünmü sizce. Elbette gençlik döneminde bu komplo yapılacaktı. Komployu gerçekleştiren adamın astsubay olduğuda medyada ortaya çıkmıştı. Ancak spesifik bir hadise denilerek üstü kapatılmaya çalışılıyor. Kutlular ağabeye 80 lerden öncede sonra da bu tehditler çok yapılmıştır. Kendisinin cep telefonu her zaman açıktır. Gazeteyi ararsanız kendisiyle görüşebilirsini z. Avamdan havastan kimseyi ayırt etmiyor kendisi. ben bile avam dan bir kişi olarak farklı konularda kendisiyle görüştüm.
Asıl önemli olan Risale-i Nur davasıdır. Bu dava uğruna taviz vermeyenler elbette bedel ödemektedirler. Kutlular ağabey hayatı boyunca dik duruşlara bizlere örnek olmaktadır. En yumuşak karnı olan ailesini bile feda eden bir dava adamını öldürmek hiçte kolay olmasa gerek. Üstadımız Bediüzzaman ı tüm hükümet birlik olmasına rağmen öldürememiştir. Onun davasını takip eden mübarekleride susturmak mümkün değildir. Aklın çözemediği hadisatlar varsa Risalei nurun mücizatı var demektir.
Tüm dava arkadaşlarımıza ve ağabeylere selam...
Alıntı
 
 
#26 Abuzer 23-12-2010 04:52
sayin HAMZA BOZ ALİ,
Sizin bahsettiginiz hadise Kutlular ile askeri Cenahtan olan subayin ziyareti 80 lerdedir. Rahmetli Vildan´in ölüm tarihi ise 12 Eylül 1995 dir.

O cenah sayet Kutlular ile bir hesaplasma icerisine girdi ise, o tehditten tam 15 sene sonra mi hadiseyi gerceklestirdil er?

Sayin Kutlular aciklamali, Vildan ölmeden önce ne tip teklifler yapildi?
Nasil bir pazarlik icine girildi?
Hangi taleplerle gelindi de ret edildi?
Unutulmamli ki, sayet öldürülme hadisesi varsa, 95 yilinda önemli görüsme trafigi gerceklesmi olmali. Netice olarak yine ayni yilda arzuedilenler Kutlular tarafindan kabul edilmemis olmali......

Sorular uzar gider, akla yakin bi cevap bulamadim , sayet hadisenin gercek yüzünü tam vakif olan varsa yazin bizde bilelim.
Denilen sadece sudur, Vildan(Allah Rahmet eylesin) öldürüldü!!!!

Amam ölüm sebebi sadece kuru bir iddia olarak günümüze kadar gelmis oluyor. Zira bir cemaat mensubu olarak bilmek en dogal hakkim. Yeniasya üzerinde hangi tertip amaclandi ? Ne kadari basarili oldu?
Bütün bunlari Mehmet Kutlular´in bilmesi gerekir. Kuru aciklamadan ziyade, icini dolduracak sekilde bir bilgiye maalesef muhtaciz. Vildani öldürdügü iddia edilen güc, fevkalade Kutlular´a da bir planla ortadan kaldirabilirdi.... sorular, sorularr
Komplo Teorileri gibi geliyor bana

Allah Vildan´a afv ve magfiret etsin. Allah hic kimseye bu tür acilar yasatmasin

Amacim elestirmek degil, sadece bilgi almak
Alıntı
 
 
#25 HAMZA BOZ ALİ 04-12-2010 19:49
12 Eylül askeri darbesinde sayın Kırkıncı Hoca ve diğer cemmat mensubu ağabeyler bu ergenekon zihniyetine boyun eğmiş ve Üstadımızın idam sehpasında vermediği tavizleri vermiştir. Bir gecede yüzlerce ışık evleri ve maddi destek bu ağabeylerin cemaatlerine devlet eliyle akıtılımış ve tavizler koparılmıştır. Sayın Özal ki odaİhtilalciler ve ergenekona alet olmuş ancak sonradan İhtilalcilerin iktidara getirdiği biri olarak yanlışlarını anlaması sonucu hatalrını telafi maksadıyla bazı girişimlerde bulunmuş ve suikastlere maruz kalmış arkasından komploya kurban edilmiştir. Ben rabbimden tüm ağabeylerime, kardeşlerime ve bana basiret ve fresat vermesini niyaz ediyorum.
Sayın Demireli ve Sayın Menderesi Ergenekon oyunlarıyla Türkiyede spesifik bazı hadiseleri cımbızlayarak ülke karışıyor yaygaralarıyla darbeye zemin hazırlayan zihniyet alaşağı etmiş ve bugün ifşa olmuştur.
Çok değerli ağabeylerim eğer bu tavizleri vermeseydi Sayın kutlular gibi evlatları belkide gözleri önünde Ergenekoncular veya diğer mihraklar tarafından öldürülecek veya tuzaklara düşürülecekti. Kutlular abi kızını Kurban etti ama davasını asla kurban etmedi. Davasını kurban edenlere de rabbimden af ve mağfiret diliyorum.
Ağabeyler yaş itibariyle bilirsiniz ki Menderes te içki içen ve namaz kılmayan Ancak dine taraftarlığı hasebiyle İslam Kahramanı ünvanını asrın Müceddidinden alan bir mümtaz şahsiyettir. Bizler devlet kademelerinde hoca seçimi yapmıyoruz. Devlet adamı seçiyoruz. Nasılki bozuk bir saatiniz varsa müslüman kasaba değil yahudi dahi olsa saat ustasına götürürürüz. Bir dönem Sayın Erbakan da bu ağabeyler tarafından desteklenmiş, saat ustası sanılmıştı ve iman hakikatlerinin yayılmasına hizmet etmesi beklenirken en büyük darbeyi bizzat kendisi vurmuştu. Özellikle de İsviçrede sürgünden Paşa tarafından Türkiyeye getirilerek parti kurdurulmuş ve ülke Kaosa sürüklenmiştir. Bu oyunlara gelen bu necip millet için rabbimden basiret ve feraset niyaz ediyorum.
Tarih tekerrürden ibarettir sözü gerçekten çok doğru. Tarihini bilmeyen geleceğe sağlam adımlarla yürüyemez.
Alıntı
 
 
#24 Mahzun Köylü 18-06-2010 04:12
DP niçin CHP'lileşti?

Adı sanı artık ne duyulan ne de bilinen Demokrat Parti'de bir yetkili "Hüsamettin Cindoruk CHP'ye geçsin" demiş. Sözlerinin doğruluğunu kanıtlamak için de Süheyl Batum'un CHP'ye yönelişini hatırlatmış. Bu iddia sadece gündelik politika içinde sıradan ve basit ve iddiayı değil, üstünde ciddi olarak düşünülmesi gereken sosyolojik bir gerçeği saptıyor. Saptamakla kalmıyor. CHP'nin niçin AK Parti karşısında başarısız olduğunu açıklamak bakımından da önemli bir ipucu veriyor.
Gerçekten de Süheyl Batum gibi adı o güne değin CHP kulislerinde hiç duyulmamış birisinin kurultayın desteğini alarak PM'ye seçilmesi ilginçtir. Oysa aynı kişinin adı daha önce DP için geçiyordu. Bu kabulün, bu uzlaşmanın, bu bütünleşmenin nasıl olduğu, niye olduğu, nelere dayandığı görmezden gelinmeyecek kadar önemlidir.
Önemlidir çünkü CHP'nin bugünkü kimliğini netleştirmekted ir.
Bu kimlik sosyolojik olarak bakıldığında ilginç bir özellik gösteriyor. Şöyle açıklayayım: bugünkü CHP'nin gerek ideolojisi, gerek üst düzey yönetimi nitelik olarak 1965'lerin Adalet Partisi'ne dönüşmüş durumda. Savundukları görüşlerin devletle, sistemle, bürokrasiyle olan bağlantısı o tarihlerde Demirel'in ve çevresinin, dolayısıyla da AP'nin savunduklarında n zerre kadar farklı değil. Kaldı ki, 1990'ların Demirel'i, 28 Şubat'taki pozisyonu, Genelkurmay'la olan ilişkisi, demokrasiye yaklaşımı bugünkü CHP'nin de savunduğu görüşlerle tıpatıp aynıydı, sonuna kadar örtüşüyordu.
Buna mukabil 1965'lerin AP'sinin tabanı çiftçiydi, köylüydü, göçerlerdi. Onlar ise 1970'lerde kısa bir süre için CHP'ye ve onun sınıf temelli politikalarına kaydıktan sonra bugün kesinkes AK Parti tabanını meydana getiriyor. AK Parti bu kesimlerin temsilcisi olarak ama ideolojik planda AP'den ve CHP'den radikal biçimde farklı bir politika izleyerek siyasal arenada kendisini gösteriyor.
Bu çok önemli bir dönüşümdür. Bugünkü CHP'nin ne sözü çok geçen o varoşlarla, ne dar gelirli ve yoksullarla, ne kırsal alanla, ne demokrasi talep eden kesimlerle ilişkisi kalmıştır. Yapılan bütün araştırmalar bu partinin üst gelir gruplarından, daha iyi eğitimli çevrelerden, yaşlı nüfustan, kent yerleşiklerinde n oy aldığını gösteriyor. İdeolojik planda da sistemi savunan bürokratik, tutucu, laikçi, durağan, üç Cumhuriyet gazetesi yazarını yönetime taşıyan, Batum'u partiye özel olarak davet eden bir CHP var orta yerde.
Öbür tarafta ne olursa olsun AP'nin uzantısı sayılacak bir kadrodan müteşekkil, devletçi seçkinlerden oluşan, sınıfsal olarak tabandan kopmuş, ideoloji olarak askeri, sistemi, 'Ergenekon'u savunan, "Devletim istedi geldim" diyen bir DP'nin ve yöneticilerinin CHP ile arasında sıra dağlar yok. Böyle bir durumda DP'nin kendisini CHP ile bütünleştirmesi nde veya DP yöneticileriyle CHP arasında, Batum örneğinde olduğu gibi, bir bütünlük sağlanmasında şaşırtıcı ne olabilir?
Gene bu koşullar bize Türkiye'deki siyasetin yapısal bir özelliğini gösteriyor: Türkiye'de siyaseti belirleyen ana unsur modernleşmedir. Modernleşmeyi bekleyen ve modernleşmenin iticisi olan kesimler hangi partide ise o parti "ilerici"dir. Daha önceki dönemlerde söz konusu ilericilik altyapının dönüştürülmesin e dayanıyordu. Onunla sınırlıydı. Bugünse demokratik dönüşüm de o aktif modernleşmeyle bütünleşiyor. Bu gerçeğin gereğini yerine getirmeyen partiler ise tutucudur ve öyle olmaya/kalmaya mahkûmdur. Yani tarihin bir döneminde ilerici olmuş bir siyaset güncel anlamda ilerici olmayabiliyor. Yani ilericilik de gericilik de Türkiye'de sınıfla ve devletle ilgili niteliktir.
Galiba bana çok sık sorulan "CHP değişir mi değişmez mi" sorusunu yanıtlamış oluyorum.

HASAN BÜLENT KAHRAMAN
Sabah, 18.06.2010
Alıntı
 
 
#23 Webmaster 17-06-2010 05:24
İnsan her zaman hüsn-ü zanna memurdur!

Levent bey, eğer EuroNur´un müdavimlerinden iseniz bilirsiniz ki bu sitede her görüşe nezaket kurallarını ihlal etmemek kaydıyla yer verilmektedir. Lakin yorumlar editörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanır. Bu genelde 24 saat içerisinde olsa da belli şartlarda 2-3 günü bulabilir.
Alıntı
 
 
#22 Levent Bağ 16-06-2010 08:53
Kardeşim gönderdiğim yazıları neden yayınlamıyorsun uz? Yoksa siz hakkın izharından mı korkuyorsunuz?.. Bilirsiniz ve biliniz ki hakkın hatırı alidir hiç bir hatıra feda edilmez.. Mehmet Kutlular da Nur dairesindeki umum zevat ı muhterem gibi nazarımızda bir mevki sahibidirler fakat onun siyasi bir tercihini yahut yanlışını nazara vermemiz sizlere neden ağır geliyor? Madem demokrasi taraftarlığında bulunuyoruz bırakınız herkes hür fikrini beyan etsin. Ta ki hakikat neymiş anlaşılsın.. Yok eğer korkuyorsanız sair kardeşlerinize demir perde çekip sitelerinize yalnız kendiniz gibi düşünenleri dahil ediniz.. Selametle..
Alıntı
 
 
#21 Levent Bağ 14-06-2010 11:23
Zamanında demirelin ecevite karşı ehven i şer olması fikri doğrudur fakat demirelin Üstada ve talebelerine dost olduğunu söylemesi ise Mehmet Kutlular Beyin bir yanlışıdır.. İleri derecede mason olduğu bilinen ve "tesettür isteyen Arabistana gitsin" diyen bir herifin Nur talebelerine dost olduğunu iddia etmek, açık bir hatadır. Zamanında rey vermek mevzusu ise, Üstada ve dindarlara nefreti bedihi olan fakat eskide siyaseten su yüzüne çıkarmamış olan dehşetli bir herifi, Nurlara ve Nur talebelerine dost göstermeye çalışmak hakiki Nur talebelerine yakışmaz diye hatırlatıyoruz..
Hata ise, demirele vaktinde oy vermekten ziyade mason olmayan Turgut Özalın parti kurmasından sonra hala mason demirele sahip çıkmak idi.. Başka partileri ehveni şer gören Nurun ekseri cemaatleri bu meselede isabet etikleri, -Fethullah hocanın grubu bahisten hariçtir, burada kastedilen ise dairemiz içindeki siyasi ihtilaftır- Mehmet Kutlular Bey'in ise ısrarla demirel demesini ve "Üstadın hayatından bunu bulamazlar" diye iddia etmesini ise, ehveni şerrin ne olduğunu anlamaya çalışmaktan ziyade mason bir herife ve partisine anlaşılmaz bir sadakat olarak tavsif ediyorum. O mason herif ise bu zahir yanlışa karşı "tesettür isteyenler memleketten gitsinler" diyerek kendisine olan sadakatli teveccühe hiç te liyakati olmadığını açıkça göstermiştir.. Bundan ben tahmin ederim ki Yeni Asya'cı kardeşlerimiz de artık o herifin ne olduğunu anlamışlar ve zahir hatalarından nedamet etmişlerdir diye hüsnü zanla bakıyorum..
Allah, Nur talebelerini ifrat ve ve tefritten içtinab ile sırat ı müstakimde devam ettirsin. Amin..
Alıntı
 
 
#20 Murat Ademoglu 08-04-2010 18:07
Bizim elestirimiz, ne sayin Kutlular´in ne de diger saff-i Evveller´in Risale Hizmetlerinde ki kusurlar ya da eksikler degildir. Bizim Elestirimiz, sadece Risale-i Nur gibi Cihansumul Eserlerin Siyasete hizmetkar edilmesidir. Yoksa, Nur hizmetlerini her zaman takdir ederim...
Son zamanlarda kafamda iyice evhamlar olusmaya baslamisti, acaba Demirel(Ergenek oncu) Taifesi, ülkedeki pozitif gelismeleri ket vurmak icin Cemaat üzerinde ne gibi düsüncelere sahip diye, yavas yavas gazeteye bakince(Yeni Asya) kendisini belirtmeye basladi. Biz ayni Oyunu Özal zamaninda gördük, DYP nin tasiyicisi hükmünde idi Cemaat, Gazete de yayin oragniydi, simdiler de degörünen o ki (insaAllah yaniliyorumdur) Seytandoruk(Cin doruk) hamiligine soyundu.
Eski Genel Baskan Sn. Soylu Bey´in dedigi "Ergenekonculara partiden temizleyemedim".
Yoksa sayin Kutlular´in mert, cesur dava adami olmasi beni ziyadesiyle memnun eder, ah su siyaset kirine bulasmasa ve de hickimsenin taseronu olmasa, keske Iman hizmetine daha fazla egilse ....
Ayrica taassubun hertürlüsne karsiyim, Madem Konu Münazarattan acildi, Syin Hasan Okuyan, Münazarati iyi Oku, Üstad Hazretlerinin o avama seslendigi, Seyhlere, Agalara hitabini iyi oku.

"Ben tanimiyorum, sizde tanimayin" Vesselam...
Selamlar
Alıntı
 
 
#19 parya 07-04-2010 16:53
okudum murat ademoğlu ağabey...

konuya ilişkin diyeceğim şudur...

hiç şüphem yok kutlular ağabey hasbi,mert ve cesur bir insan..

ancak elbette kutlular ağabeyin gerek hocaefendiyi gerek yazıcıları hüsrev ağabeyi gerek zamanında kendinden daha kıdemli bediüzzaman talebelerini belki sert fıtratının etkisiyle kırmasını doğru bir içtihat olarak görmüyorum...

fakat;...

geçenlerde bediüzzaman hazretleri ve açılım üzerine yeni asya camiasının düzenlediği panelde bulundum...

evvela bediüzzamanı gündem yapan azimli çalışmaları için yeni asya camiasını takdirle karşıladığımı ve faydalandığım,v e salonu bir huzur adacığına çeviren verimli panelleri için şükran hissiyle dolduğumu ifade etmem lazım...

panele dönersek kutlular ağabey gerçekten kendinden emin ve cesur bir konuşma yaptı...hatta o kadar etkilendim ki sonradan elini öpmek istediysemde öptürmedi ama tokalaşmış olduk...

kendisine allah için saygı duyuyorum...ancak bazı meseleleri temcit pilavı gibi gündeme getirilmesi bana göre uygun bir şey değil...

evet insanlar herkese mavi boncuk dağıtma durumunda değil ama kutlular ağabey; ne olursa olsun fethullah efendi gibi beğenilsin beğenilmesin,kı skanılsın takdir edilsin ciddi bir islam alimini ve hüsrev ağabey gibi üstadın katında dahi nazı çokca geçen üstün bir talebeyi yermesi veya o manaya gelecek laflar etmesi velevki haklı bile olsa uygun değil...

bu yönüyle içten ama talihsiz ve faydasız bir açıklama...
Alıntı
 
 
#18 Hasan Okuyan 07-04-2010 06:05
Murat Ademoglu yazidaki su cümleyi görmemis belli, yoksa muhterem kardesimiz "actim agzimi yumdum gözümü" yapmazdi diye düsünüyorum.
"28 Şubat?a kadar Demirel aynı Demirel?di. 28 Şubat sürecinden sonra değişti."

Bir de -kim olursa olsun- hicbirimiz günahsiz melek degiliz, din kardeslerimizi elestirirken ÜSTADIMIZIN MÜNAZARAT namli eserinin birinci cümlesi ile degrlendirelim, cünkü bu bir islamî kaidedir. " Ya eyyühen nazir! Hasenati seyiatina, sevabi hatasina tereccüh edenler, MAGFIRET ve AFFA müstahaktirlar! "

Ey kinci, taraftar, menfi kör hissiyat hâl böyle iken kimden FETVA aliyorsun?
Alıntı
 
 
#17 Murat Ademoglu 06-04-2010 06:40
Parya nerdeysen buraya da göz at!!!
Ah Üstadim herkes senin Rantini yiyor ve de tepe tepe kullaniyor.
Ey Kutlular, Nur Tarihine bakinca, her catismada sen vardin...
Üstat ilkelerei koydugu halde, sahislar babinda cemaati yönlendiren sendin, Demirel Ugruna nice saffi Evvel ile cebellestin, hala mi Demirel diyorsun???
Kurandan ayetleri azaltm babaindaki söylemlerine ragmen mi Demirel, Basörtülüler Arabisatana gitmeli demesine ragmen mi Demirel, YÖKE atadigi Gürüz Efendi ile mi Demirel, yoksa Anayasa Mahkemeisne atadiklariyla mi hala Demirel......
Ergenekon Operasyonlari bize cogu gercegi gösterdi, buna ragmen mi Demirel, acik konus, size yeni bir rol verildi de, DP ´yi mi destekleyecek CEMEAT!!!!
Yok Arkadas, Kral CIPLAK...
28 Subatta Demirel Misyonunu cok iyi gördük, hemde perdesiz olarak
Fazla söze ne HACET

Herkes yanlis yapar, ama sayinKUTLULAR yapmaz, o hep doogrudur, nice Abiler yanlis yapmistir, amma lakin Sayin Kutlular hep dogrudur...

Bu yaziyi yayinlamazsiniz biliyorum, lakin yazmadan da edemiyorum.
Selamlar tüm okuyanlara
Alıntı
 
 
#16 B. T. 04-04-2010 14:09
Kutlular Ağabey'in görüşlerine ekseriyet i'tibâriyle katılıyorum.. Eğip bükmeden merdçe söylemiş.

Aşağıdaki düşüncelerine katılmıyorum:

"Biz devlet okullarında Kürtçe eğitime karşıyız. .. Ama devlet okulunda Kürtçe eğitim olmaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin kanunu var. Bu kanuna göre devletin resmi dili Türkçe'dir. .. Efendim, "Kürtçe eğitim verilsin." Hayır efendim böyle bir şey olmaz. .."

Şartlar müsâid olursa, talep varsa neden olmasın?. Türkiye Cumhuriyeti'nin ka?nûnu Allah kelâmı değil ki, gerekirse değiştirilir..
Alıntı
 
 
#15 bende 02-04-2010 17:43
peygamberimiz de siyasetçi idi gibi düşüncelerle mehmet kutluların deyimi ile ''yapılan yanlışlıklara kutsiyet atfetme'' çabasına girmeye gerek te yok hakkımız da.
''selef-i sâlihîn asrında ve o zaman çarşısında en mergub meta, Hâlık-ı Semavat ve Arz'ın marziyatlarını ve bizden arzularını, kelâmından istinbat etmek ve nur-u nübüvvet ve Kur'an ile, kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki saadet-i ebediyeyi kazandırmak vesailini elde etmek
(Sözler)
Şu zamanda siyaset metaı ve hayat-ı dünyeviyenin temini ve felsefenin revaçları
(Sözler)

karıştırmayalım lütfen ''biz siyasete girdik zaten Efendimiz (ASM) da siyasetçi idi'' gibi cennetle cehennem kadar uzak olup sadece isimleri aynı olan bir ''siyaset'' manasını kullanacaksak dikkat edelim lütfen.
Alıntı
 
 
#14 bende 02-04-2010 17:42
peygamberimiz de siyasetçi idi gibi düşüncelerle mehmet kutluların deyimi ile ''yapılan yanlışlıklara kutsiyet atfetme'' çabasına girmeye gerek te yok hakkımız da.
''selef-i sâlihîn asrında ve o zaman çarşısında en mergub meta, Hâlık-ı Semavat ve Arz'ın marziyatlarını ve bizden arzularını, kelâmından istinbat etmek ve nur-u nübüvvet ve Kur'an ile, kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki saadet-i ebediyeyi kazandırmak vesailini elde etmek
(Sözler)
Şu zamanda siyaset metaı ve hayat-ı dünyeviyenin temini ve felsefenin revaçları
(Sözler)

karıştırmayalım lütfen ''biz siyasete girdik zaten Efendimiz (ASM) da siyasetçi idi'' gibi cennetle cehennem kadar uzak olup sadece isimleri aynı olan bir ''siyaset'' manasını kullanacaksak dikkat edelim lütfen.
Alıntı
 
 
#13 brader 02-04-2010 02:13
üstad kürtçe neşriyat yapılsın dememiş ama yapılmasın da dememiş.Dillerin farklı ve çeşitli olması Allahın ayetlerindendir .Madem durum budur o zaman her dil ile eğitim yapılabilmelidi r.Ayrıca kürtçenin geçerliliğini sorgulamak kürt olmayanın üzerine vazife değildir.
Alıntı
 
 

Anket

İhlas ve Uhuvvet risalelerini hangi sıklıkta okuyorsunuz?
 
Kitapta, değişim sancıları içerisindeki, başta Türkiye ve âlem-i İslâm özelinde tüm dünya için büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin örnek hizmet anlayışı özetleniyor.
Bugün284
Dün3989
Bu Hafta15397
Bu Ay56670
Toplam5370655

Sitede şuan 154 ziyaretçi var.


Günün Karikatürü

Her güne bir karikatür - Her yüze bir tebessüm
Basit, kısa ve keskin yol

Basit, kısa ve keskin yol

Risâle-i Nurları anlamak amacıyla okumak için, hedeflerimiz kadar tarz ve şekiller, yollar da önem arz etmektedir. Hedef parça parça, bölüm bölüm anlamak ve kavramaksa Risâle-i Nurların bütünlüğü ve küllî manaları arasında bunu gerçekleştirmek lâzımdır. var addthis_product = 'jlp-1.2'; var addthis_config...

İmanımızı nasıl güçlendiririz?

İmanımızı nasıl güçlendiririz?

“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında “güç-enerji” üretebildiğimiz gibi; imanımızın barajı kalb ve santralı akıl ile diğer duygularımızı çalıştırabildiğimiz oranda imanımızı yükseltebiliriz. Aslında bunun formülleri basittir: * Hangi...

Anadolu’da ekilen Nur tohumları farklı zeminlerde çiçek açıyor

Anadolu’da ekilen Nur tohumları farklı zeminlerde çiçek açıyor

Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada intişar eden ağaca benzetmiştir. “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir” var addthis_product = 'jlp-1.2'; var...

Şükür nedir ve nasıl yapılır?

Şükür nedir ve nasıl yapılır?

Verilen bir nimete karşı, nimeti verene saygı ve minnet duygusu ile yapılan teşekküre şükür denir. Şükür cümlesi ’’ş-k-r” kökünden gelmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de bu kökten gelen yetmişe yakın kelime bulunmaktadır. Hamd kelimesi “medih ve övme” anlamında olup şükürden daha kapsamlıdır. Şu hadis-i şerif de bunu ifade etmektedir: ’’Allah’a hamd...

İmanlı bir hayat ve meyveleri

İmanlı bir hayat ve meyveleri

Bizlere hayali bile zevk veren, kıymetli bir mazhariyetimiz, abidâne geleceğimiz de olabilir. İmanlı-inançlı, İslâmiyetin sınırları ve emir dairesinde ubudiyet-i İlâhiyeye muvaffak olabildiğimiz mertebe ve derecelerde cennete girmek ve cennetten daha leziz olan Cemalullahı görebilmek. Bu ehl-i hizmet için bir gaye ve hedef değilken ihsan-ı İlâhiye boyun eğdirttirecek bir...

Bediüzzaman'ın sosyal ilişkilerdeki nezih tavrı günümüze ölçüdür

Bediüzzaman'ın sosyal ilişkilerdeki nezih tavrı günümüze ölçüdür

Efendimizin (asm) mübârek ve pak hâl ve etvarından tereşşuh eden olumlu tutum ve davranışların yansımalarına mazhar olan Hazreti Üstad’ın sosyal ilişkilerdeki tavrı daima nezih olmuştur. Sünnet ekseninde bir hayat tarzının hakim olduğu yaşantısında öne çıkan hususiyetlerin Bediüzzaman’da sosyal ilişkilerdeki tavrı günümüze ölçü olarak pekâla...

İsviçre’de Risâle-i Nur okumaları

İsviçre’de Risâle-i Nur okumaları

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen insan, imân derslerine hava gibi, su gibi ihtiyaç duyuyor ve dünya hayatının gerilimli, bunaltıcı koşuşturmalarından sıyrılmak için bir vesile temenni ediyor. Kuş cıvıltıları ve baharın rengârenk Cemâl âyineleri...

Suriye’de dehşetli dezenformasyona dikkat!

Suriye’de dehşetli dezenformasyona dikkat!

Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi bugün doluyor. Ancak çarpıtmalarla ve yanıltmalarla süreç bir başka boyuta vardırılıyor.İşaretler, Suriye’de de dezenformasyonlarla ve uydurma haberlerle karşılıklı bir tahrikin sürdüğünü;...

Kürtlük dâvâsı pek mânâsız bir iddiadır

Kürtlük dâvâsı pek mânâsız bir iddiadır

Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi   “KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR” Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 sayılı Sebilürreşâd’da yazdığı “Kürdler ve İslâmiyet” başlıklı makalede, Kürt Şerif Paşa ile Ermeni Boğos Nubar Paşa'nın Paris’te “Kürdistan” ve “Ermenistan” devletlerinin kurulmasına...

Balkan Coğrafyası da Bediüzzaman’ı Bekliyor

Balkan Coğrafyası da Bediüzzaman’ı Bekliyor

Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği üniversitenin temelini atmasının yüzüncü yılında Saraybosna'da düzenlediği kongre ile gönüllerin fethinin ve manevî cihadın öne çıktığı bu zamanda bu mânâlara önemli bir katkıda bulundu.Balkan Coğrafyası Da Bediüzzaman’ı...

  • RÖPORTAJ
  • NUR HABERLERİ
  • BASINDAN SEÇMELER
  • DÜNYA DÖNÜYOR
  • AVRUPA´DAN HABERLER
Hollanda′dan her yıl Türkiye′ye 1 milyon 200 bin turist tatil için geliyor. Türkiye-Hollanda ilişkilerinde sadece turizm değil, ticaret ve yatırım ...
BEDİÜZZAMAN, ortaya koyduğu fikirleriyle Türkiye ve dünya için büyük bir değer. Bediüzzaman, fikirleriyle bugünün insanlarına büyük hizmetlerde ...

Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin

2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...

Kenan Evren'in sanık sıfatıyla mahkemeye çağrılmasını önemli bulan yazar Etyen Mahçupyan 12 Eylül mahkûm edildikten sonra yeni bir anayasanın ...
Hedefimiz öncelikle gençleri ve çocukları sanal bağımlılıktan korumaktır

SANAL BAĞIMLILIK TOPLUMUMUZ İÇİN YENİ BİR TEHLİKE

Teknoloji, çağımızda en ...

Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada ...

Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...

Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...

Risâle-i Nur Enstitüsü’nün Trabzon Temsilciliğince düzenlenen “Bediüzzaman Said Nursî’ye göre İnsanlığın Kurtuluş Reçetesi Kur’ân Medeniyeti” paneli ...

Risâle-i Nurları okumak, anlayarak, mânâlarında zevk ve lezzet huzmelerinin içinde dolaşarak okumak... Bizim için Risâle-i Nurları okumak, okumanın ...

“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında ...

Bizlere hayali bile zevk veren, kıymetli bir mazhariyetimiz, abidâne geleceğimiz de olabilir. İmanlı-inançlı, İslâmiyetin sınırları ve emir ...

“İnsan bir yolcudur; ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden ve sırattan geçen bir yolculuğu ...

İkinci zuhur çağının iki ana tecdit çizgisi ve akımı var. Bunlardan birisi Arap alemine has olup İhvan-ı Müslimin hareketidir.

Diğeri de Türkiye ...

Tam da ‘başörtüsü yasağı bitti, bitiyor’ derken İzmir’den yeni yasak haberi geldi. Buna göre, Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay ...

Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...

Asya’dan Afrika’ya çatışma ve kriz bölgelerinde karışıklık ve kaos devam ediyor. Suriye’deki durum, elbette gündemin üst sırasında. Lâkin sâdece ...

TÜRKİYE Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Muharrem Balcı, alkolün uyuşturucuyla beraber dünyanın en büyük vebası olduğunu ifade etti.

Alkol, dünyanın ...

“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...

DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...

Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...

BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...

Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...

23 Mart Said Nursî’nin Hakk'a yürüdüğü gün, talebeleri bir hafta boyunca her yıl fikirlerini müzakere eden seminerler, konferanslar düzenliyor. Bu ...

  • MAKALELER
  • SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ KUR´AN
  • KURAN HABERLERİ

Risâle-i Nur, “Kur’ân-ı Kerim’de takip edilen maksad-ı aslî; ispat-ı Sani, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet esaslarına cumhur-i nası irşad ve isal ...

Nobel Ödül sahibi ilk Müslüman Prof. Dr. Abdüsselâm, Kur’ân’ın yaklaşık sekizde birinin, inananları tabiatı incelemeye, nihâî gerçeği arayışlarında ...

Kur’ân’ın, medeniyet harikaları, buluş ve keşiflerden “açıkça” bahsetmemesi noksanlık, kusur değil; bilâkis bir hikmettir; yerinde bir uygulamadır. ...

Said Nursi’nin okumuş olduğu fen-bilimleri ile din bilimlerini birleştirdiği, bilimi tevhid bakış açısıyla yorumlayarak bilimin içeresinden Allah’ın ...

Kur’ân âyetlerinin çoğu, mükemmel birer hazinenin ve birer ilim definesinin anahtarıdır. Gökkubbe içinde-üstünde, maddî ve metafizik âlemde yer işgal ...

Midyat'a gelen İranlı Hafız Fatiha'yı tek nefeste okudu.

Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.

Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.

Fatiha sûresini hiç böyle dinlediniz mi?

Türkiye genelinde yaz Kur’ân kursları cami ve Kur’ân kurslarında başladı. Adana’da da Müftü İsmail Canbolat, Sarıçam Aksoylar Kur'ân Kursu, ...
Okullar tatil olunca bazı anne ve babalar çocuklarının Kur’ân okumasını öğrenmelerini isterler. Kendileri bilmeyenler Kur’ân kursuna ...
Seçimlerin ardından yaşanan karmaşa devam ederken, Meclis henüz çalışmalara başlayamadı. Bu yüzden de seçim sonrasına bırakılan konular ...
Diyanet-Sen Giresun Şube Başkanı Fethi Karahüseyin, ebeveynlere çağrıda bulunarak, çocuklarını Kur’ân Kurslarına katılmalarını sağlamalarını ...
BAŞŞEHİR'de görev yapan din görevlisi Recai Özsoy, kendi yazdığı ve 150 kilogram ağırlığında, açıldığında eni 3 metre, boyu 107 santimetre olan ...
  • NURDAN KATRELER
  • ENSTİTÜ YAZILARI
  • RİSALE-İ NUR IŞIĞINDA
  • TARİHİ HAKİKATLER
  • RİSALE-İ NUR NEDİR?

Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ...

Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...

Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkkî ...

Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define: Onlara (ana babaya) hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun ...

Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet ...

Türkçe’ye “peygamber” olarak tercüme edilen kelimenin Arapça’da iki karşılığı bulunmaktadır; bunlardan birisi “Nebî”; diğeri de, “Resûl”dür. Hem ...

Yeni Said, birçok yönden eskisinden farklı olduğu halde bir kısım eserlerinde “Eski Said’in kafasına” müracaat etmiştir.

Eski Said kafasıyla ...

Kur’ân-ı Kerim, mânâsı, lâfzı, nazmı bakımından mu'cizevî olduğu gibi, muhatabını ikna ederken kullandığı yöntem de beşer takatinin pek üstündedir. ...

Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.

Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...


Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...

Risâle-i Nurları anlamak amacıyla okumak için, hedeflerimiz kadar tarz ve şekiller, yollar da önem arz etmektedir.

Hedef parça parça, bölüm bölüm ...

Verilen bir nimete karşı, nimeti verene saygı ve minnet duygusu ile yapılan teşekküre şükür denir. Şükür cümlesi ’’ş-k-r” kökünden gelmektedir. ...

-Zemin yüzünde çiçek açan genç Saidlerin mektubudur-

Aziz, sıddık, sarsılmaz, çekilmez, yorulmaz kardeşlerimiz,
Nurun fütuhatı bizleri sürura sevk ...

Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...

İnsan bahsi Risâle-i Nur’da içimi en çok titreten yerlerden birisi.

Çünkü insan her zaman çok farklı değerlendirilen ve dünyada yaratılmışların her ...

Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...

Münafıkların çabası ve gizli din düşmanlarının adliyeyi şaşırtıp hükûmeti iğfal etmesi sonucu, 1943 yılı Eylül ayı ortalarında dindarlara ...
ŞÂHİDLERİN beyânıyla, “Meclis sohbet salonu” ya da bugün “kulis” denilen “teneffüs dinlenme- salonu”nda 50- 60 mebus içindeki karşılaşmada önce ...
M. KEMAL’İN de aralarında bulunduğu on sekizi aşkın dâvetle Ankara’ya çağrılan Bediüzzaman’ın Meclis’te merasimle karşılanması, Meclis ...
Ortaya çıkan herbir belge, herbir vesika, Üstad Bediüzzaman'ın eserlerinde ve bilhassa Tarihçe–i Hayat isimli otobiyografisinde yazdıklarını ...

Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...

“Risâle-i Nur nedir?” deseler ne cevap verirsiniz? Risâle-i Nur’u tanıtmak için tanımak gerekir. Onu tanıdıkça çoğalır tanımlar. Tanıtıma ...

Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.

Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...

Bizler Risâle-i Nur’un, cemaatin içindeyiz de, Risâle-i Nur’un bizlere kazandırdığı sosyal ve ruhi reçetelerin, faydaların farkında mıyız acaba? ...

Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”

Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...

  • BEDİÜZZAMAN CEVAP VERİYOR
  • MEDYADA SAİD NURSİ
  • SAİD NUR VE TALEBELERİ
  • BEDİÜZZAMAN KÖŞESİ
  • SAİD NURSİ KİMDİR?

Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...

Prof. Dr. Yasin Ceylan dün bahsettiğimiz yazısında Risale-i Nur’un pratikte Müslüman için bir “yaşam rehberi” olmaktan uzak olduğunu öne ...
ODTÜ Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Yasin Ceylan, Radikal İki’deki “İslâm, Nurculuk ve Fethullah Gülen hareketi” başlıklı yazısında (19.04.09) ...
Son yıllarda muhafazakâr yapının elde ettiği siyasî ve ekonomik güçle İslâm hakikatlerinin hayata geçirilmesi noktasında nasıl bir orantı olduğu ...
Kadir Mısırlıoğlu 10 Şubat akşamı bir televizyon programında Bediüzzaman ile ilgili doğruluğu şüpheli olan hatta iftiraya varacak derecede pek ...

Bediüzzaman Said Nursî vefatının 52. yıl dönümünde Eskişehir Yeni Asya Temsilciliği tarafından organize edilen konferansta anıldı.


Eskişehir Yunus ...

Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...

Diyarbakır Dicle Kent Yeni Asya Temsilciliği tarafından düzenlenen Bediüzzaman’ı anma toplantısı Diyarbakır Ava Düğün Salonunda yapıldı. Dicle ...
BEDİÜZZAMAN Said Nursî’nin vefatının 52. yıldönümü münasebetiyle İzmit Sabancı Kültür Merkezinde gazetemiz yazarı Şükrü Bulut’un konuşmacı olduğu ...

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, kendisini imha etmeye çalışan güçlere meydan okurken, “Ölümüm hayatımdan çok hizmet edecek” diyordu. Gerçekten, hayatta ...

Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.

İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...

Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.

Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...

Tahirî Mutlu, 1900 yılında Isparta-Atabey’de doğdu. Ömrünü iman hizmetinde geçiren Tahirî Mutlu Ağabey 3 Nisan 1977 tarihinde vefat etti. Vasiyetine ...

İnsan hep birileri gibi olmak ister. Elbette Nur’un talebesi de birisini örnek alacaktır kendine. Nurun talebesi, Üstadına en çok benzeyeni örnek ...

Nisan ayı deyince aklımıza Nisan yağmurları gelir. Atalarımız Nisan yağmurlarını “şifa kaynağı” olarak görmüşler. Anadolu’da yağmurun en bol olduğu ...

Efendimizin (asm) mübârek ve pak hâl ve etvarından tereşşuh eden olumlu tutum ve davranışların yansımalarına mazhar olan Hazreti Üstad’ın sosyal ...

Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
 
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”

Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...


‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
 
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”

Bazılarının “Kürdî” tâbirinde ...

“Güneşin doğuşu başkadır orada, batışı başka,
Nur erleri orada eriştiler İlâhî aşka,
Sanki izleri hâlâ durur, toprak ve taşta.
Her daim dillerde ...

Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
 
“Kaçın… ...

İmam-ı Gazali’nin Kimya-yı Saadet’ini okurken bazı konular çağrışım yaptı. Büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursî ile benzerlikler arz ediyordu. ...

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin hayatını anlatan Tarihçe-i Hayat kitabı, 1950’den sonra talebeleri tarafından hazırlanmıştır.

Tarihçe-i Hayat’ın ...

-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-

İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir.
 
Gözlerime inanamıyorum diye ...

Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...

Her çağın kendine özgü bir paradigması varsa, her âlimin de kendine özgü bir çağı okuyuş tarzı olmalıdır. Gazali kendi çağını nasıl özgün bir ...
  • KÜLTÜR SANAT
  • EDEBİYAT
  • ŞİİRLER
  • Kitap Bahçesi

DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...

TÜRKİYE’NİN bir çok il ve ilçesinde Risâle-i Nur Enstitüsünün düzenlediği ve Bediüzzaman Said Nursî Haftası çerçevesinde organize edilen anma ...

Her sene Bediüzzaman Said Nursî’nin vefat yıldönümü vesilesiyle düzenlenen “Bediüzzaman Haftası" kapsamında, İstanbul Yeni Asya Hanım Okuyucuları, 24 ...

ROTTERDAM İslâm Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, vefatının 52’nci yıldönümünde, Bediüzzaman Said Nursî’nin kardeşliğe verdiği önemi ...

ÇORUM Yeni Asya temsilciliği tarafından Bediüzzaman Said Nursî’yi vefatının 52. yıldönümünde anmak üzere organize edilen "İnsanlığın Kurtuluş ...
Bir düşünelim, bir bakalım hele. Dün neredeydik, bugün nerede… Zelzele günlerini hatırlayalım. Daha da gerisine, gidebildiğimiz yere kadar ...
Hayat yeniden başlıyor her sabah. İnsanlar yollara dökülüyor her sabah. Ne kadar garip bu an; her şey, her yer. Bulutlar sanki tanıdık, bildik ...
İnsan şükür için yaratılmış.

Şükrün ne olduğunu bilen insanlar, Rablerine doyasıya şükretmek için ille de insanın başına pek seyrek olarak ...
“Ol âlem fahri Muhammed nebiler serveridir
Ver salâvat aşk ile, ol günahlar eridir”
Yunus Emre

Essalâtü ve’sselâm aleyke yâ Rasulallah…
Susmak, konuşmaktır. Susmak, düşünceler kitabının, konuşmak bölümüdür.
Susmak, derin bir sükût, uzun bir sükûttur.

Zihnimizde bağırışlar ...

Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.

İmanın ...

Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...

Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,

Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...

Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten

Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...

Boş durmuyor, yine iş başında birileri,
Topladılar başlarına cinleri, perileri,
Gözlerine batıyor adeta Nur Risâleleri,
Bozmaya çalışıyorlar, bazı ...

Hafızamız bizi yanıltmıyorsa, Bediüzzaman Said Nursî ve şaheseri Risâle-i Nur’ları 1983-84 kışında tanımıştık. Lise son sınıftaydık. Demek ki o ...

Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”

Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...

“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur

Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...

Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?

Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...

“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...